Hükmün icrası ve cezasının infaz meselesi nedir

Hükmün icrası ve cezasının infaz meselesi nedir islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Hükmün icrası ve cezasının infaz meselesi nedir

Mü'minler arasındaki ihtilaf; afv, haklardan feragat veya sulh yolu ile giderilemezse, dava "Hüküm"le sonuçlanır!.. Hükümlerin icrası ve hadlerin ifasını; hassasiyetle takip etmek görevi, kadı'ya (Hakime) aittir. Had cezalarının nasıl infaz edildiğini "Ukûbatlar" bahsinde izah etmiştik!.. Burada hukuk davalarının hükümlerinin icrası üzerinde duralım.

Kaza işleriyle meşgul olan kimse (Kadı); tarafların getireceği delilleri, İslam'ın kaynaklarını esas alarak değerlendirmek ve bir sonuca varmak zorundadır. Kur'an, sünnet ve icma'ya aykırı olarak vermiş olduğu hüküm geçerli olmaz, o davaya yeniden bakılır.(257) Ayrıca kadı; müdafaa ve murafaa sırasında şer'i hududlara riayet etmemiş ise ve bu husus kat'i olarak tesbit olunursa, şekil açısından karar bozulur. Bunun dışında kadı; hüküm verdikten sonra yanıldığını anlarsa, bizzat kendisi karara itiraz edebilir. Çünkü hakka dönmek, hatada ısrar etmekten çok daha hayırlıdır. Kadı'nın (Hakim) şahsi kusurlarından dolayı ferd zarara uğramışsa; zararı gidermek Ulû'lemr'e düşen bir görevdir.(258) Zira insanlar; zarardan kurtulmak için kadı'ya müracaat etmektedirler. Burada şu inceliğe de, dikkat etmek gerekir. Kadı'nın (Hakim'in) verdiği kararın bozulması ve muhakemenin iadesi için; çok ciddi delillere ihtiyaç vardır. İctihad'a dayanan hususlarda; mahkemenin kararına itiraz edilemez.

Günümüzde; suçun mahiyeti ve işleniş şekli ne olursa olsun, laik kanunlara dayanan mahkemeler, ferde "Hapis Cezası" vermektedirler. Her ne kadar; işlenen suçun durumuna göre hapis süresi farklılaşsa da, cezanın mahiyeti aynıdır. Farklı suçlara; aynı mahiyette cezaların verilmesi ve bunların birarada tutulması; yeni yeni "Çete"leri ortaya çıkarmaktadır.(259) Ayrıca uzun yıllarını cezaevinde geçiren bir insanın; ruhi dengesinin darma-dağın olduğu da, bilinmektedir. İslam fıkhında suçun farklılaşması, cezanın mahiyetini değiştirir. Adam öldüren bir kimse ile hırsızlık yapan bir kimse, aynı cezaya çarptırılamaz!.. Şimdi İslam fıkhında "Hapis Cezası" var mıdır? sualine cevap arayılım.

Cahiliyye döneminde; Mekke'de hapis cezası yaygındı. İslami tebliğ başlayınca mürşiklerin, yeni müslüman olanların bazılarını, hapse attıkları bilinmektedir.(260) Resûl-i Ekrem (sav) Medine'ye hicret ettikten sonra, Mekke'li müşrikler tarafından hapse atılan bazı müslümanları kurtarması için Hz. Velid b. Mugire (ra)'yi casus olarak göndermiştir. Hz. Velid b. Mugire (ra) Mekke'de elleri ve ayakları bağlı olarak hapsedilmiş iki müslümanı, bağlarını çözerek kurtarmıştır.(261)

