KADILARIN GÖREVLERİ NELERDİR

islamseli.net islami forum dini forum Arşivi

Resûl-i Ekrem (sav) ve Hülafa-i Raşidiyn döneminde tayin edilen kadıların; kaza görevleri dışında İslamı tebliğ etmek, fetva vermek ve emniyeti sağlamak gibi vazifeleri de yerine getirdikleri, mûteber kaynaklarda zikredilmiştir. Mesela: Ebû Hureyre (ra) Bahreyn'de kadılık vazifesiyle birlikte emniyet (Ehdas, şurta) görevini de yürütmüştür. İmam-ı Serahsi; fetva veren kimselerin büyük çoğunluğunu kadıların teşkil ettiğini, bu sebeble kadılara "Müfti" de denildiğini kaydeder.(111) Esasen (Emeviler devrinde) Ömer b. Abdülaziz'in (rha) hilafeti döneminde "Müfti" tayinine başlanılmıştır. Daha önce ayrıca müftilik diye bir vazife sözkonusu değildir. Resûl-i Ekrem (sav) döneminden, o tarihlere kadar kadı'lar; aslî görevlerinin yanında müftilik ve vaizlik gibi vazifeleri de yerine getirmişlerdir. İslam fıkhının tatbikatı esas alındığı zaman kaza makamına (Kadılık görevine) tayin edilen kimsenin aslî görevleri şu şekilde sıralanabilir.

Birincisi: Kur'an, Sünnet ve İslam fıkhının diğer kaynaklarını kanun olarak uygulamak zorundadır. Kat'iyyen heva ve hevesine tabi olamaz.
İkincisi: Yetimlerin, mecnunların, küçüklerin, mahcur ve sefihlerin mallarını korumak (Kayyımlık).
Üçüncüsü: Velîleri bulunmayan yetim kızları ve erkekleri, kefaet hükümlerine riayet ederek evlendirmek, onların ihtiyaçlarını karşılamak.
Dördüncüsü: Vakıfların işlerini takip etmek.
Beşincisi: Vasiyetleri yerine getirmek.
Altıncısı: Sünnete uygun şekilde her türlü ihtilafı çözmek, davalara bakmak ve hak sahiplerine haklarını vermek. Kısaca had cezalarının dışındaki İslami hükümleri de icra etmek.
Yedincisi: Nafaka işlerini, şer'i hududlara göre çözüme kavuşturmak!.. Boşanma sonucu meydana gelen boşlukta; çocukların telef olmaması için, "Hıdane" vazifesini anne veya babadan birine vermek.

Kaza makamına (Kadılık Görevine) getirilen kimse hüküm verirken; herhangi bir müdahale olsa bile, Kur'an ve sünnet'in hükümlerine kat'i olarak uymak zorundadır.(112) Kadı'nın Kur'an, sünnet ve icma'ya aykırı olarak verdiği hüküm derhal bozulur.(113) Feteva-ı Hindiyye'de "Kadı için esas olan; Allahû Teala (cc)'nın kitabında bulunanla hükmetmektir. Bu sebeble Kur'an'da bulunan nasih ve mensûh olan ayetleri iyi bilmesi gerekir. Nasih olan ayet-i Kerîmelerin; muhkemini, müteşabihini ve kıraat sebebiyle te'vilinde olan ihtilafları kavraması şarttır. Eğer vereceği hükmü Allahû Teala (cc)'nın kitabında bulamazsa; Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetiyle hükmetmesi gerekir. Bu sebeble; sünnet'in de nasih ve mensûhunu iyi bilmesi icabeder. Hadislerde ihtilafa düşerse en sağlamını (Mütevatir veya meşhuru) alır ve onunla ictihad eder. Kadı'nın hadis-i şeriflerin mütevatir ve meşhur olanları bilmesi, haber-i vahid'i tanıması gerekir. Bunun dışında ravilerin mertebelerini dikkate alması; adil ve alim olanları, dört halife ve dört Abdullah'tan gelenleri ve diğerlerini bilmesi lazımdır. Eğer bir hadise zuhûr eder; onun hakkında Kur'an ve Sünnette hiçbir şey bulamaz ise; kadı, Sahabe-i Kiram'ın üzerinde icma ettikleri görüşe göre hükmeder. Çünkü Sahabe-i Kiram'ın icma'ı ile amel etmek vaciptir. Şayet o meselede Sahabe-i Kiram ihtilaf etmişse durum şudur: Eğer kadı ictihad ehli ise; bu sahabelerden bazılarının kavlini tercih eder, Müctehid değilse onlara muhalif olarak hükmedemez. Çünkü her ne kadar sahabe İhtilaf etmişse de; hiç birisi batıl ile ictihad etmemiştir. Hassaf: "Gerçekten sahabilerin ihtilafı, ictihad için birer delildir" buyurmuştur. Sahabelerin üzerinde icma eylediği bir hükme; tabiûndan birisi muhalefet ederse, onun muhalefetine itibar olunmaz. Bu durumda kadı; sahabe'nin icmai'nın hilafına hüküm verirse, o hüküm batıldır, geçersizdir. Sahabi devrine yetişmiş fetva hususunda onlarla karşılaşmış (Kadı Sureyh ve Şa'bi gibi) alimlerin muhalefeti de, icmayı bozmaz. Eğer hüküm Ebû Hanife (rha) gibi, tabiûndan bazısından gelir ve o hususta başka da nakil bulunmazsa, bunda iki rivayet vardır. Bu birisinde İmam-ı Azam Ebû Hanife "-Ben onları (Tabiûnu) taklid etmem" buyurmuştur. Zahiru'l mezheb'de budur. Nevadir'in rivayetinde ise; "-O kimse, Sahabe-i Kiram zamanında fetva vermiş ve ictihad'da bulunmuşsa (Kadı Şureyh, Meşruk b. Ecda ve bunun gibi) o zaman ben onları taklid ederim" buyurmuştur. Eğer kadı ictihad ehli değilse; kendisinden istenilen hükmü bir müctehid'den alır, ilimsiz hüküm vermez, sormaktan da utanmaz"(114) hükmü kayıtlıdır.

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "İctihadı ile hükmeden kadı isabet ederse iki ecir vardır. İctihadı ile hükmedib hata ederse bir ecir (sevab) alır"(115) buyurduğu bilinmektedir. Diğer bir rivayette; "İctihad eder ve isabet edersen on sevab mükafat alırsın. Bütün gayretine rağmen hata edersen bir sevap alırsın"(116) buyurduğu beyan edilmiştir. Şüphesiz ki bu; ictihad yapabilme kudretinde olan kadı (Hakim) ile ilgili bir hadisedir. Bir kimsenin "müctehid" olabilmesi için; bir-çok vasfı elde etmesi gerekir. Bu konu üzerinde daha önce durmuştuk!..(117)