HABERLERİ TAHKİK ETMEK NEDİR

Kur'an-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. Eğer bir faasık size bir haber getirirse onu tahkik edin. (yoksa) Bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz"(316) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam-ı Ahmed (rha) Haris b. Dırar El Huzai'den şöyle rivayet eder: "Resûlullah (sav)'a gittim. Beni İslam'a davet etti. Onu da kabul ettim. Resûlullah (sav)'dan kavmime gidip onları İslam'a davet için izin istedim. "Kavmimden İslam'ı kabul edenlerin zekatlarını da toplarım. Siz bana bir elçi gönderirseniz, topladığım zekatı ona teslim ederim" dedim. Aramızda gönderilecek elçinin vaktini tayin ettik!.. Haris; kavminden müslüman olanların zekatını topladı. Tayin edilen vakitte elçiyi beklemeye başladı. Resûlullah (sav) Velid b. Ukbe'yi Harise gönderdi. Velid; bir miktar gittikten sonra korkarak geri dönmüş ve Resûlullah (sav)'e: "Haris zekatı vermediği gibi beni de öldürmeye kalkıştı" demişti. Bunun üzerine Resûlullah (sav) Haris'in üzerine bir birlik gönderdi. Bu gelişmelerden haberi olmayan Haris; "Resûlullah (sav)'ın hoşuna gitmeyen birşey yaptığını ve bu sebeble elçi gönderilmediğini zannederek, durumu kavmine iletti ve birlikte Resûl-i Ekrem (sav)'e gitmeye karar verdiler. Haris ve arkadaşları Medine yakınlarında kendi üzerine gönderilen birlikle karşılaştı. Kendilerine nereye gittiklerini sorunca: "Senin için geliyoruz" dediler. Niçin geldiklerini sorunca: "Resûlullah (sav) sana Velid b. Ukbe'yi gönderdi. Zekatı vermediğin gibi onu öldürmeye kalkışmışsın cevabını verdiler. Haris: "Muhammed'i hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, kimseyi görmedim. Bana zekat için kimse gelmedi" dedi. Beraberce Resûl-i Ekrem (sav)'in huzuruna vardılar. Resûlullah (sav): "Sen zekat vermediğin gibi, elçimi de öldürmeye kalkmışsın" dedi. Haris: "Hayır ya Resûlullah! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah (cc)'a andolsun ki; ne elçin geldi, ne de ben onu gördüm. Ben elçiniz gelmeyince; Allah (cc) ve Resûlu bana gazab ettiler diyerek korkumdan buraya geldim" dedi. Bunun üzerine: "Ey iman edenler!.. Eğer bir faasık size bir haber getirirse, onu tahkik edin. (Yoksa) bilmeyerek..." ayeti nazil oldu.(317)

Fahrüddin-i Razi: "Müfessirlere göre bu ayet; Resûlullah (sav)'ın Velid b. Ukbe'yi Ben-i Mustalık'ın zekatını alması için göndermesi hadisesi üzerine nazil olmuştur. Müfessirler bu görüşleriyle; bu ayet umumi olarak gelmiştir fakat nazil oluşu Velid b. Ukbe hadisesine rastlamıştır demek istiyorlarsa doğrudur."(318) dedikten sonra; H. Velid b. Ukbe'nin kötü bir niyeti olmadığını beyan etmektedir. Esasen ayet-i Kerîme'nin hükmü umumidir. Nitekim fukaha, faasıkın şehadetini kabul etmemiştir. Delilleri de bu ayet-i Kerîme'dir. İmam-ı Kurtubi: "Faasık olduğu kat'i olarak tespit olunan kimsenin haberleri geçersiz olur. Çünkü haber emanettir. Fısk ise; onun iptalinin delilidir."(319) hükmünü zikreder. Aynı konuda İmam-ı Cessas: "Ayetteki "Tahkik Edin" ifadesi; faasıkın şehadetinin kabul edilmesinin yasaklandığına delildir. Çünkü şehadet bildiğini haber vermekten ibarettir. Faasıkın şehadeti kabul edilmediği gibi, diğer hususlardaki haberleri de kabul edilemez. Hülasa; din ile ilgili herhangi bir mevzuda onun getireceği haber muteber değildir"(320) buyurmuştur. İbn-i Abidin, bu konuyla ilgili olarak şunları zikrediyor: "Faasıkın haberi bilittifak kabul edilmez. Çünkü onun Diyanet babındaki sözleri, yani adil kimselerden alınması mümkün olan haber rivayeti gibi sözleri makbul değildir. Ama suyun temizliği veya pisliği hususlarındaki haberi, araştırılarak kabul edilir. Zira böyle bir haberi verecek adil kimse bulmamak mümkündür. Tahavi'nin "İster adaletsiz olsun" sözü, hali gizli manasına yorulmuştur. Nitekim İmam-ı Hasan'ın rivayeti de öyledir. Zira adaletliden murad; adaleti sabit olandır. Hali; gizli olanda ise, sübût yoktur. Faasıklığı meydanda olana gelince; bizim mezhebimizde ona cevaz veren yoktur"(321) Malum olduğu gibi günümüzde haberler; televizyon, radyo ve gazete gibi yayın vasıtalarıyla kitlelere ulaştırılmaktadır. Bunların mahiyeti selim akıl sahipleri indinde meçhul değildir. Bilhassa çıplak kadın resimleriyle; kitlelerin ahlakını ifsada gayret eden yayın organlarının hiçbir haberi delil teşkil etmez. Hepsi tahkike muhtaçtır.

Kur'an-ı Kerîm'de: "Eğer mü'minlerden iki zümre birbirleriyle döğüşürlerse aralarını (bulup) barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı hala tecavüz ediyorsa siz tecavüz edenle Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bunun neticesi eğer (Allah'ın emrine) dönerse, artık adaletle aralarını (bulup) barıştırın. (Her işinizde) adaletle hareket edin. Allah şüphesiz adil olanları sever"(322) hükmü beyan buyurulmuştur. Buhari ve Müslim Usame b. Zeyd (ra)'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Resûlullah (sav) eşeğine binerek hastalanan Sa'd b. Ubabe (ra)'nin ziyaretine gitti. Yol güzergahında aralarında Abdullah b. Übey ile Abdullah b. Revaha (ra)'nın bulunduğu bir cemaat oturuyordu. Abdullah b. Übey yüzünü abasıyla örterek: "Toz çıkarmayın" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Revaha (ra): "Resûlullah (sav)'ın eşeğinin kokusu senden daha güzeldir" dedi. Her ikisinin akrabaları arasında kavga çıktı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.(323) İmam-ı Şafii (rha): "Adaletten murad; Allahû Teala (cc)'ın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır"(324) hükmünü zikreder. Dolayısıyla mü'minlerin arasını "adil" bir şekilde ıslah etmek gerekir.