HISIMLAR BİRBİRİNE DAHA YAKINDIRLAR (RED YOLUYLA MAL ELDE ETMEK)

Önce "Red kelimesi üzerinde duralım. Lugatta "geri çevirmek, kabul etmemek ve iâde etmek gibi" manalara gelir. Fıkıhta: "Muayyen hisse sâhipleri (yani ashâb-ı ferâiz) hisselerini aldıktan sonra, kalanı alacak asabe yoksa ve terike'de artmış ise, bu artanın aynı mirasçılara hisseleri oranında verilmesine reddiye denilir"(94) tarifi esas alınmıştır. Ancak karı ve kocaya red yoluyla hisse verilemez. Çünkü bunlar nikâh sebebiyle (Neseb noktasından değil) Ashâb-ı Ferâize dahil olmuşlardır. Bunlara "Menlâ yüreddû aleyh" (Üzerlerine red yapılamıyanlar) denilir. Kur'ân-ı Kerîm'de: "Hısımlar Allah'ın kitabında (hükmünde) birbirine daha yakındırlar"(95) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası; onlar hısımlık sebebiyle birbirinin mirâsına daha lâyıktırlar. Eğer artan mirâs; asabe yoksa, yine hisseleri nisbetinde Ashab-ı Feraize intikâl ettirilir. Ancak sağ kalan eşe red yapılamaz. Sahabe-i Kiram'dan Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah İbn Mesûd ve İbn-i Abbas (ranhüm)'tan gelen rivayet budur"(96) hükmünü benimsemiştir. Esasen Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Bir kimse; bir mal veya hak bırakırsa bu mirasçılarına âiddir"(97) hadisi, hiçbir tahsis getirmemiştir, mâhiyeti umûmidir. Asabe olmayınca artan malın; muayyen hisse sahiplerine, hisseleri oranına göre vermek gerekir.Şimdi bir misâl verelim.Farzedelim ki;Fatıma hanım vefat etti!.. Geriye kocası ve iki kızı kaldı. Mesele şöyledir:

Dikkat edilirse; ashâb-ferâiz'den koca hissesini almıştır. Kızların hissesi de üçte ikidir. Fakat sonuçta belli bir mal artmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi; kocaya red yoluyla sehim verilemez. Bu durumda üzerine red yapılacak kimseler iki kızıdır. İki kıza terikenin 3/4'ü kalmıştır. Mahreçin yükseltilmesi gerekir: 3/4x1/2=3/8 olur ve sonuçta;

karşımıza çıkar!.. Dikkat edilirse red yoluyla kızların hisseleri (terike'nin üçte ikisinden) fazla hale gelmiştir. Koca; üzerine red yapılamadığı için, farz olan hissesini aynen almıştır.

Dikkat edilirse; