+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

çocuk ve Allah - çocuklara cenneti olan Allahı anlatmalıyız

 Çocuklara özel Katagorisinde ve  Çocuk Terbiyesi Forumunda Bulunan  çocuk ve Allah - çocuklara cenneti olan Allahı anlatmalıyız Konusunu Görüntülemektesiniz.=>çocuk ve Allah - çocuklara cenneti olan Allahı anlatmalıyız Bir akşam bir komşumuz telefon etti. -Ali bey, bizim çocuğa bir haller oldu, nazara geldi herhalde, şeytan ağza alınmayacak şeyler söylettiriyor dedi. -Hayırdır, hele anlat bakayım dedim. Anlatmaya başladı: -Ah sormayın, benimle birlikte namaz kılan, camiye giden bu güzel çocuğa neler ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart çocuk ve Allah - çocuklara cenneti olan Allahı anlatmalıyız

    çocuk ve Allah - çocuklara cenneti olan Allahı anlatmalıyız

    Bir akşam bir komşumuz telefon etti. -Ali bey, bizim çocuğa bir haller oldu, nazara geldi herhalde, şeytan ağza alınmayacak şeyler söylettiriyor dedi. -Hayırdır, hele anlat bakayım dedim. Anlatmaya başladı: -Ah sormayın, benimle birlikte namaz kılan, camiye giden bu güzel çocuğa neler oldu anlamıyorum. Gerçi yaşı daha küçük, dört yaşında, ama söylediği şeyler aklımı başımdan aldı, ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırdım. Ben namaz kılmayacağım! diye tutturdu. Olur mu, Allah namaz kılmayanları cehenneminde yakar dedim. Ben de onu yakarım! demez mi? Şaşırdım kaldım. Aklıma bir hocaya götürüp okutmak geldi, ama gitmeden önce size bir danışayım dedim.

    Komşuyu dinledikten sonra güldüm.

    - Hocaya filan götürmenize gerek yok, dedim, çocuk haklı.

    Böyle bir cevap beklememiş olacak ki, tepkisi sert oldu.

    - Ne diyorsunuz siz, Ali bey?

    - Küçük çocukları cehenneminde yakan Allahı hangi çocuk sever ve içinden gelerek namaz kılar? Çocuğu cehennemle korkutmaya ve Allahtan soğutmaya ne hakkınız var? Çocuklara cehennemin kapalı olduğunu bilmiyor musunuz? Peygamberimiz buyuruyor ki: Buluğa erinceye kadar çocuktan ve akıl hastasından kalem kaldırılmıştır. Çocuğu cehennemle korkutarak hem Allaha, hem çocuğa haksızlık ediyorsun. Çocuğun tepkisi gerçek Allaha değil, senin uydurduğun Allaha. Bu vebalin altından nasıl kalkacaksın?

    Çocuk adına çok üzüldüğüm için sözlerim sert olmuştu, bunun farkındaydım, ama kendimi tutamamıştım. Adam bir müddet sustuktan sonra:

    - Ali bey, kusura bakmayın, aklım iyice karıştı... dedi. Ben hocalardan Peygamberimizin

    - Çocuklarınızı yedi yaşından itibaren namaza alıştırın, dediğini duydum.

    - İyi de kardeşim, cehennemle korkutarak alıştırın dememiş ki!..

    - Haklısınız galiba... Peki, ne olacak şimdi? Hatamı nasıl tamir edeceğim?

    - Çocuğunuzun terapiye ihtiyacı var, gelin de bunu nasıl yapacağımızı konuşalım.

    Baba iyiniyetli ve söz dinleyen biri olduğu için verdiğim tavsiyeleri yerine getirdi ve çocuğun bozulan itikadı kısa zamanda düzeldi.

    Çocuklarda Ölüm Korkusu

    Araştırmalar, okul öncesi çocuklarda ölüm korkusunun çok baskın olduğunu göstermektedir. Öncelikle anne babasının, daha sonra kendisinin öleceğinden korkar. Ölüm korkusunun tek çaresi ahiret inancıdır. Ölümü öldürüp kabir kapısını kapatamadığımıza göre, -Nereden geldik, nereye gideceğiz? sorusuna cevap bulmak zorundayız. Bu sorunun cevabı da İslâm inancında vardır.

