DAVANIN TARİF VE ÖNEMİ NEDİR

islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Davanın tarif ve önemi nedir islamseli.net islami forum dini forum Arşivi

Önce "Dava" kelimesi üzerinde duralım. Arapça bir kelime olup; "Dua, talep, niyaz, temenni, nida ve rağbet gibi manalara gelir. Bir kimsenin; ihtilaf halinde, bir şeyi kendine izafe ederek "Bu mal benimdir" demesi, talep açısından bir dava'dır. İslami ıstılahta; "Bir kimsenin; Kadı'nın (hakimin) huzurunda, bir hakkı başkasından talep etmesine dava denilir"(139) tarifi esas alınmıştır. Hakkı ihlal edilen ferd; bir dava dilekçesiyle Kadıya müracaat ederek, hakkının tesbit edilmesi ve geri verilmesini talep edebilir. Burada "Talep edebilir" demesinin sebebi; hukuk davalarında hakkı ihlal edilen ferdin, dava açmaya zorlanamayacağını ifade içindir.(140) Dava dilekçesinde; dava edilen şeyin kıymet ve vasfı belirtilir, eğer gayr-i menkûl ise hududları zikredilir ve davalının ikametiyle birlikte açık adresi yer alır.(141) Kadı; şekil yönünden eksik olanı işleme koymaz, ıslah edilmesini talep eder.

DAVA'NIN SIHHATININ ŞARTLARI: Dava'nın sahih olabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir.

Birincisi: Dava edenin (Müddei) ve dava edilenin (müddei aleyh) akıllı olması gerekir. Delinin, mecnunun ve aklı ermeyen çocuğun davası sahih değildir. Bunların delilleri de dikkate alınmaz.
İkincisi: Dava edilen kimsenin huzurda olması lazımdır. Kendisinden hak talebinde bulunulan kimse duruşmada hazır olmadığı müddetçe; dava açanın iddiası ve beyyinesi dinlenemez. Zira Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Ali (ra)'yi Yemen'e Kadı olarak gönderirken: "İki taraf senin karşında yerini alınca; her iki tarafı da iyice dinlemedikçe, aralarında hüküm verme"(142) tavsiyesinde bulunmuştur. Hz. Ömer b. Abdülaziz (rha) bir kadı'ya davasının mücerred iddiasına dayanana hüküm vermemesini tavsiye ederken: "Sana gözünün çıkartıldığı iddiasıyla gelen davacı hakkında "-Ona işkence edilerek göz çıkarılmış" diye hüküm verme. Belki diğer şahsın iki gözü birden çıkarılmıştır" diyerek, gaib hakkında hüküm verilmemesini belirtmiştir. Hanefi fûkahası; gaib hakkında hüküm verilemeyeceğini esas almıştır.(143) İmam-ı Şafii (rha) bu hususta muhaliftir.
Üçüncüsü; İddia edilen hususun belirli olmasıdır. Bir kimse; herhangi bir hak hususunda ben fulanın vekiliyim dese, davacı da bunu red etse, dava dinlenemez.
Dördüncüsü: Dava'nın; kadı tarafından, dava meclisinde (mahkemede) hükme bağlanmasıdır. Mahkeme haricinde verilen hüküm geçerli değildir. Zira bunda davalıya karşı haksızlık sözkonusudur.
Beşincisi: Davacının özürü yoksa, davasını bizzat kendisinin anlatmasıdır. Ancak davalı razı olursa, onun adına bir başkası vekaleten konuşabilir. İmameyn'e göre rızası olmasa da vekil tutması sahihtir.
Altıncısı: Dava'da tenakuz olmamalıdır. Ancak "Neseb'in ve Hürriyet'in tesbiti konusundaki davalar" müstesnadır. Mesela: Bir adam önce "Kendi mülkü" olduğunu iddia eder, sonra da "Sattığını" söylerse ve satma işleminin sonradan değil, önceden olduğunu beyan ederse bu bir tenakuzdur. Bahru'r Raik'te de böyledir.
Yedincisi: Davacının, davasının (Dava ettiği konunun) sükût bulma ihtimali olmalıdır. Bir kimse hakkında davacı: "-Bu benim oğlumdur, bunun bir benzeri daha doğrulmadı" derse, davası dinlenilemez. Bedai'de de böyledir.(144)

İslam fıkhında; kamu adına dava açacak "Savcılık Makamı" yoktur. Zira herhangi bir suçta; ya Allahû Teala (cc)'nın hukuku ihmal edilmiştir veya kul hukuku sözkonusudur. Bazı suçlarda ise; hem Allahû Teala (cc)'nın hukuku, hem kul hukuku bir arada bulunur. Mesela; Hadd-i Kazf gibi!.. Dolayısıyla "Kamû Hakkı" diye ayrı bir hak sözkonusu değildir. Hz. Osman (ra)' Kûfe Valisi Velid b. Ukbe'nin şarab içtiği ihbar edilmiş; bunun üzerine Halife (Hz. Osman) hadise ile ilgili olarak gerekli soruşturma ve tahkikatı yaptırmıştır.(145) Bunun gibi bir-çok misali zikretmek mümkündür. Allahû Teala (cc)'nın hukukunun çiğnendiği durumlarda; her müslüman'ın, Kadı'ya müracaat etme hakkı vardır!.. Müracaat eden şahıs, dava açmış sayılır. Ayrıca kamu adına dava açacak "Savcı'ya" ihtiyaç yoktur.

DAVA'NIN HÜKMÜ: Davalının; davacıya karşı "Kabul" veya "Red" etme hakkına sahip olması, dava'nın hükmüdür. Eğer davalı (Davacının hakkını) ikrar ederse, iddia olunan (hak) sabit olur. Şayed inkar ederse Kadı; davacıya hitaben; "-Beyyinen (Delilin) var mıdır? diye sorar. Eğer o: "-Hayır, delilim yok" derse, bu defa "-Yemin eder misin?" sualini sorar. Bu sual karşısında davacı susar, "Evet" veya "Hayır" demezse, Kadı (Hakim) onun davasını inkar ettiğini kabul eder. Şayed beyyinesi (Delili) varsa, davası dinlenir. Serahsi'nin Muhiyt'inde de böyledir."(146) daha sonra Beyyine (Delil'den) kasdın neler olduğu izah edeceğiz.
13. BÖLÜM INDEKSI