MÜSLÜMALARI ZİYARET KONUSUNDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR NELERDİR

Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler!.. Kendi evlerinizden (ve odalarınızdan), başka evlere (ve odalara) sahipleriyle alışkanlık peyda etmeden ve selam da vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Olur ki iyice düşünürsünüz!.. Eğer orada (evlerde) bir kimse bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Şayed size "Geri Dönün" denilirse dönüp gidin. Bu sizin için daha temiz bir harekettir. Allah ne yaparsanız hakkı ile bilendir"(257) hükmü beyan buyurulmuştur. Ayette geçen "Testenisu" lafzı; isti'nas kökünden gelen bir fiildir. Bu "İsti'zan" kelimesinden daha şumullüdür. Dolayısıyla önce ünsiyet peyda edip; randevu isteyerek ziyarete karar vermek gerekir. Cahiliye döneminde araplar; ev sahiplerinden izin almadan girerlerdi. Bu hal; aile mahremiyetine indirilmiş bir darbe özelliği taşıyordu. Ev sahiplerine manevi bir eziyetti.(258)

Ayetin zahiri; selam vermeden önce izin istemeye delalet eder. Bazı alimler de bu ayetin zahiri ile hükmetmişlerdir. Fakihlerin cumhuru ise; "önce selam verilecektir, sonra da izin istenecektir" görüşündedir. Hatta İmam Nevevi: "Sahih ve muhtar olan önce selam, sonra da izin istemektir. Çünkü Resulullah (sav): "Evvela selam, sonra kelam" buyurmuştur" der. Cumhur, Beni Amir'den rivayet olunan: "Resulullah (sav) evde iken, kapının önüne gelen bir kişi, ben eve gireyim mi?" der. Resulullah (sav) hizmetçisine: "Sen çık dışarıya da, şu adama izin istemeyi öğret ve ona de ki: Esselamü Aleyküm!.. Ben içeri gireyim mi?" hadisini delil alarak, selamın izin isteğinden önce verilmesine hükmeder. Bir başka delilleri Ebu Hureyre (ra)'den rivayet olunan: "Resulullah (sav) selam vermeden izin isteyen birisine: "Selam vermeden izin istemeyin" buyurmuştur hadisidir. Zeyd b. Eslem'den şöyle rivayet edilmiştir: Babam beni İbn-i Ömer'e gönderdi. Evine vardım "İçeri gireyim mi?" dedim. "Gir" dedi. İçeriye girdikten sonra: "Merhaba ey kardeşimin oğlu. Bundan sonra eve varınca "gireyim mi?" deme, evvela selam ver. Selamı aldıktan sonra, girmek için izin iste. Girmen için izin verildiği zaman da içeri gir" dedi. Rivayete göre Hz. Ömer (ra) Resulullah (sav)'ın yanına gittiği zaman önce selam verir, sonra da: "Ömer içeri girsin mi?" diyerek izin isterdi. Bazı alimler bu meseleyi şöye açıklamışlardır: Ziyarete giden adam, gittiği evde içerde birisini görürse önce selam verir. Sonra girme izni ister. Şayed kimseyi göremezse önce izin ister, içeri girdikten sonra selam verir. Maverdi"nin tercih ettiği görüş de budur. Bu görüş kendi içinde; hem cumhurun delil aldığı hadisleri, hem de ayetin mefhumunu bir araya toplamıştır.(259) Bugün kapıyı veya zili çalmak; giriş için izin istemeye delalet eder.

Cahiliye döneminde "selamlaşma" adeti mevcuttu. Hristiyanlar ellerini ağızlarına ve alınlarına götürerek selamlaşırken; Yahudiler parmak işaretleri ve baş eğip, kıçını kırmakla (reveransla), mecusiler iki büklüm eğilmekle, müşrik araplar da, Allah uzun ömürler versin manasına "Hayyak'allah" diyerek, bu işi yaparlardı.(260) Resul-i Ekrem (sav) bu selamlaşma şekillerinin hiçbirini kabul etmemiştir.

MÜ'MİNLER ARASINDA SELAMIN YAYILMASI ŞARTTIR: Kur'an-ı Kerim'de: "Bir selam ile selamlandığınız vakit; siz ondan daha güzeli ile selamı alın veya onu aynı ile karşılayın. Şüphesiz ki Allah, her şeyin hesabını hakkı ile arayandır"(261) hükmü beyan buyurulmuştur. "Selam"; "Seleme" fiilinden masdar olup, her türlü ayıp ve fenalıktan uzak olmak manasınadır. Tahıyye ise: "Hayye" fiilindendir. Hayatın bereketli ve uzun olması duadır. Aynı zamanda selam manasına gelir. Resul-i Ekrem (sav): "Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam) iman etmiş olmazsınız. Ben size birşey göstereyim mi!.. Eğer bunu yaparsanız birbirinizi seversiniz. Aranızda selamı ifşa ediniz (Yayınız)"(262) emrini vermiştir.

