Tevhid mücadelesinin temeli nasıldır

Tevhid mücadelesinin temeli nasıldır islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Tevhid mücadelesinin temeli nasıldır

Adaler nediir

HZ. ADEM (AS)'DEN, Resûl-i Ekrem (sav)'e kadar devam eden dönem içerisinde bütün peygamberler; yeryüzü müstekbirlerine karşı cihad etmiş ve adaleti ayakta tutmaya çalışmışlardır. Kur'an-ı Kerîm'de; "Andolsun ki biz peygamberlerimizi açık açık belgelerle gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberinde kitabı ve mizanı da indirdik"(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Adaletin, "ayakta tutulabilmesinden" maksad; Allahû Teala (cc)'nın indirdiği hükümlerle amel edilmesidir. Zira insanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlar; kuvvetli olanın galibiyetini beraberinde getirir. Sonuçta "Zulüm" ortaya çıkar. Mizan'dan murad; adalet terazisidir ve kitaba bağlı olarak zikredilmiştir.(2) Allahû Teala (cc)'nın emrini emrettiği şekilde yerine getirmeye "Adalet" denilir.(3) Hanefi fûkahası; Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmedilen, müslümanların "Bey'at"la, gayr-i müslimlerin "Zimmet" akdi ile güvenliğe kavuştukları beldelere "Darü'l-İslam" denildiği gibi "Darü'l-Adl" de demişlerdir.(4) İmam-ı Şafii (rha) "Adalet'den murad; Allahû Teala (cc)'nın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır."(5) hükmünü zikreder. Esasen Allahü Teala (cc)'nın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler; kafirler, zalimler fasıklar olarak beyan edilmektedir.(6)

Kur'an-ı Kerîm'de: "Hiçbir insana yakışmaz ki; Allah O'na kitabı, hükmü ve peygamberlik görevini versin de sonra o (kalksın) insanlara: "-Allah'ı bırakıp da (gelin) bana kulluk edin" desin, (mümkün mü?) Fakat o "-Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Allah'a halis kullar (Rabbaniler) olun" der. Size melekleri veya peygamberleri ilahlar edinmenizi de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra size inkarı emreder mi hiç!."(7) hükmü beyan buyurulmuştur. Yahudilerden Ebû Rafii El Kurazi'nin ve Necran Hristiyanlarından bir grubun liderinin Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben: "-Yani sana ibadet etmemiz, seni "Rab" tanımamızı mı emrediyorsun" demesi üzerine bu ayet-i Kerîme'nin nazil olduğu rivayet edilmiştir. Fakat hüküm noktasından; bütün insanları tefekküre davet etmektedir. Peygamberlerin; Allahû Teala (cc)'nın indirdiği hükümleri bir kenara bırakıp, heva ve heveslerine uyamıyacakları hatırlatılmıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Hiç biriniz (eliniz, emriniz altında bulunanlara) kulum demesin. Çünkü hepiniz Allahû Teala (cc)'nın kullarısınız" hadisi meselenin mahiyetini kavramamızı kolaylaştırmaktadır.

Tevhid mücadelesinin mahiyeti; "Kıssa"lar yoluyla, bütün insanlara tebliğ edilmiştir. Esasen kıssaların nakledilmesinin sebeblerinden birisi de; "İbret" alınmasıdır.(8) Meydana gelen hadiselerin sebeblerini iyi tesbit etmek ve aynı hataları tekrarlamamak şarttır. Nitekim bir ayet-i Kerîme'de: "Andolsun onların kıssalarını açıklamada selim akıl sahipleri için birer ibret vardır. (Bu Kur'an) uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden evvel indirilen kitapların tasdiki, (dine aid) her şeyin tafsilidir"(9) buyurulmuştur. Şimdi tevhid mücadelesinde "Adalet'in" nasıl önemli bir yer tuttuğunu izaha gayret edelim.

