çocuğunuzu ateşe atar misiniz?

Ey anneler babalar! Çocuğunuzu cayır cayır yanan ateşin içine atar mısınız? Cevabınızı duyar gibiyim… “Böyle soru mu olur, kim çocuğunu ateşe atabilir, kim çocuğunun yanmasına razı gelebilir? Elbette dillerimizle böyle söylüyoruz ama amellerimiz, bu söylediğimizi tasdik mi ediyor yoksa tekzib mi?

İnsanın üç günlük dünya hayatında yanması gelip geçici bir yanmadır. ...Asıl yangınlar cehennemdedir. “Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz ALLAH, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa suresi 56) "Şimdi (ateşli azabı) tadın (bakalım). Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız." (Nebe suresi 30) ve benzeri birçok ayet…

Şunu asla unutmayalım: “DİNİNİ BİLMEYEN KİMSE İMANINI KORUYAMAZ.” ALLAHımız şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim suresi 6) İbni Abbas radıyellahu anhüma, bu ayetin tefsirinde şöyle buyuruyor: “Hanımınıza ve çocuklarınıza islam fıkhını ve adabını öğretin.” Üstazım Hasan Burkay hazretleri de: “Bir erkek hanımının hem kocası hem de hocası olmalı.” diye buyururdu. Hâlbuki bu, bugün tersyüz olmuştur. Yani hanımlar kocalarından daha çok dini bilir bir hale gelmiştir. Şimdi, çocuğuna dinini öğretmeyen bir anne babaya tekrar sormalıyız:

“Çocuğunuzu cayır cayır yanan ateşin içine atar mısınız?”

Başımdan geçen bir hadiseyi ibret olsun diye anlatayım. Bir gün bir arkadaşım ve oğlu ile karşılaştım. Biraz hasb-i halden sonra çocuğa imanın şartlarını bilip bilmediğini sordum. Bilmiyorum, dedi. Babasına dönüp niye öğretmediğini sorunca çocuğunun daha küçük olduğunu bunları ezberleyemeyeceğini söyledi. Kaç yaşında olduğunu sorunca 7 yaşında dedi. Hâlbuki ecdadımız 4 yaşından sonra çocuklarını hafızlığa başlatırlardı. Ben o çocuğa abartısız söylüyorum, sadece 5 dakika içinde imanın 6 şartını su gibi ezberlettim ve teşvik olsun diye ödülünü de cebine koydum. O kardeşimiz de oğlunun zannettiği kadar küçük olmadığını anladı.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Yedi yaşına gelen çocuğa namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına vardıklarında kılmazlarsa (hafifçe) döverek cezalandırınız.” (Ebu Davud, Salat 23)


“Yedi yaşına gelen çocuklarınıza namaz kılmayı emrediniz. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa kendilerini (hafifçe) döverek cezalandırınız. Oğlan ve kız bir yatakta yatıyorlarsa yataklarını da ayırınız.” (Ebu Davud, Salat 26)


Bugün anne babalar sabahın köründe çocuklarını okula gitmek için kaldırırlarken, iş sabah namazına gelince “daha küçük, yatsın dinlensin” diyorlar ve kaldırmaya kıyamıyorlar(!). Hâlbuki bizim eslafımız (geçmiş büyüklerimiz) kundaktaki bebeklerini bile, gerek teheccüd, gerekse de sabah namazı olsun, şöyle bir dürtüp uyandırırlar ve “bu saatte uyanmaya alışsın” derlermiş. Hey gidi hey…

Ayetlerde de bu şöyle zikredilmektedir: “Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et.” (Taha suresi 132) Şakîk İbni Abdullah rahimehullah şöyle dedi: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbı, namazdan başka herhangi bir amelin terkini küfür saymazlardı. (Tirmizî, Îmân 9)


İş bu kadar ciddiyken ve namazın terkini bazı âlimlerimiz küfür olarak kabul etmişlerken, hala çocuğuna namazı emretmeyen ve kendisi de sabırla namaza devam etmeyen bir anne babaya tekrar sormalıyız

: “Çocuğunuzu cayır cayır yanan ateşin içine atar mısınız?”

Netice: Demek ki, bir şeyi söylemek farklı şeydir, yapmak farklı şey… Bir gün Hasan-ı Basri radıyellahu anh, bir grup Müslümanın yanından geçiyordu. O kimseler birbirlerine “Kişi sevdiği ile beraberdir” hadisini okuyup müjdeleniyor ve seviniyorlardı. Hasan-ı Basri radıyellahu anh, onlara: "bu hadisi doğru anlayın, çünkü Hristiyanlar İsa alehisselam’ı, Yahudilerde Musa aleyhisselam’ı çok sevdiklerini söylüyorlar ama maalesef ahirette onlarla beraber olamayacaklardır." diye buyurdu. Şimdi sizlerde çocuklarınızı gerçekten sevip sevmediğinize bir bakın ve şu soruya cevap arayın:

“Çocuğunuzu cayır cayır yanan ateşin içine atar mısınız?”