Kur'an-ı Kerim'de "selam" ın lafızları belirlenmiştir. Buna göre; bir müslüman, diğerine "Selamun Aleykum" veya "Es-Selamun Aleykum" şeklinde selam verecektir. Her iki şekilde de selam verilebilir ama, Fahruddin-i Razi'nin dediği gibi lamsız olarak: "Selamu Aleykum" demek daha efdaldir. Çünkü meleklerin mü'minlere selamı "Selamun Aleykum" şeklindedir.(263) Bir müslüman diğerine "Selamun Aleykum" derse; selamı alan kardeşi "Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi" demelidir. Eğer selam veren "Selamun Aleykum ve Rahmetullah" demişse, selamı alan müslüman: "Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu" şeklinde cevap vermelidir. Selam veren "rahmet" ve "berekat" lafızlarını söylerse, aynı ile mukabelede bulunulur. Resul-i Ekrem (sav) Hz. Adem (as) ile melekler arasındaki selamlaşmanın bu şekilde cereyan ettiğini haber vermiştir.(264)


Herhangi bir meclise girerken selam verildiği gibi; o meclisten ayrılınırken de selam verilmesi gerekir.(265) Zira Resul-i Ekrem (sav): "Sizden biriniz, meclise geldiği zaman selam verdiği gibi, ayrılırken de selam versin"(266) buyurmuştur. Karşılaşan iki kişiden; küçük olanın büyüğe, az olan topluluğun, çok olan topluluğa, yürüyenin oturana, at üzerinde bulunanın yaya olana selam vermesi gerekir.(267) Eğer müslümanlarla, başka ideoloji sahibi kimseler beraber oturuyorsa o meclise gelen kimse: "Ve'sselamu ala menittebe'al-huda" (Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun) şeklinde selam verebilir. Buradaki incelik şudur: Selam dua hükmündedir. Fukaha: "Kafire selam verilemez, dua edilemez" hükmünde ittifak etmiştir. Bu ittifakın sebebi; selim akıl sahipleri indinde malumdur. Kaldı ki Allah'a inanmayan bir kimseye; Allahu Teala (cc)'nın selamını vermek, onun açısından da uygun değildir.

Selam vermenin caiz olmadığı bazı durumlar sözkonusudur. Bunlar:1) Selam Allahu Teala