Kur'an-ı Kerîm'de: "Hz. Yusuf (as)'un" kıssası beyan edilirken, onun hapishanedeki ilişkilerinden bilgiler verilir.(262) Yine mûteber tefsirlerde Nemrud'un; Hz. İbrahim (as)'i ateşe atmadan önce hepsettiği kaydedilmiştir. Zina edenlerle ilgili olarak gelen ilk ayet-i Kerîme'de de; hapis cezasından bahsedilmektedir. Şimdi bu hususu kısaca izah edelim; Allahû Teala (cc) "Kadınlarınızdan fuhşu irtikap edenlere karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şehadet ederlerse, onları (zina edenleri) ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir (ceza) gösterinceye kadar, kendilerini evlerde hapsedin. Sizlerden fûhşu irtikap edenlerin her ikisini de eziyyete koşun. Eğer tevbe edip, (nefislerini) islah ederlerse artık onlara eziyyetten vaz geçin"(263) buyurmuştur. Hz. Ubade b. Sabit (ra)'den rivayet edildiği göre Resûl-i Ekrem (sav): "-Benden alınız, benden alınız!.. Allahû Teala (cc) şüphesiz zina edenler için bir yol göstermiştir. Bekarın bekarla zinası yüz değnek ve bir sene sürgündür. Evlinin evliyle zinası yüz değnek ve recm'dir"(264) buyurmak suretiyle, hapis cezasının ve eziyyet'in nesh edildiğini açıklamıştır. Zina edenlerle ilgili olarak Nûr Sûresinde beyan edilen cezalar; bu ayet-i Kerîme'nin hüküm olarak değiştirildiğinin delilidir.(265) Dolayısıyla zina edenlerin; ömür boyu evlerinde hapsedilmesi hükmü kaldırılmıştır.

Resûl-i Ekrem (sav) döneminde hapishane mevcut değildir. Mescidler ve dehlizler; suç işlediği zan edilen kimselerin tutuklandığı yerlerdir!..(266) Nitekim Resûl-i Ekrem (sav); bir cinaayet suçundan sanık olan Sumame b. Usale (ra)'yi mescidin duvarına bağlamıştır.(267) Beni Kurayza yahudilerinden esir alınan kimseleri, bir ev içerisinde hapsetmiştir. Hz. Ömer (ra)'in dört bin dinara bir ev satın alarak; orayı hapishane olarak kullandığı kaynaklarda yer almaktadır. Resûl-i Ekrem (sav) döneminde; elinde imkanı olduğu halde borçlarını ödemeyenlerin tutuklandığı bilinmektedir.(268) İbn-i Abidin: "Özel olarak ilk hapishane yapan Hz. Ali (ra)'dir. Bu fûkaha'nın: "Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir devrinde hapishane yoktu" sözüne de münafi değildir. Çünkü o zaman insanlar mescidde veya bir dehlizde hapsediliyorlardı. Hatta Hz. Ömer (ra) Mekke'de dört bin dirheme bir ev satın aldı ve bunu hapishane olarak kullandı"(269) diyerek, gelişmeleri izah eder. Hz. Ali (ra) önce "Nafi" adını verdiği, kamıştan bir hapishane yaptırmış; fakat suçlular kaçtığı için, daha muhkem olarak "Mehis" cezaevini inşa ettirmiştir. İbn-i Münzir "Borçlarından (Ödemediği için) kişi hapsedilir. Hz. Ömer b. Abdülaziz (rha) bu görüşe katılmaz ve onun (borçlunun) malının taksim edileceğini ve kendisinin hapsedilmeyeceğini söyler"(270) hükmünü zikreder.

Hanefi fûkahası: "Bir zengin; karısına mehrini veya nafakasını vermezse, bu sebeble (vermesi için) hapsedilir"(271) hükmünde ittifak etmiştir. İslam fıkhında hapis; başlı-başına bir ceza değil, hakların iadesi için bir vasıtadır. İmkanı olduğu halde; başkasına aid bir hakkı ödemeyen kimse, bu sebeble tutuklanır. İçerde kalma süresi; imkanının olup olmadığını tesbit etmekle sınırlıdır. Fûkaha; bu sürenin; bir aydan, altı aya kadar olabileceği hususunda farklı rivayetlerde bulunmuştur. Essah olan kavle göre; şahısların durumuna vakıf olan kadı'nın (Hakim'in) süreyi tayin etmesidir.(272) Zira borcunu; ancak kazanç elde ederek ödeyebilir. Bunun hapishane'de gerçekleşmesi ise; mümkün değildir.(273) Şurası da unutulmamalıdır ki; bir kimsenin borcundan dolayı hapsedilmesi, alacaklı durumunda olan müslümanların talebine dayanan bir hadisedir. Alacak ve borç hususunda mü'minlerin nasıl hareket etmeleri gerektiği hususunda daha önce kısaca durmuştuk!..(274) Bilindiği gibi zekat verilecek sınıflardan birisi de; borçlulardır!.. Hatta Fûkaha'dan bazıları; borçluya zekat verilmesinin; fakir ve miskine verilmesinden daha evla olduğuna hükmetmişlerdir. Resûl-i Ekrem (sav)'in döneminde, Hz. Ali (ra)'nin hilafetine kadar; İslam toplumunda hapishane ihtiyacının olmaması da, önemli bir hadisedir.