    Bir gün bir hanım okuyucum telefonla beni aradı. Ağlamaklı bir sesle,

    - Ali bey, annemi kaybettik, dedi.

    Başsağlığı ve sabır diledim.

    Konuşmaya devam etti:

    - Annemin öldüğüne fazla üzülmüyorum, iyice yaşlanmıştı, kendini zor taşıyordu. Namazında, niyazında, iyi bir insandı. Çok defa, Allahım beni çocuklarıma yük etme, yatağa düşürmeden emanetini al, beni Hasanıma kavuştur diye dua ettiğini duydum. Hasan derken ölen babamı kastediyordu. Babamı üç sene önce kaybettik. Sözü fazla uzatıp başınızı ağrıtmak istemiyorum. Dört yaşındaki kızım için arıyorum. Büyükannesini çok severdi. Annem ölünce, kızımı hemen götürüp teyzesine bıraktım. Annemin hasta olduğunu söyledik, öldüğünü bilmiyor. Uzun süre saklamamız imkânsız, bir şekilde bir yerlerden duyacak veya nereye gittiğini soracak. Ne cevap vereceğimi, nasıl anlatacağımı bilemiyorum; bana yardımcı olun lütfen.

    Tekrar başsağlığı ve sabır diledim.

    - Siz inançlı bir insansınız, dedim. Bir-iki gün sonra acınız hafifleyince çocuğunuzu yanınıza alın. Ona büyükannesinin öldüğünü, fakat cennete gittiğini, orada daha güzel bir hayat yaşayacağını anlatın.

    Anne biraz tereddüt geçirdikten sonra:

    - Ben de buna benzer şeyler anlatmayı düşünmüştüm, dedi. Ancak, -Büyük annemi bir daha göremeyecek miyim? derse ne cevap vereceğim?

    - Çocukların sorularına cevap verirken dürüst olacağız. Detaylara girmeden, kısaca, anlayacağı kelimelerle cevap vereceğiz. Nasıl inanıyorsak öyle anlatacağız. İnancımıza göre, ahirette yine biraraya geleceğiz, akrabalık ve dostluk ilişkilerimiz devam edecek. Siz de çocuğunuza bunları anlatın. Büyükannesiyle cennette buluşacağını, yine kendisini seveceğini söyleyin.

    Çocuğun din eğitimini bir makaleye sığdıramayacağımızı siz de takdir edersiniz. Çocuklardan gelen, cevaplamakta zorluk çektiğiniz soruları elektronik posta adresime gönderebilirsiniz; elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz.

    Konu ile alakalı detaylı bilgi edinmek isterseniz Ali Çankırılı'nın Çocuğun Manevi Eğitimi isimli kitabından faydalanabilirsiniz.

  2. #2
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    KÂİNATIN ÇOCUĞUN İÇİNE YERLEŞMESİNDE İKİ SORUN

    Çocuktaki duygusal zekâ gelişimi ile nesnelerle, kâinatla ilişki kurma biçimi arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Duygusal zekâ, nesnelerle sağlam, tutarlı, derin ve anlamlı bir bağlanma ile mümkündür.

    Modern yaşam nesnelerle “teğet ilişki” kurmaktadır. Teğet ilişkide ilişki biçimi anlıktır. Dokunmatiktir. Bir daireye bir doğrunun sadece bir noktadan dokunabilmesi gibi, artık biz de nesnelere bir anlık dokunabiliyoruz. Nesnelerle anlık dokunmatik ya da teğetsel ilişki ile kâinatın insanın içine katılmasında ciddi aksamalar husule gelebilmektedir. Bu da çocukların dünyalarında boşluk hissinin oluşumuna yol açmakta, duygusal zekânın gelişimini etkilemektedir. Çocuklar ve yetişkinler nesnelerle bir anlık, oldukça hızlı, duygusuz bir ilişki kurmakta, bu da onlarda bağlanma duygusunun gelişimini engellemektedir. Zamanımızda nesnelerle, kâinatla bir ilişkisizlik sorunu vardır. Bu ilişkisizlik çocukların dikkat ve algılama yeteneklerini köreltmekte, dikkati dağınık, hiperaktif bireylerin oluşumuna katkıda bulunmaktadır.

