+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz?

 Kültür ve Edebiyat Katagorisinde ve  Dini Hikayeler Forumunda Bulunan  Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz? Eskiden yazıya başlarken bir “fıkra” veya “hikaye” anlatırdım... Ama, son zamanlarda “ciddi konular” o kadar ağır bastı ki; ne “fıkra” geliyor aklıma, ne de “hikaye!” İşin doğrusu; “Tam yerine rast gelen” fıkra veya hikaye de gelmiyor, eskisi gibi!.. Her neyse; Bugün, “günün ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    13.483
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz?

    Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz?

    Eskiden yazıya başlarken bir “fıkra” veya “hikaye” anlatırdım... Ama, son zamanlarda “ciddi konular” o kadar ağır bastı ki; ne “fıkra” geliyor aklıma, ne de “hikaye!”

    İşin doğrusu;

    “Tam yerine rast gelen” fıkra veya hikaye de gelmiyor, eskisi gibi!..

    Her neyse;

    Bugün, “günün mana ve ehemmi-yeti”ne binaen bir hikaye anlatalım...

    ZİNDANDA TEBLİĞ!

    Efendim;

    Bir zamanlar, ülkenin birinde “manevi rütbesi yüksek bir zat” yaşarmış...

    Siz, ona ister “tarikat şeyhi” deyin, isterse “hocaefendi” veya “medrese”de bir alim...

    İşte bu alim ve fazıl zat, bir gün “iftira”ya kurban gider ve “zindan”a atılır...

    “Hay Allahım, ne günah işledim de başıma bunlar geldi?” diyerek kendini sorgulamaya başlamışken, atıldığı “karanlık zindan”a gözleri alışınca, bir de bakar ki; zindanın bir köşesinde “biri daha” vardır.

    O zaman, bu “cezalandırma”nın, aslında bir “mükafat” olabileceğini düşünür.

    Öyle ya;

    Zindandaki bir kişiye “tebliğ”de bulunacak, onu “irşad” edecek ve “İslam'la şereflenmesi”ne vesile olacaktır.

    Bu ümit ve şevkle;

    “Zindan arkadaşı”nı dizinin dibine oturtur ve başlar muhabbete...

    “Din” ile “diyanet” ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, laf aramızda biraz da “ahmak ve ebleh” olan kişiye, hemen her gün “farklı bir dini konu”dan bahseder...

    “Ahlak”tı, “haram”dı, “helal”di, “zikir”di, “şükür”dü, “ana-babaya saygı”ydı filan derken, her şeyi anlatır.

    Anlattığı her konunun sonunda da, sorar zindan arkadaşına;

    “Anladın mı?.. Eğer anlamadıysan söyle, üşenmem, yeniden anlatırım!”

    O zat;

    “Anladım” der...

    Hem zaten, anlatılan konularla o kadar “ilgili”dir ki; gözlerini “mübarek zatın yüzünden” ayıramaz!..

    Onun önünde her gün diz çökmekte, gözlerini o zatın yüzünden ayırmamakta ve anlattıklarını da “can kulağı” ile dinlemektedir!..

    Böyle böyle; aradan günler ve hatta haftalar geçer...

    Onun bu halini gören mübarek zat;

    “Tamam” der,

    “Bu adam, yüzüme bu kadar dikkatli baktığına ve anlattıklarımı da bu kadar can kulağı ile dinlediğine göre, epey mesafe katetmiş olmalı!”

    Bu düşünceyle, aldığı mesafeyi “test” etmek ister.

    “Gel bakalım der;

    “Anlat bakalım, neler anladığını!”

    Zindandaki zat;

    “Şunu anladım” der;

    “Haftalardır yüzüne bakıyorum... Seyrek sakallarına bakıp, seni birine benzetmeye çalışıyorum...

    Sonunda çıkardım işte... Benim, köyde bir keçim vardı!.. Onun çenesinde de, seninki gibi sakallar vardı!!!...

    Sana baktıkça, ona bakmış gibi oluyorum!!!”

    NE SÖYLERSEN SÖYLE!

    Hikaye bu kadar...

    Biliyorum, soracaksınız;

    “Hikayeyi anladık da, bu yazının ana fikri ne, ne demek istiyorsun?”

    Hikayeden de anladığınız gibi;

    Haftalar süren “tebliğ amaçlı sohbet-ler”in gelip dayandığı nokta, “köydeki keçi”den ibarettir...

    Bir aşk derecesinde mübarek zatın yüzüne bakan ve onu “can kulağı” ile dinliyor görünen zat, meğer onun “seyrek sakal”ına bakarken, “köydeki keçisini” hayal etmektedir!..

    Hikayeden çıkarılacak “ders” şudur:

    Senin ağzından çıkan söz, birileri tarafından “son derece dikkatli” ve “can kulağı” ile dinleniyorsa, sanma ki, o birileri bir şeyler anlıyor!..

    Senin ağzından çıkan söz veya fıkra, birilerini “kahkaha”ya boğuyorsa, ya da gülmekten yerlere yatıyorlarsa, bil ki onlar “fıkra”ya değil, “senin komikliğine” gülüyorlardır.

