İlimle Övünmek

Bir gün Abdullah b. Muhammed Râzî hazretlerine (k.s) sorarlar:
- Bu insanlar ayıp ve kusurlarını biliyorlar ama doğru yola dönmüyorlar. Bunun sebebi nedir?

Hazret şu cevabı verir:

- Çünkü onlar, birbirlerine karşı bildikleriyle övünmekle meşguller. Bildikleriyle amel etmek için uğraşmıyorlar. Dışları ile meşguller ama iç âlemleriyle hiç ilgilenmiyorlar. Bu sebeple de Allah onların kalplerini kör etmiş ve âzalarını ibadete karşı bağlamıştır.”

Dili Âlim, Kalbi Cahil

“Bu ümmet için en çok korktuğum şey, dili ile âlim fakat kalbi ile cahil (gafil) olan kimselerdir.”

Hz. Ömer [radıyallahu anh]

Duamız Niçin Kabul Olmuyor?

Bir gün İbrahim b. Edhem’e (k.s),

- Dua ediyoruz ama neden kabul olmuyor, diye sorduklarında şu cevabı verdi:
- Şu sebeplerden dolayı duanız kabul olmuyor:

• Cenâb-ı Hakk’ı bilirsiniz, fakat emir ve yasaklarını yerine getirmezsiniz.
• Hz. Peygamber’i [sallallahu aleyhi vesellem] bilirsiniz ama ona uymazsınız.
• Kur’an’ı okursunuz ama onunla amel etmezsiniz.
• Allah Teâlâ’nın nimetlerini yersiniz ama şükretmezsiniz.
• Cenneti bilirsiniz, ona talip olmazsınız.
• Cehennem var dersiniz, ondan korkup sakınmazsınız.
• Şeytanın size düşman olduğunu bilirsiniz ama siz ona düşman olmazsınız.
• Ölüm var dersiniz, ancak onun için hazırlanmazsınız.
• Anne baba ve ölülerinizi kendi elinizle kabre koyarsınız, fakat ibret almazsınız.
• Kendi kusurlarınıza bakmıyor, başkalarının kusurlarıyla uğraşıyorsunuz.

Peki, nasıl duanız kabul olunsun?

Vaaz ile Sohbet Arasındaki Fark

Abdurrahman Tâhî hazretleri (k.s) şöyle buyurur:

“Vaaz ile sohbet arasında fark vardır. Sohbet cezbe ile meydana gelir. Cezbe ilâhî muhabbetin yansımasıdır. Sohbete katılanlara feyiz ve rahmet gelir. Sohbet gönülden olur. Mürid eğer vahdet deryasında yüzüyorsa, bu yolun büyükleri ile irtibat halinde demektir. Onu dinleyenler gönül dünyasından etkilenir. Çünkü sohbet eden kendi gönül dünyasını dışarıya verir. Ama vaaz böyle değildir. Vaaz eden kişi ile insanları irşad eden mürşidin sohbeti birbirinden çok farklıdır.
Sohbet eden mürşid-i kâmil ise feyiz deryasından istifade eder, Rabb’inin muradı neyse onu anlatır. Çünkü mürşid-i kâmil nefsin hile ve oyunlarından kurtulmuştur. Halkın değil Cenâb-ı Hakk’ın itibarına göre sohbet eder. Bu da manevi bir haldir. Onun sözleri cezbenin eseridir. Mürşid-i kâmil yaşadıklarını anlatır. Yapmadığı bir ameli yapın demez. Nefsine kabul ettiremediği davranışları bir başkasına telkin etmez. Ama dünyevî ihtirasları olan kişilerin yaptığı vaaz böyle değildir. İnsanlara tesiri çok az olur. Bu düşüncelerimi mürşidim Gavs-ı Hizânî hazretlerine de söyledim. Bana şöyle dedi:

- Bu sözlerin doğrudur. Zira bu, dünyevî menfaatler peşinde koşan vaizlerle, kâmil mürşidlerin farkını ortaya çıkarmış oluyor.”

İslâm Neden Zayıflar?

Büyük âlim Muhammed b. Fazl [rahmetullahi aleyh] şöyle der:

“İslâm’ın zayıflamasına şu dört sınıf insan sebep olmuştur:

1. Bildikleri ile amel etmeyenler,
2. Bilmedikleri şeyler ile amel edenler,
3. Bilmediklerini öğrenmeyenler,
4. İnsanların ilim öğrenmesine engel olan kimseler.

Kaynak: (Sûfîlerden Sözler ve Menkıbeler Hal Dili, Semerkand Yayınları)