Mevlanadan fil yavrusu.



HİNDİSTAN’DA ariflerden bir zat yaşardı. Birgün, dostlarından beş-on kişinin uzun ve zahmetli bir yolculuktan aç ve çıplak olarak geldiğini gördü.

arif, o dostlarına pek acıdı. Merhameti ve sevgisi coştu. Onları selâmladıktan sonra dedi ki:


“Ey dostlar, belli ki açlık çölünden geliyorsunuz. Çok sıkıntılara, zorluklara düşmüşsünüz.
Fakat şimdi gideceğiniz yerde fil yavruları bulunmaktadır.

ne yerseniz yeyin. Ama sakın o fil yavrularını yemeyin. Onlar pek taze ve semizdirler, canınız çeker. Ama şunu bilin ki, anaları pusuya yatmış, yavrularını gözetlemektedir.


Sözüme kulak verin! Otlarla yapraklarla, yemişlerle idare edin ama sakın fil yemeyin!

Ben size öğüdümü verdim, vazifemi yaptım. Hadi Allah hayırlar versin hepinize...”

Arif kişi, öğüdünü verdi ve yolcuların yanından ayrıldı. Yolcular ise yollarına devam ettiler.

çok gitmediler ki, yollarına semiz bir fil yavrusu çıktı. Onlar o fil yavrusunun üzerine azgın kurtlar gibi üşüştüler. Avladılar, kestiler, pişirdiler ve yediler.

İçlerinden sadece bir tanesi fil yavrusunun etinden yemedi. Diğerlerini de bu işten vazgeçirmeye çalıştı. Çünkü arif kişinin söylediklerini unutmamıştı.

Fil yavrusunu yiyenlerin hepsi, uzanıp yattılar, uykuya daldılar. O aç adam ise sürüyü bekleyen çoban gibi uyanıktı.

Birdenbire korkunç bir filin çıkageldiğini gördü. Fil önce ona doğru koştu ve yakaladı. Ağzını üç kez kokladı; ağzından yavru fil etinin kokusunu almadığından, hiç bir yerini incitmedi, sağ salim bıraktı.

Sonra, uyuyanların yanına gitti. Her birinin ağzını tek tek kokladı. Onların ağızlarından yavrusunun kokusu gelmekteydi. Fil onları önce kokluyor, sonra tutuyor havaya kaldırıyor ve yere vuruyordu. Böyle böyle her biri paramparça olarak öldü gitti.

Ey rüşvet yiyen kişi! Sen fil yavrusu yiyorsun. Bir gün senin de kökünü kazırlar. Ağzındaki haram lokmanın kokusu kişiyi rezil eder!


Ey gafil! Sen uyuyorsun; fakat yediğin veya işlediğin bir haramın kokusu, şu yeşil renkli gökyüzünde yükselir durur.
Zafer Dergisi