Başkasında kusur aramak ve çekiştirmenin hükmü nedir

Kur'an-ı Kerîm'de: "Ey iman edenler!.. Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü bazı zan (vardır ki) günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de, kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz!.. Allah'tan korkun. Çünkü tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyicidir"(302) hükmü beyan buyurulmuştur.

Şimdi bu ayetteki hükümleri birer birer ele alalım. Bir müslümana göre; bütün din kardeşleri iyi insanlardır. Çünkü Allahû Teala (cc)'nın emanetini yüklenerek; tevhid akidesinin yeryüzünde galip gelmesi için gayret sarfetmektedirler. Bu sebeble müslümanın iyiliği sabittir. Kötülüğü ise kat'i delillerle isbata muhtaçtır. Bu isbat edilmediği müddetçe; mü'min iyidir. Herhangi bir zan delil teşkil etmez. Kaldı ki Resûl-i Ekrem (sav): "Sanmaktan (zannediyorum demekten) sakınınız. Çünkü sanı (zannetmek) sözün en yalan olanıdır"(303) diyerek mü'minleri uyarmıştır.

Allahû Teala (cc): "Birbirinizin kusurunu araştırmayınız" buyurmuştur. Burada geçen "Tecessüs"; cesse fiilindendir. Casusluk yapmak, bir şeyi derinliğine araştırmak, üzerine düşmek ve kötü niyetle işlerin iç yüzünü kavramaya kalkmak gibi manalara gelir.(304) Dolayısıyla Allahû Teala (cc) "zahir ve sabit olanı alınız, müslümanların ayıplarını araştırmayınız"(305) emrini vermiştir. Bu konu oldukça hassastır. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav): "Ey dili ile iman edip, kalben tasdik etmeyenler!.. Müslümanlara eziyet etmeyiniz, onların gizli taraflarını araştırmayınız. Allah müslüman kardeşinin gizli taraflarını araştıranın gizliliklerini araştırır. Ve Allah kimin ayıbının peşine düşerse, evinin içinde bile olsa, onu insanlara karşı mahcup eder"(306) diyerek, ayıp araştıranın fecî akıbetini haber vermiştir. Esasen insanların gizli kusurlarını meydana çıkarıp ilan etmek, utanma duygusuna indirilen en büyük darbedir. Belli bir süre sonra; insanlardan gizlemek lüzûmunu hissetiği kusurunu, alanen icre etmeye başlar. Bu da büyük bir tehlikedir. Resûl-i Ekrem (sav): "Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah (cc) kıyamet gününde onun ayıplarını örter"(307) buyurmuştur. Dolayısıyla; kusur araştırmak değil, ayıpları örtmek esastır. Cihad esnasında yapılan "casusluk" ümmetin maslahatı ile ilgilidir ve caizdir.

ayet-i Kerîme'de: "Kiminiz de kiminizin arkasından çekiştirmesin. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz" buyurulmuştur. Gıybetin haram olduğu hususunda icma vardır. Sahabe-i Kiram'ın "gıybet" hususunda: "Ğ Söylediğimiz vasıf gerçekten o kardeşimizde varsa ne dersiniz?" sualini (öğrenmek niyetiyle) Resûl-i Ekrem (sav)'e sormuşlardır. Bunun üzerine Resûlullah (sav): "Ğ Söylediğiniz vasıf; o kimsede gerçekten var ise "gıybet" etmiş olursunuz. Şayet (söylediğiniz vasıf) yoksa "iftira" etmiş olursunuz"(308) diyerek konuya açıklık getirmiştir. Dolayısıyla bir mü'minin arkasından; duyduğu takdirde hoşlanmayacağı bir kusurunu söylemek "gıybet" tir ve haramdır. Eğer o kusur sözkonusu değilse iftira edilmiş olur ki; bu daha büyük bir günahtır.

Arkadan çekiştiren haram işlediği gibi; bunu dinleyen ve rahatsız olmayan kimse de vebal altına girer. Çünkü bir mü'minin hukukuna tecavüz vaki olurken; sükût etmek sûretiyle, tecavüzü onaylamış demektir. Esas olan bu gibi hallerde uyarıda bulunmak veya gıybeti dinlememektir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allahû Teala (cc) cehennemden azad edecektir"(309) müjdesi asla unutulmamalıdır.