    NESNELERLE kurulan ilişkinin teğet ilişki biçimini aldığının en önemli göstergesi, nesnelerle beş duyumuzu kullanmadan kurduğumuz yüzeysel ilişkidir. Çilekler koklanmadan, seyredilmeden, dokunulmadan, ağızda uyandırdığı çiğneme sesi dinlenilmeden, sadece bir anlık ağızdaki tat hissedilerek yenmektedir. Çocuklar oyuncak bolluğunda onlarla daha derin, uzun, onlarla belli bir bağlılık fırsatı yakalayamadan, onlarla beş duyularını kullanma fırsatı bulamadan ilişki kurmaktadırlar. Kullanılıp atılan teneke kutularla bir insan nasıl yüzeysel ilişki kurabiliyorsa, hemencecik yenen yemekler, meyveler, sık sık değişen oyuncaklar da odur.
    Özellikle, kâinattaki canlı varlıklar ile çocuğun kuracağı bağlılıklar, onları içselleştirmesi, çocuğun içinde tatmin duygusu hissetmesi açısından büyük önem taşır. Kâinatla ilişkisizlik, “Ne yaparsak yapalım, çocuğumuz bir türlü tatmin olmuyor, memnun olmuyor”nev’inden şikayetlere kapı açacaktır. Zamanımız çocuklarının tatmin olmaması anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü kâinattan kopartılmışlardır.

    KÂİNATIN çocuğun içine katılması, yani nesnelerin içselleştirmesindeki ikinci sorun ise kâinatla ilişki kurarken Yaratıcı’nın dışlanmasıdır. Bir noktanın tekrar altını çizmek istiyorum. Kâinat, bir odaya sayısız eşyayı yığmak biçiminde gelip insanın içine yerleşmez. Burada eşya ile çocuğun kurduğu duygusal alışveriş, çocuk ile eşyalar, varlıklar, toplamında kâinat ile kurduğu bağlılık da gelip çocuğun içine dahil olur. Dolayısı ile kâinatın insanın içine yerleşmesi duygusuz, hissiz bir yerleşme değildir.
    Çocuğun kâinatla bağlanmasının güvenli bir bağlanma olması ve sağlam bir duygusal zekâ gelişimi için ikinci gerekli olan durum, kâinatla ilişkiye Yaratıcının katılmasıdır. Çocukların ruhu ve kalbi yetişkinlere göre daha duyarlıdır. Çocuk ne kadar kâinatla, Yaratıcı’dan bağımsız olarak derin bir ilişki kurmaya teşvik edilirse edilsin, kâinat çocuğa; karmaşık, incitici, geçici, kocaman gelecektir. Kâinat ne kadar insanın içine katılırsa katılsın, kâinatın içine hiç katılmamasına göre daha iyi olmakla birlikte, çocuğun kalbini yine de dolduramaz. Çünkü “Kalpler ancak Allah’ı anmakla doyar.” Bu, çocuğun kalbi içinde gereklidir. Çocuğun ihtiyacı olan Yaratıcının, kâinatta görünen O’nun özellikleri yoluyla insanın kalbine yerleşmesidir. Kâinat yoluyla Yaratıcı ile kurulacak bir ilişki ile ancak çocuk kendini güvende hissedebilecektir. Çocuk için birkaç temel ihtiyaçtan biri de güven duygusudur ve bu duygu duygusal zekânın gelişimi için çok elzemdir.

    Yaratıcıya ihtiyacı olan sadece yetişkinler değildir. Anne babalar genelde çocukları ile ilgili olarak bir yetişkinlik projesi kurarlar. İlerde, çocukları büyüdüğünde, birer yetişkin olduklarında çocuklarının Yaratıcı ile bağlılık geliştirmiş birer insan olmasını arzularlar. Ancak unutulan gerçek, çocuklarının çocuk iken Yaratıcıya ihtiyaçları olduğudur. Ebeveynlerin aklından çıkarmamaları gereken en önemli noktalardan biri budur.

