Kadı maaşını nereden ve nasıl alır

Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah (ra) Halife Hz. Ömer (ra)'e hitaben: "-Vali ve Haraç amili tayin etmek sûretiyle Resûlullah (sav)'ın Ashabını kirlettin" demiştir. Hz. Ömer (ra): "-Ey Ebû Ubeyde!.. Eğer ben İslam'ın selameti için dindar kimselerden istifade etmezsem, dinimi kiminle yaşatır, Allah emirlerini tatbik ederken kime dayanırım?" diye sorar. Bunun üzerine Ebû Ubeyde: "-O halde İstihdam ettiklerini, fazla ücret vermek sûretiyle zengin et ki, onları hıyanetten korumuş olasın" teklifinde bulunur. Hz. Ömer (ra) bu teklife: "-Onlardan birini vazifeye tayin ettiğim vakit; bir daha muhtaç olmayacakları kadar ücret veriyorum"(118) diyerek, hıyanetten korunduğunu beyan eder. Mü'minlerin işlerini gören kimselerin; belirli bir ücret almaları ve bütün mesailerini (gayretlerini) sarfetmeleri esastır. Hz. Ebû Bekir(ra), Hz. Ömer (ra) ve Hz. Ali (ra); "Beytülmal"den kendilerine ve aile efradına yetecek kadar maaş almışlardır.(119) Hz. Osman (ra) ise; zengin olduğu için (Hilafeti döneminde) beytülmal'den herhangi bir ücret almamıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in; Hicri 8.nci yılda, Hz. Attab b. Esed'i Mekke'de görevlendirdiği zaman, her yıl için dörtyüz dirhem maaş bağladığı bilinmektedir.(120) Hz. Ömer (ra)'in hilafeti döneminde Kûfe Kadısı Şureyh her ay 100 dirhem maaş alıyordu. Hz. Ali (ra) hayat şartlarını dikkate alarak Kadı Şureyh'in aylığını 500 dirheme Çıkarmıştır.(121) İmam-ı Serahsi: Resûl-i Ekrem (sav)'in döneminde bir koyunun bedelinin beş dirhem olduğunu kaydetmektedir.(122) Dikkat edilirse Resûl-i Ekrem (sav) ve Hülefa-i Raşidiyn döneminde görev yapan memurlara, oldukça yüksek maaş bağlanmıştır. Hz. Ömer (ra)'in: "-Bir daha muhtaç olmayacakları kadar ücret veriyorum" demesinin sebebi de budur. Esasen "Nasıl geçineceğini" düşünen bir memur; başta rüşvet ve zimmet olmak üzere, bir-çok hileli yola başvurabilir.

Feteva-ı Hindiyye'de: "Eğer Kadı (Hakim) ihtiyaç sahibi ise; evla olan onun rızkını "Beytülmal"den almasıdır. Bu kadı üzerine vecibedir. Ancak zengin ise; bu hususta muhtelif rivayetler vardır. Essah olan zengin durumda olan Kadı'nın (Hakim'in) "Beytülmal"den bir-şey almamasıdır. Feteva-ı Kadıhan'da da böyledir. Kadı; maaşını yalnız görev yaptığı beldenin bütçesinden alır, başka yerden alamaz. Çünkü o belde halkının işlerini yapmaktadır. Bu sebeble maaşını da oradan almak durumundadır. İnaye'de de böyledir"(123) hükmü kayıtlıdır. Beytülmal'in bir-çok gelirleri vardır. Daha önce Vali, Kadı, Müftü ve diğer memurlara hangi bölümden maaş ödendiği üzerinde durmuştuk.(124)

Kur'an-ı Kerîm'de "Aranızda (birbirinizin) mallarınızı haksız sebeblerle yemeyin ve kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını günah(ı mûcip oylar)la yemeniz için, o malları hüküm sahiplerine (Kadılara, valilere vs..) aktarmayınız"(125) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam-ı Kurtubi: "Haksız olduğunu bildiği halde; hüküm sahiplerine rüşvet vermek suretiyle, başkasının mallarına tecevüzün bu ayetle haram kılındığını" zikretmektedir.(126) Esasen Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Allah'ın laneti rüşvet alan ve veren üzerine olsun"(127) buyurduğu bilinmektedir. Diğer bir riveyette, her kişinin de azabı tadacağı hatırlatılmıştır. İbn-i Abidin; rüşvet'in mahiyeti ve çeşitleri konusunda şunları kaydeder: "Rüşvet kelimesi; "Rüşvet" veya "Raşvet" şeklinde söylenebilir. Misbah isimli lûgat kitabında rüşvet şeklinde zaptedilmiş ve "Kişinin hakime veya başkasına lehinde hüküm vermek için veya isteğine ulaşabilmek için vermiş olduğu şey" diye tarif edilmiştir. Fetih'de rüşvetin dört bölümde inceleneceğine yer verilmiş, dört kısım olduğu da söylenmiştir:

