İslamda hakem tayin etmenin hükmü nedir-tahkim nedir

İslamda hakem tayin etmenin hükmü nedir-tahkim nedirislamseli.net islami forum dini forum Arşivi İslamda hakem tayin etmenin hükmü nedir-tahkim nedir

Davacı ve davalı; hususi bir şekilde, kazai selahiyete haiz olmayan bir ûlema'ya müracaat ederek, ihtilaflarını ortadan kaldırmak üzere hakem tayin edebilirler.(279) Hakem tayin etmenin meşruiyyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir. İmam-ı Merginani: "Taraflar; hakem seçtikleri kimsenin hükmüne razı oldukları zaman tahkim caiz olur. Zira her ikisinin de (Davacı ve davalının) kendi nefisleri üzerine velayet hakları vardır"(280) hükmünü zikreder. Dolayısıyla İslam fıkhı'nın; yeryüzünün her tarafında uygulanması mümkündür. Yeter ki insanlar; heva ve heveslerine uyup, tağut'un huzurunda muhakeme olma arzusu belirtmesinler. İmam-ı Münzir: "Kadı olmayan bir kimse tarafından verilen karar da geçerlidir. Eğer bu, onun hüküm vermesi caiz olan hususlardan ise!"(281) hükmünde, icma hasıl olduğunu beyan etmektedir. Hakem; hudud davaları ve kısas gibi konularda hüküm veremez. Bunun dışında Hakem'in hükmü; tıpkı Kadı'nın hükmü gibidir. Hakem seçen şahıslar; hüküm verilmeden önce, bu işten vazgeçebilirler. Ancak hüküm verildiği an; her iki tarafı da, kat'i olarak bağlar, hüküm geçerlidir.(282) Mecelle'de: "Hukuku Nas'da (İnsan haklarına müteallik mal davalarında) tahkim caizdir"(283) hükmü kayıtlıdır. Esasen Hakem; müdafaa ve murafaa hususunda tıpkı kadı'nın riayet ettiği şartlara riayet etmek mecburiyetindedir. Kadı'da (Hakim'de) aranan her vasıf; hakem'de de aranır. Hukuk davalarında kadınların şehadetleri kabul edildiği için; iki kadın kendi arasındaki ihtilafta, bir başka kadını hakem tayin edebilir.(284)

İslam toplumunda "Hakem" tayin ederek ihtilafları çözme hakkı sadece müslümanlara tanınmış bir hak değildir. Zimmet ehli iki vatandaş; kendi dinlerinden birisini hakem seçerek, hükmüne razı olabilirler.(285) İslam devleti; yargı hakkını bahane ederek, buna müdahele edemez. Yahudiler kendi aralarında "Tevrat'ın" hükmünü; Hristiyanlar da "İncil'in" hükmünü, uygulayabilirler. Ancak ceza hukukunda muhtariyet sözkonusu değildir.
Kur'an-ı Kerîm'de "Yahudiler'le" ilgili olarak nazil olan bir ayet-i Kerîme'de "Alabildiğine yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Şayed kendilerinden yüz çevirirsen, sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Çünkü Allah Adalet sahiplerini sever"(286) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayasıyla zimmiler; İslam mahkemesine bir dava getirirlerse, kadı (hakim) muhayyerdir. İsterse davaya bakmayı kabul eder, dilerse reddeder. Ancak ihtilaf halinde olan kimselerden birisi müslüman, diğeri zimmi ise kadı (hakim) muhayyer değildir. Zira Resûl-i Ekrem (sav) bir müslüman ile bir yahudi arasındaki arazi ihtilafını hükme bağlamıştır.(287) Hz . Ali (ra) Mısır Valisi ve Kadısı Muhammed b. Ebû Bekir (ra)'e gönderdiği bir mektupta: "Taraflardan birisi müslüman, diğeri Hristiyan olan bir dava sana gelirse, müslümana İslam fıkhını, Hristiyana da kendi kanunlarını uygula"(288) emrini vermiştir. Dikkat edilirse İslam fıkhı; sulh şartlarına uyma hususunda titizliği emretmektedir. İslam devleti içinde yaşıyan gayr-i müslimlere; kendi aralarındaki hukuk davalarını, inançlarına göre çözme hakkının tanınması büyük bir hadisedir. Günümüzde; insanların inançlarına hürmet edilmediği gibi; düşünce ve inançlarını açıklayan kimseler hapishanelerde çürütülmektedir. Resûl-i Ekrem (sav); Necran Hristiyanlarına dini ve hukuki sahada muhtariyet verdiği muteber kaynaklarda kayıtlıdır. Fakat kendi aralarındaki ihtilafları çözemedikleri için Resûlullah (sav)'a müracaat ederek "Aramızda ihtilafa düştüğümüz konularda hüküm verecek bir kadı istiyoruz" demişlerdir. Bunun üzerine Peygamberimiz efendimiz (sav) Ebû Ubeyde b. Cerrah'ı (ra) görevlendirmiştir.(289)
Bir müslüman; kendilerinden müsaade alarak gayr-i müslimlerin ülkesine gitse orada borç alsa veya onların mallarını gasb etse, yahud da gayr-i müslimler bu müslümanın malını gasb etseler, daha sonra Darû'l İslam'a dönüp Kaza makamına müracaat etse, davası dinlenilemez.(290) Çünkü Darû'l Harp'te Ulû'lemr'in velayeti yoktur. Hukuk davası da olsa, bakılamaz. Ancak müs'temen (emanlı) bir mü'minin; ahdine uyması, velev ki gayr-i müslim bile olsa hiç kimsenin hukukuna tecavüz etmemesi şarttır. Zira müslümanlar adil ve emin olmak mecburiyetindedirler.