    Dışarısı karanlıktı. Rüzgar uğulduyordu. Ağaçların dalları bir o yana bir bu yana eğiliyordu. Çocuk korkuyordu. Herşey korkutucuydu. Çocuk annesinin yanına gitti. Annesinin kalp atışlarını hissetti. Annesinin kalbi korkudan her zamankinden daha çok çarpıyordu. Çocuk annesindeki korkuyu algıladı. Kendini daha güvensiz hissetti. Birden şimşek çaktı. Çocuk annesine sıkıca sarıldı. Etraf bir an aydınlandı. Çocuk dışarıda neler olup bittiğini anlayamıyordu. Şimşek neydi? Etraf neden bir an aydınlanmıştı. O gök gürültüsü neden oluyordu? Şarıl şarıl yağmur yağmaya başlamıştı. Yağan yağmurlar birikip yollar sel olur muydu? Geçen gün televizyonda gördüğü gibi bazı evleri sel basmıştı. Yağmur suları kendi evlerine kadar yükselirse ne yaparlardı? Çocuk yağmurdan korkmaya başladı.
    Çocuk için herşey çok büyüktü. Her şey kocamandı.


    BEŞ DUYU MODELİ

    ÇOCUĞUN nesnelerle Yaratıcısız ilişki kurması, çocuğun ihtiyaç duyduğu bağlılığı ve bağlanma ihtiyacını gideremez. Her varlığın, her olayın Yaratıcının eseri olduğu, her olayın O’nun kontrolünde olduğu hakikatine yetişkinler kadar, çocukların da ihtiyacı vardır. Yaratıcıdan bağımsız şekilde eşyalarla, varlıklarla kurulacak bir ilişkide kurulan bağlanma da çocuğun kalbini yaralar. Kâinatla, nesnelerle beş duyuyu kullanarak kurulacak ilişkide güvensiz bağlanma, Yaratıcı ile birlikte kâinattaki nesnelerin içselleştirilmesi ise güvenli bağlanma oluşturur. Kâinatsız bir şekilde Yaratıcının tanıtılması ise karmaşık duygulu bağlanma dediğimiz bir bağlanma oluşturur.
    Kâinatı çocuğun içine yerleştirmeden Yaratıcının yerleşmesi zor olduğu gibi, Yaratıcısız kâinatın çocuğun içine yerleşmesi o oranda sorunludur. Hem kâinatın çocuğun içine yerleşmesi hem de Yaratıcının yerleşmesi birlikte, eş zamanlı, birbirini destekler bir nitelikte olabilme imkânı yok mudur?

    Böyle bir imkânı kâinatla sürgit bir ilişki halinde olmamız, nesnelerle teğet değil, derinden bir bağlantıya geçmemizle söz konusu olabilir. Bunun için çocuk doğduğundan itibaren, nesnelerle ilişki kurarken, o nesnenin tüm özelliklerinin çocuğa tanıtılması bize yeni bir imkân sunar.

    “Beş Duyu Modeli” adını verdiğim yaklaşımda amaç, bir varlığı çocuğa tanıtırken, onu içine katarken, onun mümkün olan tüm özellikleri ile ilişki kurmasını sağlayarak, bu birçok özelliğin çocuk tarafından farkedilerek içselleştirmesini mümkün kılmaktır. Örneğin bir çileğin sadece tadı güzel yaratılmamıştır. Kokusu da güzel yaratılmıştır. Görüntüsü de güzel yaratılmıştır. Kendine has yumuşaklığı da güzel yaratılmıştır. Çileğin sadece tadına odaklanarak, onu sadece bir yeme nesnesi haline getirmek, çileği tada indirgemektir. Bu, çileği eksik algılamaktır. Öte yandan çileği beş duyumuzla tam olarak algılasak, ancak Yaratıcıdan bağımsız olarak onunla ilişki kursak, o zaman da çilek sadece çilek olarak kalır. Gerçekte ise çilekteki tüm özellikler Yaratıcının insana bir ikramı olarak algılandığında daha farklı bir anlam kazanır.

