KADI TAYİNİNİN HÜKMÜ NEDİR

Hz. Ömer (ra)'in Ebû Musa El Eş'ari'ye yazdığı mektupta: "Kaza şüphesiz ki muhkem bir farz ve takip edilen bir sünnettir"(105) hükmü yer almaktadır. Hanefi fûkahası kadı tayin edilmesinin farz olduğunda ittifak etmiştir.(106) Muhakkak ki kadı tayin etmek; müslümanların en mühim işlerinden birisidir.

Resûl-i Ekrem (sav)'in fethedilen beldelere Vali ve Kadı tayin ettiğini daha önce zikretmiştik!..(107) Hanefi fûkahası; kaza makamına (Kadılık görevine) herhangi bir kimseyi tayin etmek "Ulû'lemr'e" ait bir yetkidir" hükmünde müttefiktir.(108) Esasen insanların hallerine (yakından) vakıf olan ve mes'ûliyeti yüklenen kendisinden kadı olmasını taleb eder. O (Abdullah b. Vehb) bu teklifi kabul etmez ve cinnet getirmiş gibi yaparak yanına gelen kimselerin yüzünü tırmalar ve elbiselerini yırtar. Dostlarından kûfe'li bir zat gelir ve kendisine: "Ya Abdullah!.. Sen kaza makamını kabul edip, Adaletle hükmetseydin daha hayırlı olurdun" deyince Abdullah b. Vehb (ra) ona: "-Senin aklın bu kadar mı? Sen Allah'ın Resûlü'nün "-Hakimler hükümdarlarla, alimler ise peygamberlerle haşrolacaklardır" buyurduğunu duymadın mı?(109) cevabını verir. Dikkat edilirse; kaza makamına (Kadılık görevine) getirilen kimsenin icraatinden Ulû'lemr'de (bir dereceye kadar) mesûldür. Hz. Ömer (ra) Şam vilayetinde görev yapan Vali Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah'a kadı tayin etme yetkisi vermiştir. Ayrıca Muaz b. Cebel (ra)'e, kadı tayin etme yetkisi verirken: "Takva sahibi; salih kimseler arasından, alim olanları kadı tayin et!.." diyerek tavsiyede bulunmuştur. Sonuç olarak; bir kimseyi, Kaza makamına (kadılığa) ya "Ulû'lemr" bizzat tayin eder veya yetki verdiği kimse tarafından tayin olunur.