    Hasılı kelam;

    “Ahmak”lara, “aptal”lara, “embesil”le-re, “ebleh”lere, “gerzek”lere ve dahi “dunkof”lara “tebliğ” yapılmaz...

    Onlar, “ümitsiz vak'a”dırlar!..

    Doktorların “ne yerse yesin!” dediği bu tiplere, ne söylersen söyle!..

    Çünkü onlar;

    “Kıl”dan, “tüy”den başka bir şeyden anlamazlar... “Tez”leri olmadığı için, “bez”lerle uğraşırlar!..

    Sen, onlara “tebliğ” yapayım derken, hoşlarına gidecek “fıkra”lar anlatır ve hatta “futbol” dünyasına bile girersin ama, onlar seni makaraya alır, “maskara”ya çevirir...

    Kısacası seninle eğlenirler!..

    Sen, “İslam'ı sevdiriyorum” der, “şar-kı”lar söyler, söylenen şarkılarda parmaklarını şıkırdatır ve hatta “dans” edersin ama, onların gözünde “saray soytarısı” olmaktan öteye gidemezsin!..

    O halde ne yapacaksın?..

    Yapacağın şu;

    Ya bu işlerden vazgeçecek, “şov-men”liği bırakacak “kendi işine” döneceksin, ya da “son kullanma tarihin gelinceye” kadar, “medyanın maskarası” olmaya devam edeceksin!..

    Bunun, başka yolu yok!..

    “Kullanıldığını” anlamamakta ısrar edersen; “müzik”ti, “spor”du derken, bir de bakmışsın “kadın programları”na “meze” pardon “malzeme” olmuşsun!..

    Oradan da;

    “Şöhretler mezarlığı”na!..

    BU, BENİM DİNİM Mİ?

    “Hikayenin anafikri”ni böylece izah ettikten sonra, gelelim günümüze...

    Başbakan Tayyip Erdoğan, ekrandaki “Muhteşem Yüzyıl” dizisine ateş püskürüp; “Bizim böyle bir ecdadımız yok, biz böyle bir Kanuni tanımıyoruz” dedi ya; ekranlardaki veya gazetelerdeki “dini tartışmalar”a bakıp, ben de diyorum ki;

    “Bizim, böyle bir dinimiz yok!”

    Şu hale bakın;

    Adamlar ve madamlar, oturmuşlar “Muhteşem Yüzyıl” üzerine “muhteşem bir tartışma” yapıyorlar...

    Söylediklerini “muhteşem bir üzüntü” ile izledim, saçımı-başımı yoldum...

    Adam, Muhteşem Yüzyıl'a çakmak” için, bir başka kanaldaki “Osmanlı” dizisinden örnek verip, diyor ki;

    “Oradaki kadınlar, Osmanlı'nın dini inancına daha uygun giyiniyorlar!”

    Muhteşem bir saçmalama!..

    Be adam, o dizideki kadınlar, evet biraz daha “usturuplu” giyiniyorlar ama, oradaki “öpüşme” sahnesini ne yapacağız?..

    Öyle bir “ateşli öpüşme” sahnesiymiş ki, “provası” için bile, “buz gibi göl”ün içinde “tam 5 saat” uğraşmışlar, iyi mi?!?..

    Bu mu bizim dizimiz?..

    Bu mu bizim dinimiz?..

    Bu mu Osmanlı'nın din anlayışı?..

    Yeter!.. Daha fazla saçmalamayın!..

    NEDİR BU AŞAĞILIK KOMPLEKSİ?
    Geçelim, bir başka konuya...

    Son yıllarda; kendilerine “İslamcı entelektüel” denilen bazı “fikirdane”ler çıktı ortaya... Ağızlarından çıkan “fikir” midir, yoksa “kir” mi, anlayamadım...

    Daha önce yazdığım ve yazarımız Prof. Dr. Namık Açıkgöz'ün de “isabetli bir tesbit”te bulunduğu gibi, “Türkiye Müslümanları”nın ve hatta “dünya Müslümanları”nın en büyük problemi “karşı taraftakiler” değildir...

    Müslümanların problemi, “meşruiyet kompleksi” yaşayan bizim mahalledeki “yanaşma İslamcılar”dır!..

    Bu “yanaşma İslamcılar”dır ki;

    İçinde bulundukları “ezik-büzük”lükten ve “kompleks”ten kurtulabilmek için, dünün “Marksistleri”, bugünün “liberal maskelileri” ile birlik olup, “dindar”lara saldırıyorlar!..

    Böylece, “çığırtkanlar korosu”nda yer alıp, hem seslerini duyuruyorlar, hem de “meşruiyet” kazandıklarını zannediyorlar...

    Ehh, “isim”lerini de duyurup, “şöhret” oluyorlar...

    O hale geldiler ki;

    “Yumurtadan çıkan civciv”in, çıktığı kabuğu beğenmediği ya da “kestane”nin çıktığı kabuğa “pis, kıllı” dediği gibi bir “ret ve inkar” psikolojisi içindeler!.