    VARLIKLARLA, nesnelerle, kâinatla derinlemesine bir ilişki kurma yöntemi olarak, “Duyular haftası” ismini verdiğim bir teknik işimize yarayabilir. Bu teknikte, ailede her hafta bir duyu haftası olarak ilan edilir. Buna tüm aile üyeleri katılır. Anne babanın da buna katılması önemlidir. Şimdi duyular haftasında neler yapabileceğimizi ayrıntılandırmaya çalışacağım:

  3. #3
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Birinci hafta: Görme haftası
    GÖZ haftasında çocuklara, gözün işlevi anlatılır. Kâinattaki güzellikler konuşulur. Ailecek çiçekler seyredilir. Güneşin batışı ya da doğuşu birlikte seyredilir. Evde yenen çilekler yenmeden önce birlikte bir sergideymişçesine seyredilir. Yaratıcımızın onları ne kadar güzel yarattığı vurgulanır. Bize hem çilekleri verdiği, hem çilekleri güzel bir şekilde yarattığı, hem de bu güzellikleri görecek, kendisi de güzel yaratılmış gözler olduğunun altı çizilir. Akşam hep birlikte o günkü seyredilen güzelliklerin neler olduğu sorulabilir. Aile üyeleri o günkü kendi deneyimlerini aktarırlar.

    İkinci hafta: İşitme haftası
    İşitme haftasında ise kâinattaki seslere kulak kesilmenin talimi yapılabilir. Çocuklar ve aile bir hafta boyunca kâinattaki sesleri dinlemeye yoğunlaşır. Dalga sesleri, rüzgarın uğultusu, kapı gıcırtısı, araba motorunun sesindeki ahenk, çay suyunun kaynaması, arının vızıltısı vs. gibi. Her gün “Bugün neler duyduk bakalım. Hadi bize Ahmet duyduklarını anlatsın” denebilir. Ya da güzel yaratılmış bir rüzgar sesi duyulduğunda, ailecek rüzgarın sesi dinlenilir. “Rabbimiz bize müzik dinletiyor ağaçlarla. Şimdi gözlerimizi kapatalım ve bu sesi daha iyi dinleyelim” denebilir.

    Üçüncü hafta: Koklama haftası
    Koku duygusu en ilginç duyularımızdan biridir. Kâinatta milyonlarca çeşit parfüm yaratılmıştır. Çiçeklerin, denizin, toprağın, yemeklerin, keklerin, böreklerin, etin, sütün, kendine özgü kokuları mevcuttur. Çocuklara aldığımız çileği koklatabilir, “Allah ne güzel bir koku yaratmış bunun üzerinde, bizi ne kadar seviyor ve bize ne kadar değer veriyor” şeklinde yorumlar yapılabilir.

    Dördüncü hafta: Dokunma haftası
    Yaratıcımız, yaratmış olduğu her varlığa çok özel bir yüzey vermiştir. Camın yüzeyi masanın yüzeyinden, şeftalininki kekten, taşınki deriden farklıdır. Ailecek bir ağaç görüldüğünde hep birlikte ağaca dokunulur. Çocuklar ağaçlara sarılmaya bayılırlar. Yeter ki bunları bizler garipsemeyelim. “Gözlerimizi kapatalım ve şimdi toprağa dokunup onu hissedelim,” “Şimdi ağacın kabuğuna dokunup onu hissedelim” ya da “Şimdi ellerimize dokunalım ve birbirimizin ellerini hissedelim” gibi denemeler yapılır. Her denemede Rabbimizin her bir yüzeyi farklı yarattığı, her bir varlığa ona uygun yüzeyler verdiği söylenir. “Ahmet’in yüzünü de Rabbimiz ne kadar pürüzsüz yaratmış, maşallah” şeklinde yorumlar ile çocuğun hem duyuları keskinleşir hem de Yaratıcısını tanımaya çalışır.

    Beşinci hafta: Tat haftası
    Kâinat çok tatlı yaratılmıştır. Herbir varlığın tadı başkadır. Kekler, tatlılar, meyveler, sebzeler.. Ailecek, Yaratıcının yarattığı tatların farkına varmak için dikkat kesilinir. “Allah bana güzel bir yemek yaptırdı sizin için. Hep birlikte tadalım.” “Babamızın aldığı meyvelerin tadını Allah ne güzel yaratmış” gibi yorumlar eşliğinde bir hafta geçirilir.
    Beş haftadan sonra yine bu tekrarlanabilir. Bu yöntem aylara bölünerek de yapılabilir. Bazen de beş duyunun hepsi aynı anda kullanılabilir. Örneğin, akşam hep birlikte erik yenecek. Önce seyretme, sonra koklama, sonra dokunma, sonra ısırarak yerken işitme ve tat alma duyuları ile eriğin beş duyumuza hitap eden yönü, Allah’ın erikteki bu özellikleri ne güzel yarattığı vurgusu ile de duygularımıza hitap eden yönü vurgulanmış olur.