İnsanların heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarla hükmetmek zulümdür. Nitekim "Kur'an-ı Kerîm'de: "-Ey Davûd!.. Biz seni yeryüzüne halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve Adaletle hükmet!.. (Sakın) Heva ve heveslerine tabi olma ki; bu seni Allah yolundan saptırır. Hesab gününü unuttukları için, Allah yolundan sapanlara (Heva ve hevesine tabi olanlara) çetin bir azab vardır"(10) hükmü beyan buyurulmuştur. Bilindiği gibi peygamberler; akıllı, zeki ve kuvvetli rey sahibi olan kimselerdir.(11) Buna fetanet denir. Allahû Teala (cc) peygamberlere; tağuti güçlerin her türlü iddialarını ortadan kaldırabilmeleri için, "Fetanet" vasfını ihsan etmiştir. Dikkat edilirse ayet-i Kerîme'de; "Hak ve Adalet'le" hükmetmesi emredilirken, heva ve hevesinden sakınması da hatırlatılmaktadır. Şimdi "Hak ve Hukuk" kelimeleri üzerinde duralım. İbn-i Abidin: "Hukuk kelimesi, "Hak" kelimesinin çoğuludur. Hak lugatta; batılın zıddıdır. Mevcut olan demektir"(12) hükmünü zikrediyor. Usûl-i Fıkıh'ta: "Şer'i şerifle her bakımdan ve şüphesiz bir mahiyette mevcut olana Hak denir"(13) tarifi esas alınmıştır. Maalesef günümüzde hukuk kavramı; batılın zıddı olma mahiyetinde kullanılmamaktadır. Selim akıl sahibi her insan; hukukun (yani hakkın) üstünlüğünü kabul eder.

İnsanlara; kuvvetle ve silahla galip gelen zorbalara boyun eğmek ne büyük bir zillettir!.. Heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarla insanlara zulmeden Tağuti güçler; fitne ve fesadın kaynağını teşkil eder. Kur'an-ı Kerîm'de: "İşte ad kavmi!.. Onlar Allahû Teala'nın ayetlerini bilerek inkar ettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Böylece başları (liderleri) olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da kıyamet gününde de lanet cezasına tabi tutuldular"(14) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirse burada; zorbaların ve halkına silahla galip gelen güçlerin mahiyeti izah edilmektedir. ad kavmi onların peşinden gittiği için lanetlenmiştir. Bu bir anlamda; zorbalığa karşı direnmenin vacip olduğunun açık delilidir. Şimdi ad kavmininin akıbetini gündeme getirelim; Allahû Teala (cc) şöyle buyurmuştur: "ad kavmine gelince!.. Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve "Kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş?" dediler. Onlar (Kendilerini) yaratıp durmakta olan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu anlamadılar mı? Onlar bizim mûcizelerimizi ve ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı. Bundan dolayı biz de; dünya hayatında zillet azabını kendilerine tatdırmak için, uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü korkunç bir fırtına gönderdik. Elbette ahiret azabı daha da zelil kılıcıdır. Onlara (Hiçbir sûretle) yardım da olunmaz"(15) Afif Abdülfettah Tabbara: "ad kavmi o gün ne istemişse, büyük devletler (emperyalistler) de bugün aynı şeyi istiyorlar. İlim, medeniyet, servet ve kuvvet gururunun kölesi olmuş bu devletler hak'dan yüz çevirmiş, kendilerine mağlup olan küçük devletleri köleleştirmişler, servetlerini yağmalamışlar, fitneyi tutuşturmak, vicdanları parçalamak için her adi yola başvurmuşlardır. Sanki lisan-ı hal ile "Bizden daha kuvvetli kim var?" demektedirler"(16) hükmünü zikrederek, meselenin can alıcı noktasına işaret etmektedir" Bugün Türkçe'de kullanılan "adi" kelimesi; bu kavime mensubiyet belirten bir sıfattır. Tabii kötü bir sıfat!...

Resûl-i Ekrem (sav)'in "Bir günlük Adalet, altmış yıllık (nafile) ibadetten hayırlıdır"(17) buyurduğu bilinmektedir. Allahû Teala (cc)'nın emrini; emrettiği şekilde yerine getirmek ve hukuka riayet etmek tevhid mücadelesinin temelini teşkil eder. Şimdi "Adalet Siyaseti" üzerinde duralım.