Ah samimiyet, samimiyet! Ne zorlu bir iş bu, samimi olmak. Kime karşı samimiyetsiz oluyoruz! Kimlere; aslında belki de herkese, kendimize. Bir de bunun önemini fark edemiyoruz. Sanki insanlara ikiyüzlü davranmak, sıradan, doğal bir şeymiş gibi gelebiliyor. Veya namazda, yemekte, yaptığımız her şeyde. Çok azını fark edebiliyoruz belki samimiyetsizliğimizin. Canımızın istediğini yapmaya alışıyor hemen bünye. Namazın manasını yaşayamamak alışkanlık haline gelebiliyor. Sonra ne ihlas kalıyor, ne samimiyet! Perde giderek kalınlaşıyor, bu dünyanın dertleri giderek ortaya çıkıyor. ”Samimiyette sıkıntı olmaz diyor” Ehli. Ya kafamıza dank edecek bir Ayet, bir Hadis, ya da halimizi anlatacak bir olay gelecek başımıza belki de.
Yakın bir arkadaşımın başına gelen olay beni de uyandırdı. Şöyle anlattı arkadaşım: bir süredir iş sıkıntım vardı, yeni tanıştığım bir insan bana bu konuda yardım etmek istediğini söyledi. Son derece güvenebileceğim bir ortamda tanışmıştık. Ben de peki dedim. Gerekli başvuruları yapmak için görüştük. Çay kahve içtik. Bana “böyle samimi insanları çok severim” dedi. Ben de kendimi samimi görüyorum tabi! Bu işi sadece “Allah rızası” için yaptığını söylüyordu. Ben de inanıyordum ve onu samimi, güvenilir buluyordum. İşimiz bitti tam ayrılıyoruz; bana paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Tabi borç dedi. Ben çok şaşırdım tabi, ama isteyenin bir yüzü kara, vardır bir hikmeti dedim. Verdim parayı, çok bir para da değildi. Nasıl şaşırdığım ona bakışımdan belli olmuştu. Neyse bir an önce eve gelmek istedim. Eve geldiğimde midem bulanıyordu. Kabul edemiyordum neden üç kuruşa ona olan güvenimi, samimiyetimi sattığını. Nasıl da cazip gelmişti o azıcık para. Neden diyordum neden! Arkadaşlığımız, dostluğumuz, yaptığı iyilik ona yetmedi de hakkı olmayanı da istedi. Keşke diyordum yaptığı hatayı hemen anlasa da parayı hemen geri verse. O zaman belki ona dostluk gösterebilirdim. Ama yapmadı. Gerçekten samimi duygularla yola çıkmıştı, işsizim diye bana acımıştı. Ama sonra kendi çıkarını düşünmüştü benden uzaklığı göze alarak. Artık bana ne kadar iltifat etse anlamsızdı, boş laftı. Ararsa zoraki konuşurdum ama dostluk olmazdı.
İşte arkadaşım bana bunları anlatınca sanki özümdeki ses karşımda bana halimi anlatıyordu. Kendime ordan bakınca benim de midem bulanmıştı, epey ağlamıştım halimi görerek. Ben de elimde olmadan samimiyetle bu varlık ve sistemini anlamaya yönelmiştim. Allah’a ve Peygamber’e yakın olmak istemiştim. Ama kaç kere, kaş üç kuruşlara yakınlığı satmıştım acaba. Hakikatten uzaklaştırıcı neler bize cazip gelmişti de kendimizi yapmaktan alamamıştık. Bir de Ayetleri tahrif edenleri eleştiriyoruz! Kendi canımın istediklerini yaparak, Rabbim bana yakınlık ver demiştim. Neden bize de yakınlık yetmedi ki? Halbuki O’na olan yakınlık, dostluk en önemli şeymiş. İşte bunları fark ettirdi bana. Onun için o kişiden de Allah razı olsun.