    Önerdiğim metodun iki yönlü önemi vardır. Birinci olarak bu şekilde çocukların beş duyularını kullanmalarını sağlamış oluruz. Kâinatla beş duyularını kullanarak ilişki kurmaları, onları nesnelerle teğet ilişkiden kurtarır ve derin bir ilişki biçimine sokar. Bir başka yarar da çocuklarda dikkat ve konsantrasyonu artırmaya yarayan bir yöntem olmasıdır. Çocukların nesnelerle ilişki zamanı uzar. İnce ayrıntılara odaklanması sağlanır. Duyuları keskinleşir.

    İkinci olarak da kâinattaki somut nesnelerden yola çıkarak onlara Yaratıcının varlığını ve O’nun özelliklerini öğretmiş oluruz. Bunu ise deneysel, tecrübi bir yolla yapmamız çocukların kendilerine değer verildiği duygusunu uyandırır. Bu yöntemi uygularken, sık sık Yaratıcının bizi/onu ne kadar çok sevdiğini, çok değer verdiğini defalarca vurgulamaya dikkat edilmelidir. Çünkü çocuğun tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı en önemli şey, Yaratıcının ona verdiği değer olacaktır

    Bu tekniğe başka ilaveler de yapılabilir. Örneğin Pazar günü kıra veya deniz kenarına gezmeye gidilecek. Gezmelerin adı “Rabbimizin güzelliklerini seyretme gezmesi” olarak konulabilir. “Hadi ormana gidelim, ya da kıra gidelim” deme yerine, “Kıra gidelim, Rabbimizin güzel güzel yarattığı ağaçları, kuşları, çiçekleri seyredelim” ifadesi tercih edilebilir. Anne yemek yaptığında, “Sizin için yemek yaptım, size kek yaptım” demek yerine “size Allah bana güzel yemekler yaptırdı. Onun ikram ettiği bu keki gelin beraber yiyelim” ifadesi neden tercih edilmesin?

    Bu yöntem tek bir kere uygulamayla netice verecek bir teknik değildir. Çocuklarına masal okuyan ebeveynler bilir. Tek bir masal kitabı bile en az onbeş yirmi kere okunmuştur. Bu teknik de yüzlerce, binlerce kere tekrarlanmalıdır. Hatta önerdiğim bu teknik aslında bizim yaşam biçimimiz olmalıdır. Hayat boyu, çocukken de, gençken de, orta yaşlıyken de, yaşlıyken de insanın temel varoluşsal gerekçesi, kâinatı tefekkür etmek, onda tecelli eden Yaratıcının isimlerini okuyarak, Onunla varoluşsal bir bağ kurarak yaşamaktır.

    Çocuk kediden korkuyordu. Annesi ona kedilerin kirli ve pis olduklarını söylemişti. Annesi bunu yüzlerce kere söylemişti. Çocuğa kediler pis geliyordu. Çocuk onlara dokunamıyordu. Dokunmayı bırakın, yanına yaklaşma ihtimali olan bir kedi gördüğünde çığlığı basıyordu. Caddelerde, sokaklarda yürümek tam bir işkenceydi..

  4. #4
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.484
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    KÂİNATTA KÖTÜ VARLIK YOKTUR

    EBEVEYNLERİN yaptığı önemli yanlışlardan biri hayvanlar âlemini iyi-kötü, güzel-çirkin, temiz-kirli diye bölmeye çalışmasıdır. Özellikle sinekler, hamamböcekleri, fareler, yılanlar, sümüklüböcekler, solucan, kedi, köpek, domuz gibi hayvanlar kötülenmekte, pis varlıklar oldukları şeklinde iftiraya maruz bırakılmaktadır. Halbuki bu hayvanlar da Yaratıcı tarafından yaratılan, hem de boşa yaratılmayan, bir hikmete, amaca binaen yaratılan varlıklardır. Bu ve benzeri hayvanlar çocukların dünyasına pis, zararlı, çirkin, kötü olarak empoze edilmemeli, aksine hepsinin Yaratıcının mülkü dairesinde, O’nun izni dairesinde hayatlarını sürdürdükleri anlatılarak, kâinattaki nesneler “iyi” ve “kötü” şeklinde bölünmeye tâbi tutulmamalıdır.