Feteva-ı Hindiyye'de Hapis Çeşitleri" şu şekilde izah edilmiştir.

Birincisi: Borç yüzünden; alacaklının müracaatı ve isbatı sonucu ortaya çıkan hapis!..Borçlunun; aile çevresi veya dostları borcunu ödeyebilecekleri gibi, alacaklı müddet vererek tutukluluğunu ortadan kaldırabilir. Kefil de; geçerlidir.
İkincisi: Allahû Teala (cc)'nın hukukuna taallûk eden hudud cezaları için tutuklama!.. "Ukûbat'lar" bahsinde; bu cezaların mahiyeti ve uygulanma şekli üzerinde durmuştuk!.. Bunun belli bir süresi yoktur; ancak kısa zamanda sonuçlandırılması şarttır. Zira şüphe sanığın lehinedir.
Üçüncüsü: Hem Allahû Teala (cc)'nın hem kulun hukukuyla ilgili olarak tutuklama!.. Hadd-i Kazf, cinayet vs..(275)

Dikkat edilirse bunların hiçbirisi; belli bir süre ile sınırlı değildir. Dolayısıyla İslam fıkhında; insan için asıl olan hürriyettir. Zira ruhlar aleminde gerçekleşen Mîsak sonucu insanın elde ettiği nimetlerden birisi budur!.. İmam-ı Muhammed (rha) "Herhangi bir sebeble tutuklanmış müslümanın; karısının belirli süreler içerisinde yanına girmesine müsaade edilmesi gerektiğini" beyan eder!.. Suçlu kimse; tahkir edilmediği gibi, herhangi bir eziyyet (Dövme, dille tecavüz vs.) yapmak da caiz değildir. Zira İslam dini; suçun cezasını tayin etmiştir. Ek bir ceza vermek zulümdür.

Hz. Ömer (ra)'in "mü'minin sırtı yasak bölgedir. Yani ona vurulmaz, kötülük edilmez" buyurduğu bilinmektedir. İmam-ı Yusuf (rha): "Hz. Ömer (ra) kendinden vaki olan bir zellesinden dolayı bir adamı dövdü. Adam Hz. Ömer'e: "-Şüphesiz ben şu iki adamdan birisi olmalı değil miydim? Bir adam bilmeyerek hata edince kendisine bilmediği husus öğretilir. Diğeri de hata etmiştir, afv edilir" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) adama: "-Doğru söyledin, benim de öyle yapmam gerekirdi. O halde kalk sen de benden hakkını al" diyerek özür diler."(276) Te'dib ve ta'zir için; şer'i bir hükmü uygulayan kimse dahi; mü'minlerin hassas bölgelerine vuramaz. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Sizden biriniz dövdüğünde (Te'dib için) yüze vurmaktan sakınsın"(277) emrini vermiştir. Hadd cezalarında dahi; göğüse, karına, başa, tenasül uzuvlarına ve yüzüne kamçı vurulmaz.(278) Dolayısıyla gardiyanların; meşrû bir sebeb yokken, sırf suç işlediği gerekçesiyle tutukluları dövmeleri caiz değildir. İnsanların haksız yere dövülmeleri ve eziyete tabi tutulmaları; büyük bir zulümdür. Kaza işleriyle meşgul olan kimse (Kadı); cezaevlerinde meydana gelen her türlü zulmün, manevi mes'ûliyetine ortaktır. Çünkü haddlerin icra edilmesi ve hükümlerin uygulanmasından mes'ûl olan kendisidir. Gerektiği halde; icra kuvvetlerinden, yardım talebinde bulunur.
13. BÖLÜM INDEKSI