Kadının duruşma sırasındaki hali nasıl olmalıdır

İslam ûleması; kaza işleriyle meşgul olan kimsenin, duruşma esnasındaki tutumu üzerinde hassasiyetle durmuştur. Bütün fıkıh kitaplarında "Edebü'l Kadı"nın; ayrı bir kısım olarak ele alınması bunun en güzel delilidir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Eğer sizden biriniz kaza işine (Kadılık vazifesine) mübtela olursa; hasımlar (Davacı ve davalı) arasında, mecliste yer göstermek, işaret etmek ve bakmak hususunda eşit davransın"(155) buyurduğu bilinmektedir. Esasen hakim (Kadı) taraflar arasında Adaletle hükmetmeye memur edilmiştir. Duruşma esnasında; herhangi bir tarafa meylederse, vereceği hüküm sui-zanna sebeb olabilir. Hanefi Fûkahası: "Duruşma esnasında hakim (Kadı); taraflardan yalnız birisini eve kabul etmek ve hüküm meclisinden birisiyle halvet veyahut ikisinden birisine eliyle, gözüyle veya başıyla işarette bulunmak, gizlice (Fısıltı şeklinde) konuşmak, yahud diğerinin bilmediği lisan ile söz söylemek gibi töhmet ve sui-zanna sebeb olabilecek hal ve hareketlerde bulunamaz. Hakim; taraflar arasında şer'i şerife göre hükmetmeye memurdur. Dolayısıyla tarafeynden (Davalı ve davacı) birisi her ne kadar eşraftan ve diğeri avamdan birisi olsa bile; muhakeme esnasında (oturtmak, kendilerine bakmak ve söz söylemek gibi) muhakemeye müteallik muamelede tamamiyle Adalet ve müsavata (Eşitliğe) riayet etmek mecburiyetindedir"(156) hükmünde ittifak etmiştir. Dikkat edilirse fukaha; muhakeme ile ilgili olarak akla gelebilecek her türlü hususun üzerinde hassasiyetle durmuştur.

Resul-i Ekrem (sav)'in duruşma esnasında tarafları (Davacı ve davalı) oturtuyordu.(157) Oturtma şeklinde dahi; müsavata riayet etmesi ve bunu emretmesi önemli bir hadisedir. Halbuki cahiliyye döneminde araplar arasında; sosyal sınıflar teşekkül etmiş ve belli bir gelenek ortaya çıkmıştır. Nitekim Ebû Cehil'in (Bedir Savaşında) ölüm anında dahi bu geleneğe sadık kaldığı bilimektedir.(158) Hakim (Kadı) Murafaa yapmadan önce; gerekli her türlü tedbiri (Hukukî, idarî, inzibatî vs..) almak zorundadır. Fetava-ı Hindiyye'de: "Hakimin (Kadı) duruşma yapacağı mescide girdiği zaman; önce iki rek'at veya dört rek'at namaz kılması münasibtir. Dört rek'at kılması daha efdaldir. Sonra Allahû Teala (cc)'ya "muvaffak kılması, günahlardan ve zulmetmekten muhafaza buyurması, isabetli hüküm vermesine yardımcı olması" için duada bulunur. Sonra da hüküm vermek için oturur. Şayed fıkıh ve keramet ehli ile birlikte olmak isterse, onlara yakın bir yere oturur. Keza emanet sahibleri de (Ulema) Kadı'ya yakın bir yere ilişirler. Şayed hakim (Kadı) hüküm vermeye ehliyetli müctehid bir kimse ise, yalnız başına oturmasında da bir sakınca yoktur. Serahsi'nin Muhiyt'inde de böyledir. Eğer kadı (hakim) ammi ise (başkalarının ictihadlarıyla hükmediyorsa) alimlerle birlikte oturması müstehabtır. Nehrü'l Faik'te de böyledir. Hakim, tarafların yanında istişarede bulunmaz. Bezzaziye'de de böyledir. Zabıt katibi kadı'nın (Hakimin) önüne oturur. Bu sûrette Hakim; onun ne yazdığını görür (rüşvet sebebiyle katibin) aldatılmasını engeller ve şahidin sözlerini fazla veya noksan yazmamasını kontrol eder. Serahsi'nin Muhiyt'inde de böyledir."(159) hükmü kayıtlıdır.

Şekil yönünden dava dilekçesi kabul edilince; Hakim (Kadı) tarafları birlikte ve aleni olarak muhakeme eder.(160) Mü'minlerden bir zümrenin dinleyip-dinlememesi hususu Kadı'nın (hakimin) ictihadına bırakılmıştır. Davanın mahiyetine göre karar verir. Müracaat sırasına göre; davalara bakılmasında herhangi bir mahzur yoktur.(161) Mahiyet İtibariyle acele görülmesi gereken davaların öne alınması mümkündür.(162)
1850 Duruşma başladıktan sonra: Davacı'nın dilekçesi aleni ve yüksek sesle okunur. Davalıya; bu dilekçede beyan olunan hususta bir-şey söyleyip-söylemeyeceği sorulur. Davalı; dava edilen şeyi davacının lehine ikrar ve itiraf ederse dava (Davacının lehine) sonuçlanır.(163) Davalı inkar ederse; davacıdan delil istenir.