    Kâinatta, kâinatın bir bölümü olan hayvanlar âleminde, “Yaratıcının mülkü,” “Yaratıcının mülkü değil” şeklinde bir bölünme yoktur. Herşey, her varlık, her hayvan Yaratıcının mülkü dairesindedir. Çocuğu, bölünmüş bir kâinat korkutur. Çocuğun ihtiyacı olan, herşeyin bütüncül olduğu, herşeyin temiz, iyi, güzel olduğu gerçeğidir. Köpekler insanın dostu olduğu kadar aslanlar, yılanlar, fareler, hamamböcekleri de insanın dostudur. Fark ise iki dost arasındaki sınırdır. Hayatı yaşarken herbirimiz farklı dostlarımızla farklı sınırlar çizerek dost oluruz. Yılanlarla, farelerle, hamamböcekleri ile kurulan dostluk ile köpekle, koyunla kurulan dostluğun sınırlarının aynı olması gerekmez. Kedileri sever okşarız. Ama hamamböceklerini sevip okşamamız gerekmez. Ancak onlara “pis hayvanlar” demek de gerekmez.

    ALLAH NASIL BİR VARLIK?

    ALTUNİZADE Kültür Merkezi’nde ebevenylere yönelik seminer çalışmalarımda, yüzden fazla anneden çocuklarının kendilerine Allah ile ilgili sordukları soruları aktarmalarını istemiştim. Birçok annenin aktardığı en önemli soru, “Allah nasıl bir varlık?” sorusuydu.

    “Nasıl” sorusu iki farklı anlamı ima eder. İlki maddî varlık anlamındadır. Büyük-küçük, uzun-kısa gibi. İkinci anlam ise o varlığın hususiyetlerini ima eder.
    Allah maddi bir varlık olmadığı için, maddi varlıklar için geçerli olan özellikleri olamaz. Bu aynen bu şekilde çocuğa aktarılabilir.

    İkinci anlamdaki Allah’ın nasıl bir varlık olduğu ise çocukların gerçek ihtiyaç duyduğudur. Çocuğun duygularını sadece “Bir Allah var. Herşeyi O yarattı” şeklindeki bir yaklaşım tatmin edemez. Yaratıcı öyle bir yaratıcıdır ki: Rahmetli, şefkatli, hayatı ve ölümü veren, rüzgârı harekete geçiren, ölen kuşunu cennete yollayan, güzel, mükemmel yaratan, adaletli, anlamsız iş yapmayan, insanı çok seven ve değer veren, kocaman her şeyi, küçücük her şeyi yaratan, hamamböceklerini, yılanları, fareleri, domuzları, koyunları en güzel ve en biçimli şekilde yaratan, annenin kalbine kek yapma isteği koyan, anneye güzel yemekler yapma ilhamı veren, insanların iyiliğini isteyen bir Yaratıcıdır. Yaratıcının nasıl bir varlık olduğu her fırsat değerlendirilerek anlatılabilir. “Rabbimiz ağaçları ne güzel yaratmış, demek ki O çok güzel,” “kediye süt verme isteği koyuyor içimize, ne kadar şefkatli O,” “Bulutları ne kadar düzenli yaratıyor. Ne kadar adaletli”, “İnsanların elinin değmediği her yer ne kadar temiz, O Kuddûs olmalı” gibi.
    Çocukların Allah’ın maddî varlığına ait sorularında ısrarcı olmalarının bir nedeni, çocuğa özellikleriyle Allah’ın nasıl bir varlık olduğunu anlatmaktaki eksikliktir. Eğer bu eksiklik giderilirse, çocuklar, Allah’ı neden göremiyoruz, maddî olarak nasıl bir varlık şeklindeki sorularında ısrarcı olmayacaktır.

    ALLAH NEREDE?

