Gıybet kanser gibidir girdiği yer iflah olmaz.

Abdülkadir Geylani hazretlerine, (Siz ne mübarek bir zatsınız) demişler. (Nereden biliyorsunuz?) diye sormuş. (Herkes sizi methediyor, sizden söz ediyor) demişler. Buyurmuş ki: (Bu insanlar böyledir bugün severler yarın söverler. En iyisi bırak da biz insanlar için değil, Allah için Müslüman olalım.)

* Allahü teâlâya tevekkül edelim. Tevekkülü azalanın imanı zayıflamış demektir. Tevekkül kalmayınca iman da kalmaz. Tevekkül, her türlü sebebe yapışarak gayret göstermek, sonucu Allahü teâlâdan beklemek ve sonucun mutlaka hayırlı olacağına inanmaktır. Allahü teâlâ, kendisine güvenene kesinlikle ama kesinlikle sahip çıkar onu korur. İnsanlara güveneni ise insanların eline bırakır.

* Kim olursa olsun gıybetini yapmayın! Kadınlarınız da evlerde gıybet yapmasınlar. Gıybet; içki içmekten, kumardan daha büyük günahtır. Gıybet kanser gibidir, girdiği yer iflah olmaz. Gıybet edene sus diyene 100 şehid sevabı verilecek. Gıybet edenleri susturun.

* İnsanda nasıl bir kalb gözü var ise, aynı o şekilde kalb burnu da vardır. Her günahın kendine has bir pis kokusu mevcuttur. Kalb burnu açık olan insanlar bu kokuları alır ve onun habis kaynağından uzaklaşırlar. Evliya olma yolunda, kalb gözü açılan insana verilen ilk nimetler: Kalb burnunun açılması ve kabir ehli ile konuşabilme nimetleridir. Mürşid-i kâmil olan kişi, bir işkembe temizleyicisi gibidir. Yanına gelen kişileri, günahlarından husule gelen kötü kokularından, pisliklerinden arındırır.

* Din, edep ve tevazu demektir. Edep, giriş kapısıdır. Sonra tevazu gelir.

* Üç çeşit edep vardır:
1- Allaha edep,
2- Anne babaya edep,
3- Cemiyete, topluma edep.

Vazife de üç çeşittir:
1- Allaha karşı,
2- Aileye karşı,
3- Topluma karşı.

* İnsan bilmediğinin düşmanıdır.

* Bir kimsenin cebinde parası varsa, istediğini alır mı? Alır; ev alır, araba alır, her şeyi alır. İhlas da para gibidir. Bir kimsede ihlas varsa onun her şeyi var demektir; onunla her şeye kavuşur.

* Başarı nedir? Ve bunun engeli nedir? Ahirette faydası olan şeyler başarıdır. Ve bu başarının engeli insanın kendisidir, yani nefsidir.

Bir büyük zât bir talebesine vazife verirken; ”Beynime mi girmek istersin, kalbime mi girmek istersin?” diye sormuş. Efendim, farkı ne diye sorunca; kalbime girersen âhirete kadar benimlesin. Beynime girersen, yarın unutabilirim buyurmuş.

Talebe bu sefer; "Efendim, kalbe girmenin şartı nedir?" diye sormuş.

Şartı ikidir: Kimseyi bana şikâyet etmeyeceksin ve kimse de seni bana şikâyet etmeyecek; çünkü orada sen beni temsil ediyorsun.
Yolumuz almak değil; vermek yoludur, yük olmak değil; yük almak yoludur, sıkıntı vermek değil; sıkıntı çekmek yoludur. Hep sen sîneye çek, kimseyi şikâyet etme! Öyle yaşa, öyle hareket et ki, kimse de seni şikâyet etmesin.

İnsanlar zor zamanlarda, zor ile karşılaştıklarında müdârâ yapamazlar, insanları idâre edemezler. Böyle zamanlarda herkes içindekini ve gerçek yüzünü dışa vurur. Yâni, bencil bencilliğini, fedakâr fedakârlığını, hâin hâinliğini gösterir. Bu problemli zamanlar bir imtihandır. Ve dünyada hiç bir imtihanda, girenlerin hepsi kazanmamıştır. Bazıları imtihandan başarılı çıkar, bazıları ise kalır.