(cc)'nın güzel isimlerinden birisi olduğu için temiz olmayan yerlerde zikredilmesi uygun değildir. Mesela: Def-i hacet eden kimseye selam verilmeyeceği gibi, hamamda (tesettürsüz olan) kimseye de selam verilmez. Ancak selam verilecek kimsenin "avret" mahalli örtülü ise, verilebilir.
2) Herhangi bir haramı irtikap eden kimseye selam verilmez. Mesela: İçki içen, kumar oynayan vs...
3) Kur'an okuyan, hadis rivayet eden ve ilim müzakeresinde bulunan, (vaaz eden) kimselere de selam verilmez. Çünkü bu; hayırlı bir işin inkitaya uğramasına vesile olur. Ancak o iş bitmişse, o mecliste oturanlara selam verilir.
4) Ezan okuyan, namaz kılan ve kaamet getiren kimselere de selam verilmez.
5) Fitne tehlikesi sözkonusu olduğu için genç kız ve kadınlara da selam verilmez.
6) Selam mü'minler arasında meşru kılınmıştır. Gayr-i müslimlere ve (İslam'ı reddeden) ideolojilere itikad eden kimselere de selam verilmez.(268) Ancak onlar selam verirlerse, "ve aleyküm" denilir.
Selam veren kimseye; aynı mecliste oturduğu taktirde "merhaba" denilebilir. Resul-i Ekrem (sav) misafirlerine iltifat niyetiyle "merhaba" demiştir. Rahabe fiilinden gelen bu söz; "genişlik ve rahatlığa kavuştun, huzur içinde oturabilirsin" manasınadır.(269) Kur'an-ı Kerim'de de, bu manada kullanılmıştır.
MUSAFAHA ETMEK SÜNNETTİR: Resul-i Ekrem (sav) ashabıyla karşılaştığı zaman; (özellikle Cum'a ve Bayram namazlarından sonra tebrikleşirken) musafaha etmiştir.(270) Ayrıca Bey'at alırken; musafahayı asla terketmemiştir. İslam uleması musafaha etmenin sünnet olduğu hususunda müttefiktir. Resul-i Ekrem (sav): "İki müslüman karşılaştığı zaman, birbirleriyle musafaha edip, aziz ve celil olan Allahu Teala (cc)'dan birbirleri hakkında mağfiret talep ederlerse, daha yerlerinden ayrılmadan Cenab-ı Hak (cc) ikisinin de günahlarını affeder"(271) müjdesi de sarihtir. Sahabe-i Kiram; iki elle tutuşarak musafaha yapmıştır.(272) Tek elle musafaha yaptıklarına dair sahih bir rivayet yoktur. Musafaha ile birlikte; birbirine dua etmek ve Allahu Teala (cc)'dan mağfiret talebinde bulunmak da esastır. Şimdi yeniden müslümanları ziyaret hususunda dikkat edilecek kaidelere dönelim.
İZİN KAÇ DEFA İSTENİR?: Ayette izin istemenin sayısı üzerinde durulmamıştır. Muhammed Ali Sabuni: Resulullah (sav)'ın sünneti izin istemenin üç kez olduğunu beyan etmiştir. Buna delalet eden hadisler şunlardır: Ebu Hureyre (ra)'den: "İzin istemek üçtür. Birincisinde haberdar olurlar. İkincisinde kendilerine çeki düzen verirler. Üçüncüsünde giriş izni verirler veya reddederler" Ebu Musa El Eş'ari (ra) ile Hz. Ömer (ra) arasında geçen şu hadise de, iznin üç defa istenmesi gerektiğine delalet eder. Bu hadise Buhari ve Müslim'in rivayetlerine göre şöyledir: Ebu Said El Hudri (ra)'den: "Ensarilerin bir meclisinde oturuyordum. Ebu Musa El Eş'ari (ra) korkuyla içeri girdi. "Seni korkuya düşüren nedir?" diye sorunca: "Ğ Ömer b. Hattab (ra) yanına gelmemi emretmişti. Gittim ve girmek için üç defa izin istedim. Bana şifahi giriş izni verilmediği için geri döndüm. Daha sonra Ömer (ra): "Bana gelmene mani nedir?" dedi. Ben de: "Ben geldim, üç defa izin istediğim halde giriş izni verilmeyince geri döndüm. Zira Resulullah (sav): "Sizden biriniz, bir evden üç kere izin ister de, izin verilmezse geri dönsün" buyurmuştur. Demem üzerine, bana: "Ğ Sen naklettiğin hadisi ya isbat edersin veya seni cezalandırırım" dedi. Bunun üzerine Übey b. Kaab, Ebu Musa El Eş'ari'ye: "Ğ Sen içimizden en genci ile Ömer (ra)'e git ve durumu bildir" dedi. Cemaatin en genci ben olduğum için Ebu Musa (ra) ile giderek Ömer (ra)'e Resulullah (sav)'in bu hadisini haber verdim. "Üç defa izin istemek isteyen için bir haktır. Yoksa onun için farz olan bir defa istemektir" Ebu Hayyan "Üçten fazla izin istenmez. Şayet içerdekilerin duymadıkları anlaşılırsa, üçten fazla da istenebilir" demiştir"(273) hükmünü zikretmektedir.



1762 Sehl b. Saad (ra)'dan şu hadise rivayet olunmuştur: "Bir adam Resul-i Ekrem (sav)'in odalarından birisine başını uzatarak, (izinsiz) şöyle bir göz atmıştı. Bu esnada Resulullah (sav) elinde demir bir tarakla başını tarıyordu. Adamın baktığını görünce: "Eğer senin baktığını daha önce görseydim, (demir tarağı göstererek) bununla gözünü çıkarırdım. İsti'zan; sırf göz (harama bakmasın) için meşru kılınmıştır"(274) buyurdu. Dolayısıyla herhangi bir yolunu bulup; başkasının evini gözetlemek, şen'i bir davranıştır. Esasen kapıyı çalan müslüman; sırf içeriyi izinsiz görmemek için sağa veya sola döner. Bu da İslami bir edebdir.(275)