Eğer iftira sözkonusu olursa, mü'minlerin imamı veya naibi ta'zir cezasını uygulayabilir. Bunun dışında iftira edenin üç yerde tevbe etmesi gerekir.



Birincisi: İftira ettiği topluluğun arasına gidip: "Ben falancayı sizin yanınızda böyle andım. Bilmiş olun ki ben bu sözümde yalancıyım" demesi lazımdır.

İkincisi: İftirada bulunduğu kimseye gidip, onu bu konuda razı etmek ve helallik almaktır.

Üçüncüsü: Allahû Teala (cc)'nın hukukunda olduğu gibi adaba uygun bir şekilde tevbe etmektir. İftiradan daha büyük bir günah yoktur.(310)

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Başkalarının ayıp ve kusurlarından bahsetmek istediğiniz zaman, kendinize ait ayıp ve kusurları hatırlayınız"(311) buyurduğu bilinmektedir. Gıybet ve iftiradan korunmanın en güzel yolu; nefsi kontroldür. Süfyan b. Hüseyin der ki: "Bir gün İyas hazretlerinin meclisinde bir adamı çekiştirerek bazı kötü fiillerini beyan ettim. İyas hazretleri bana: "Sen cihad ve gaza kasdıyla Rum (yani Anadolu) cihetine gittin mi?" dedi. "Gitmedim" diye cevap verdim. "Sind yahut da Hint taraflarına cihada azmettin mi?" Oralara da gitmedim diye mukabele ettim. "Senin elinden Rum, Sind ve Hind ahalisi olan kafirler selamet bulmuşlar iken, mü'min kardeşin niçin selamet bulmuyor? Bundan sonra bir daha bu şekilde sözler söyleme"(312) diyerek, bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi.

Bazı durumlar vardır ki; hadise meydana konulmadan mesele çözülemez. Dolayısıyla bu gibi hallerde; (gıybet sözkonusu olsa da) şer'i bir maksad sebebiyle söylenebilir.



Birincisi: Haksızlığa uğrayan kimse; hakkını almak veya suçluyu cezalandırmak için, onun yaptıklarını velayet yetkisi olan (vali, kadı, ulû'lemr vs...) kimseye anlatabilir.

İkincisi: Bir hadisenin dini hükmünü öğrenmek, şahısları zikretmeyi gerektiriyorsa, gerektiği kadarını söyleyebilir. Yani fetva için; herhangi bir şahsın durumunun açıklanması gerekiyorsa, caizdir.

Üçüncüsü: Müslümanları korumak niyetiyle bazı uyarılarda bulunmak caizdir. Mesela; sürekli aldatan bir kimsenin, bu vasfı mü'minler tarafından bilinirse, korunmaları mümkün olur. Resûl-i Ekrem (sav): "Facir kimseyi zikredin ki; insanlar onun şerrinden korunsun" buyurmuştur. Yine bir alim; tağuta itaat niyetiyle mü'minleri hurafelerle çevresinde toplayan bir kimsenin durumunu izah edebilir.

Dördüncüsü: Bir lakabı olup, söylenmediği süre içerisinde tarifi mümkün olmayan bir kimseyi anlatmak için: "Uzun Mehmet!.. Topal Osman vs.." gibi ifadeler, gıybete girmez. Malum olmayan topluluk veya gurupları anmak da gıybet değildir. Mesela: "Falan yer halkı gece hayatını sever" gibi..

Beşincisi: Fıskın günahını gizlemeyen ve bunları aleni yapar hale gelen bir kimseyi o günahı sebebiyle anmak da caizdir. Mesela: "Falan şahıs her zaman sokakta sarhoş dolaşıyor. Buna bir çare bulalım" demek gibi.(313) Çünkü bu sözde "Emr-i Bi'l Ma'ruf, Nehyi ani'l münker" gayreti vardır.Başkasında kusur aramak ve çekiştirmenin hükmü nedir islamseli.net.islami forum,dini forum Arşivi Başkasında kusur aramak ve çekiştirmenin hükmü nedir