    ÇOCUKLARIN en çok sordukları bir soru da “Allah nerede” sorusudur. Bu soruya klasik cevabımız, “Allah’ın bizim gibi maddî bir varlığı yok. Bu yüzden Allah hiç bir yerdedir. Ancak, Allah’ın yarattığı varlıklar her yerdedir ve yarattığı bu varlıklardaki görünen güzellik, mükemmellik gibi özellikleriyle de her yerdedir” şeklinde olabilir.
    Bir ailenin aktardığı şu örnek bizim de işimize yarayabilir. O sıralarda çocukları baba ve anneye Allah nerede sorusunu sormaktadır. Baba yukardakine benzer cevaplar verir. Bir gün başka bir ilde oturan babaanne torunlarına özel bir su böreği yapar ve bir akrabalarıyla yollar. Su böreğini yerken babanın birden aklına gelir. “Çocuklar, şimdi babaannemiz nerede?” diye sorar. Çocuklar babannenin oturduğu ili söylerler. Babanın “Bu börekleri kim yaptı ve yolladı bize?” sorusunu çocuklar “Babaanne” diye cevaplarlar. Baba yine sorar: “Nerden biliyorsunuz onun yaptığını?” “Çünkü bu güzel su böreğini babaanne yapıyor” diye cevap verir çocuklar. Baba burada şu yorumu ekler: “Biz babaanneyi göremiyoruz gözümüzle. Ancak onun yaptığı bu börek yoluyla onu tanıyor ve biliyoruz. Ayrıca o İstanbul’da olmasa da, yaptığı börekle şimdi bizim yanımızda. Yaratıcımızı da gözümüzle göremiyoruz. Ancak yaratmış olduğu çiçeklerle, rüzgârla, çilekle bizim yanımızda O da.”

    Çocuğun yaptığı resimler değişmeye başlamıştı. Renkler daha açılmış, aylardır ilk kez güneş resmi çizmişti. Aylar sonra üzerindeki tedirginlik yavaş yavaş dağılıyordu. Her gün annesiyle çiçekleri kokluyor, ağaçlara sarılıyordu. Birlikte rüzgârın uğultusunu dinliyorlardı. Keki tatmadan önce keki seyrediyorlar, keki kokluyorlar, keke dokunuyorlar, sonra tadıyorlardı. Her kek yediğinde annesi, kek yapma isteğini içine Yaratıcının verdiğini söylüyor, bunu da Yaratıcının çocuğu çok sevdiği ve değer verdiği için yaptığını ifade ediyordu. Rüzgârın uğultusu Yaratıcının onun ve tüm çocuklar için yarattığı bir besteydi. Hamamböceklerinin kelebeklerden güzellikte ayrı bir tarafı yoktu. Kediler temiz, köpekler arkadaştı. Annesi artık toprakla oynamasına da kızmıyordu. Toprağa dokunuyor, her dokunuşta dokunma duygusu, toprağın kokusu içine katılıyordu. Çocuk, “anne güneş çok uzak bize, onu koklayamayız değil mi?” diye sordu. Anne gülümsedi. “Güneşi koklayamayız ama, onun Rabbinin izniyle pişirdiği meyveleri, sebzeleri koklayabiliriz” dedi. Çocuk kâinattaki güzelliği, mükemmelliği, şefkati, rahmeti, ilgiyi, huzuru kokladı ve içine çekti, tattı ve içine kattı, seyretti ve içine aldı, dokundu ve hissetti, dinledi ve içi kâinatla doldu. İçi Yaratıcının şefkati, ilgisi, ona değer verdiği, kâinatın içinde önemli birisi olduğu duygusu ile doldu.
    islamseli.net,islami forum,dini forum Arşivi

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 06-22-2011, 12:03 AM
  2. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 06-04-2011, 12:22 PM
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 06-04-2011, 12:19 PM
  4. Hz. Peygamber efendimizin çocuklara karşı olan şefkat ve sevgisi
    By DeMir in forum Efendimizin (SAV) Güzel Ahlakı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-26-2011, 01:50 PM
  5. Çocuklara için Müzikli Hareketli Futbolcu Çocuk
    By LeBBeyK in forum Nakış İşleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-03-2010, 06:22 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379