Başkasının evine; ev sahiplerinin izni olmadan girmenin yasaklanması üzerine Hz. Ebu Bekir (ra) Resul-i Ekrem (sav)'e: "Kureyş tacirleri devamlı olarak Mekke, Medine, Şam, Yemen, Kudüs gibi yerlere gidiyorlar. Buralarda ve yollarda onların belli başlı bir barınakları yoktur. Ancak umuma yapılmış ve içinde devamlı oturulmayan han, kervansaray gibi yerler vardır. Buralara girerken de izin isteyerek mi girilmelidir?" diye sordu. Bunun üzerine: "Meskun olmayan, içerisinde sizin için bir menfaat ve alaka bulunan evlere (ve odalara) girmenizde size bir vebal yoktur. Açıklayacağınızı da, gizleyeceğinizi de Allah bilir"(276) ayet-i Kerimesi nazil oldu. Dolayısıyla alışveriş yerleri, han, kervansaray ve bunlar gibi umuma ait yerlere, izin almadan girmeye müsaade edilmiştir.(277)

Müslümanları ziyaret hususunda dikkat edilecek önemli meselelerden birisi de; "Ziyaret Vakti'nin" iyi tesbit edilmesidir. Cahiliye döneminde araplar; birbirlerinin evlerine izinsiz girdiği gibi, o evden yemek yemeden de çıkmazdı. İslam dini; sarih bir da'vet olmadığı süre içerisinde başkasının evinde yemeğin (pişirilmesinin) beklenmesini yasaklamıştır.(278) Dolayısıyla normal ziyaretlerde; "Yemek Vakti'nin" dışında bir zaman dikkate alınmalıdır.

Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler!.. (Bundan sonra) Peygamberin evlerine; yemeğe davet olunmaksızın ve vaktine de bakmaksızın girmeyin. Fakat daavet olunduğunuz zaman girin. Yemeği yediğiniz zaman dağılın. Söz dinlemek veya sohbet etmek için de (izinsiz) girmeyin. Çünkü bu peygambere eza vermekte, o sizden utanmaktadır. Allah ise; hakkı açıklamaktan çekinmez"(279) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet; Resul-i Ekrem (sav)'in evine, vakitli vakitsiz giren ve yemek yemeden ayrılmayanlar hakkında nazil olmuştur. Ancak ulema; hükmün İslami edeb noktasından bütün mü'minlerin evlerine teşmil edilebileceği kanaatindedir. Davet edilmeden; herhangi bir ziyafete iştirak edilmemesi gerektiğine işaret edilmiştir. Hz. Ebu Şuayb (ra) ashab arasında Resul-i Ekrem (sav)'i görünce, yüzünden karnının aç olduğunu anlamıştır. Hemen kasap olan hizmetçisine: "Bize beş kişilik bir yemek hazırla!.. Beşinci kişi ben olmak üzere Resulullah (sav)'ı davet etmek istiyorum" dedi. Sonra Resul-i Ekrem (sav)'in yanına yaklaşarak, davet teklifini izhar etti. Birlikte eve giderken, arkalarından bir adam takip ederek geldi. Evin kapısı önüne varınca Resul-i Ekrem (sav): "Bu zat, bizim arkamıza takılıp geldi. İstersen kabul et, istersen geri gönder" buyurdu. Ebu Şuayb (ra): "Hayır ya Resulullah, ona da izin veriyorum" dedi.(280) Dikkat edilirse; Resul-i Ekrem (sav) bu hadisede, İslami bir edebi ta'lim ettirmiştir. İmam-ı Gazali: "Yemek vaktine denk getirecek şekilde ziyarete gitmek doğru değildir. Bu şekilde ziyaret men edilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler!.. (Bundan sonra) Peygamberin evlerine yemeğe çağrılmaksızın ve vaktine de bakmaksızın girmeyin" denilmiştir. Yani tam yemeğe hazırlandıkları sırada evlerine girmeyin buyurulmuştur. Haberde (Hz. Aişe'den) şöyle varid olmuştur: "Davet olunmadığı sofraya giden kimse; gitmekle faasık olduğu gibi, yediği de haramdır" Fakat yemek vaktini gözetmediği halde, gittiği yerde sofraya tesadüf eden kimse, buyur edilmedikçe sofraya oturmamalıdır"(281) hükmünü zikreder. Şurası muhakkaktır ki; mü'minler birbirlerine ikram etmekten zevk duyarlar. Ancak davet ve izin; kat'i nasslarla beyan buyurulmuştur. Habersiz gelen misafir; ev sahibini "Ğ Acaba ne ikram etsem?" endişesine sevkeder. Bunun manevi bir eziyet haline gelmesi de mümkündür.Müslümaları ziyaret konusunda dikkat edilecek hususlar nelerdir islamseli.net.islami forum,dini forum Arşivi Müslümaları ziyaret konusunda dikkat edilecek hususlar nelerdir