Birincisi: Alana ve verene haram olan rüşvettir. Oda Valilik, Emirlik, Hakimlik (görevi) almak için verilen rüşvettir.
İkincisi: Bir kimsenin lehine hüküm vermek için hakimin (Kadı'nın Rüşvet almasıdır. Onun hükmüde aynıdır, yani haramdır. Velev ki verdiği hüküm doğru da olsa!.. Çünkü doğruyu bulup-çıkartmak, o istikamette hüküm vermek onun (Hakim'in, Kadı'nın) görevidir. Görevine karşılık rüşvet alması kesinlikle haramdır.
Üçüncüsü: Daha üst kademede işini görmek üzere birinden bir mal alması veya ona bir menfaat sağlaması için rüşvet alması, yüksek kademedeki memurların (amirlerinin) verebilecekleri zararı bertaraf etmesi için, ona mal-para vermesidir. Bu da ancak alan kişi için haramdır.
Dördüncüsü: Parayı verdiği kişinin zulmünden veya onun vereceği kötülükten korktuğu için, kendisine bir miktar para veya mal vermesidir. Bu durumda; yalnız kendi nefsi ve aile efradı için korkmak şart değildir. Malı için korkmasında da durum yine aynıdır. Bu durumda verilen; veren kişi için (Zarûret olduğu için) helal, alan kişi için haramdır. Çünkü herhangi bir müslümana karşı meydana gelebilecek zararı önlemek vaciptir. Buna karşı mal almak ise caiz değildir"(128)

İslam uleması kadı'nın (Hakim'in) rüşvet almasının küfre yakın büyük bir günah olduğu hususunda müttefiktir. Rüşvet vererek; kaza makamına (Kadılık görevine) tayin olan kimsenin hükmü batıldır, geçersizdir.(129) adil olarak göreve başlayıp; rüşvet almasıyla veya diğer sebeblerle (Zina etmek, içki içmek vs..) faasık durumuna düşerse, görevden azledilmesi gerekir. Ulû'lemr'in onu görevden alması vaciptir.(130)

Mü'minlerin; birbirine olan sevgilerinin artması ve dostluklarının pekişmesi için, hediyeleşmeleri her iki taraf için de (veren ve alan) helaldır. Ancak haksız olduğu bir konuda kendisine yardımcı olması için verilen hediye (her iki taraf için de) haramdır. Hanefi fûkahası "Kadı'nın hediye alıp-alamayacağı" konusunda titizlikle durmuştur.(131) Feteva-ı Hindiyye'de: "Hediye şartsız olarak verilen maldır. Rüşvet ise belirli şartla verilir. Hızanetü'l Müftin'de de böyledir. Hakim (Kadı) yakın akrabası dışında; hiç kimseden hediye kabul edemez. Davası olmayan kimselerin hediyesine gelince; burada iki durum sözkonusudur. Ya önceleri akrabalık veya dostluk sebebiyle aralarında hediye alıp-verme adeti vardır veya böyle bir adetleri yoktur. Eğer böyle bir adetleri mevcut değilse kadı kat'iyyen hediye alamaz. alimlerden bazıları (almaya mecbur kalırsa) aldığı hediyeyi "Beytü'lmal'e" koyabilir derken, bazıları da sahibine iade eder demişlerdir"(132) hükmü kayıtlıdır. İbn-i Hümam "davası olmasa bile (hiç kimseden) hediye alamayacağı" üzerinde durur. Zira dava; zamana dayanan bir hadisedir. Hediye verdiği zaman bir davası olmayabilir (daha sonra dava konusu ortaya çıkarsa) kadı töhmet altında kalır. Kadı'nın hastaları ziyaret etmesi ve mü'minlerin cenazelerine katılmasında bir beis yoktur.(133)