    Kimi “AK Parti”yi beğenmez,

    Kimi Erdoğan'ı eleştirir!..

    Kimi Çamlıca, Taksim ve Göztepe'ye “cami” yapılmasına karşı çıkıp “cami yerine okul inşa edin” der, kimileri de “cami projeleri”ni beğenmez!..

    Kimi “sekülerizmi kutsamaya” başlar, kimi “zorunlu din dersine karşıyım” diyerek, ekran ekran dolaşır ve şöhreti yakalamaya çalışır...

    Gerçekten merak ediyorum;

    “Ne oldu Müslümanlara?”

    Tamam, herkesin “saçmalama özgürlüğü” vardır ama, “dindarların günaha ihtiyacı var” demek neyin nesi?.. “Karşı mahalleye yaranmak” ve onlardan “okkalı bir aferin” almak için “entelektüel” olmaya gerek yok ki!..

    Hikayedeki gibi;

    Zindandaki adam da saçmalıyor,

    Sen de!..

    Aranızdaki fark ne?..

    O adam, hiç olmazsa köydeki “keçi”sini düşünüyor, bu kadar saçmaladığına göre, belli ki sen; keçileri de kaçırmışsın!..

    BU YOL, YOL DEĞİL!
    Şunu, artık herkes anlamalı;

    Karşı mahalledeki birisi, sizin için; “Duymak istediğim şeyler söylüyor!.. Kulağıma hoş gelen sesler duyuyorum” diyorsa, kendinize “çekidüzen” vermenin ve kendinizi yoklamanın zamanı gelmiş demektir!..

    Şöyle bir kontrol edin kendinizi;

    “Ben ne yapıyorum?.. Beni övüyorlarsa, demek ki yanlış yoldayım!.. Bana saldırıyorlarsa, demek ki gittiğim yol doğrudur.”

    Bunu mutlaka yapın!..

    Çünkü onlar, Müslümanların “sevap”la-rını değil, “günah”larını severler!..

    Söyleyin Allah aşkına;

    “Başını örtmüş bir kadın”ın, o televizyonlarda veya o gazetelerden birinde “haber” olduğunu hiç gördünüz mü?..

    Ama, “başını açan” kadınlar, hep “sürmanşet”ten ve “övülerek” haber yapılmış, “diğer başörtülülere örnek” gösterilmiştir!..

    O halde, zerre kadar aklı olan biri bunu anlar ve sorar değil mi;

    “Beni niye baştacı ediyorlar?”

    Bunu sormuyorsa, çıkmaya başladığı “şöhret basamakları” kendine hayırlı olsun!..

    Ama, unutmasın;
    Bu yol;

    “Şöhretler mezarlığı”na gider!..

    Nicelerinin gittiği gibi!..

    “Hoca”larımız, “loca”larla iş tutarlarken, akıbetlerini de düşünmelidirler!

    Bilmem anlatabildim mi?

    100 yıl sonra cevap verilen mektup

    Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, dünkü TBMM Genel Kurulu'nda; Diyanet ve TİKA bütçelerine yönelik eleştirilere cevap verirken, ilginç bir anekdot aktarmış ve demiş ki;

    “Karadağ'da bir camiyi ziyaret ettiğimde Diyanet İşleri Başkanı bana, bu caminin hikayesini anlattı... Dedi ki; ‘1911 yılında bu cami tamir edilsin diye Osmanlı'ya mektup yazmış atalarımız... Ama mektuba cevap gelmedi. Tayyip Bey Başbakan olunca halimizi bir kez daha arz ettik. Burası onun talimatıyla restore edildi. 2011 yılının Kadir Gecesi'nde yeniden ibadete açıldı.'

    Arkasından ilave etti: ‘Sayın Bakanım bir daha bizim mektuplarımıza cevap vermek için lütfen 100 sene beklemeyiniz.'

    Şimdi dünyanın neresinde olursa olsun, Türkiye'ye yazılan mektuplar anında cevabını buluyor. 75 yıl aradan sonra Kerkük'e giden ilk Bakan bu Hükümetin Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu oldu. Urumçi'ye giden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan oldu. Bugüne kadar bunlar konuşuldu ama biz icraatını yapıyoruz. Türkiye, dünyanın her yerinde var.”

  2. #2
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2012
    Yaş
    50
    Mesajlar
    1.282
    Tecrübe Puanı
    9

    Standart Cevap: Alim zat ile bir embesilin hikâyesini bilir misiniz?

    Eline saglik

+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    02-03-2016, 04:53 PM

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-29-2014, 12:42 AM
  2. Ayrılık nedir bilir misiniz?
    By £laf in forum Duygusal Alan
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-09-2013, 04:43 AM
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-14-2012, 12:02 AM
  4. Gücü tükenen bir babanın hikâyesini bilirim.
    By HARP in forum Serbest Bölüm
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05-28-2011, 02:09 PM
  5. dostlar hüzün nedir dostlar bilir misiniz?
    By £laf in forum Serbest Bölüm
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 02-15-2011, 03:43 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379