Tebliğ hükümleri öğretme görevi nelerdir

Tebliğ hükümleri öğretme görevi nelerdir islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Tebliğ hükümleri öğretme görevi nelerdir

Daha önce "Cihad'ın Teşri Merhaleleri" başlığı altında; tebliğin mahiyetini izah etmiştik!.. İbn-i İshak'a göre; Resûl-i Ekrem (sav) Mekke'de ilk üç yıl inancını gizlemiştir!.. Daha sonra Allahû Teala (cc)'nın beyan buyurduğu şekilde tebliğe devam etmiştir.(62) Kur'an-ı Kerîm'de: "Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (Onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin ta kendileridir"(63) hükmü beyan buyurulmuştur. İslam ûleması: "İyiliği emretmek (Emr-i Bi'l Ma'ruf) ve kötülükleri önlemeye çalışmak (Nehy-i An'il Münker) farz-ı kifaye olan bir ameldir. Çünkü bu işle meşgul olan bir cemaatin bulunması emredilmiştir. Hiç kimse bununla meşgul olmazsa; farz olan bir amel topluca terkedildiği için, bütün mü'minler mes'ûl olur"(64) hükmünde müttefiktir.

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allah'a andolsun ki; siz ya iyiliği emredip, kötülükten vaz geçirmeye çalışırsınız, ya Allah kendi katından sizin üzerinize bir azab gönderir. O zaman dua edersiniz; fakat duanız kabul edilmez"(65) buyurduğu bilinmektedir. Şurası muhakkaktır ki; insanları hayra çağırmak, iyiliği emretmek ve kötülükten vaz geçirmeye çalışmak; ilim ve ihlas isteyen bir (sahih) ameldir. Fakat herkesin bu sahada muvaffak olabilmesi güçtür. Nitekim bir ayet-i Kerîme'de: "Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle!.. O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse bile yakın dostun olmuştur."(66) hükmü zikredilmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in hisbe teşkilatını bizzat kurarak; ehil olan kimseleri bu işle görevlendirdiği bilinmektedir. Muhtesiblerin; adil, muttaki ve alim olmaları şarttır. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te şöyle buyurulmuştur: "İnsanlara ancak emir vaz-ü nasihat eder veya emir tarafından görevlendirilmiş bir kimse!.. Üçüncü ancak mürai kişi olur"(67) İmam-ı Şafii (rha): "Bir kimse din kardeşine gizlice tebliğ ederse, gerçekten nasihat etmiştir. Aşikare va'zeden ise; onu muhakkak sûrette rezil etmiş ve batırmıştır" hükmünü zikreder. Zira İslam'da kusurları ortaya dökmek ve ifşa etmek caiz değildir. Cahil ve şerrinden korkulan kuvvet sahibi zalime karşı; onun zaaflarını bilen bir alim nasihat edebilir. Kaldı ki; kötülüklerin kuvvet zoruyla ortadan kaldırılabilmesi; emir sahibiyle yakından alakalıdır.

Kur'an-ı Kerîm'de: "(İnsanları) Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et. Onlarla mücadeleni en güzel yol hangisi ise onunla yap"(68) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler bu ayet-i Kerîme'yi tefsir ederken: "İnsanları Allah'ın dinine davet ederken, onların liyakat ve istidatlarını dikkate almak vaciptir. Zeka yönünden üstün olan ve eşyanın hakikatini öğrenmek isteyenlere tebliğ; kat'i delillerle (hikmetle) yapılır. Temiz fıtrat sahibi olanlara güzel vaz-û nasihat yeterlidir. İnadçı, münazara ve münakaşadan hoşlananlara, bir takım ön bilgilerle ve adab-ı münazara ile tebliğ yapılır"(69) hükmünde ittifak etmişlerdir. Allahû Teala (cc)'ya iman eden, iyiliklerin yayılması ve kötülüklerin önlenmesi için her türlü çileye katlananlar müjdelenmişlerdir. Nitekim bir ayet-i Kerîme'de "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah'a inanırsınız"(70) buyurulmuştur. Mü'minlerin; dünyaya gelmiş en hayırlı toplum oldukları sabittir. Hayırlı oluşlarının temel vasfı: Allahû Teala (cc)'ya iman etmeleri, iyiliklerin yayılması için çalışmaları ve kötülüklerden menetmeleridir. Resûl-i Ekrem (sav): "Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin (Kötülüğünü söylesin). Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle ona (kötülüğe) buğz etsin. İmanın en zaifi de budur"(71) buyurmuştur. "Emr-i Bi'l Ma'ruf", (İyilikleri emretmek) sadece devletin görevi değildir" diyen ûlema, bir Hadis-i Şerifi delil getirmiştir. Şayed yapılacak emir namaz, oruç, zekat ve cihad gibi herkesin bildiği vaciplerden, nehiy (yasaklama) zina, şarap, faiz ve bunun gibi kat'i haramlardan ise; bütün müslümanlar bu görevi usûlüne uygun yerine getirebilirler. Dolayısıyla "Farz-ı Ayn" olan ilimlerden; bütün mü'minler sünnete uygun şekilde "Emr-i Bi'l Ma'ruf" yapabilirler. Fakat nadir olan meselelerde; ûlema söz sahibidir.

İslam fıkhında; bazı hallerde (Darû'l Harb'te doğup, büyümek, aklî sıkıntı geçirmek vs..) hükmü bilmemek mazeret olarak kabul edilmiştir. Yeni müslüman olmuş bir bedevi Resûl-i Ekrem (sav)'in hoşuna gider zannı ile bir kırba şarap getirir, hediye eder. Resûlullah (sav) adama: "-Sen Allahû Teala'nın onu haram kıldığını bilmiyor musun?" diye sorar. Meseleyi öğrenen şarabı yanındakilere satmak ister, Resûl-i Ekrem (sav) bu defa: "-İçilmesini haram kılan Allahû Teala (cc) satılmasını da haram kılmıştır"(72) ikazını yapar. Bunun üzerine bedevi şarabı yere döküverir. Dikkat edilirse Resûl-i Ekrem (sav) adamı herhangi bir şekilde ta'zir etmemiştir. Zira niyeti Resûl-i Ekrem (sav)'in hayır duasını almaktır. Nitekim Hanefi fûkahası: "Bir harbi, müslüman olup İslam memleketine gelse, sonra haram olduğunu öğrenmeden şarab içse, hakkında içki haddi (hadd-i Şurb) icra edilmez"(73) hükmünde müttefiktir. Esasen herhangi bir suçu bilmeden işleyen ve öğrendikten sonra pişman olan bir kimseyi cezalandırmak bir-çok yönden sakıncalıdır. Hz. Ömer (ra)'in hilafeti döneminde; yeni müslüman olmuş bir kimse (Yemen Vilayetinde) zina eder. Fakat zinanın haram olduğunu bilmemektedir. Yemen Valisi; Hz. Said b. Müsayyeb (ra) ne yapılması gerektiği hususunda tereddüte düşer ve mektupla durumu Hz. Ömer (ra)'e bildirir. Hz. Ömer (ra) cevabında: "Zinanın haram olduğunu bilmiyorsa, öğretiniz. Eğer tekrar yaparsa haddi (cezasını) haketmiş olur"(74) buyurur. İslam fıkhında teklif; mükellefin kudret ve kuvvetiyle yakından alakalıdır. Dolayısıyle İslami yönetimin en önemli meselesi; tebliğ ve eğitimdir. Bu konuda mü'minlerin: sünnete uygun bir şekilde, kendilerinden olan emir sahiplerine yardım etmeleri zarûridir.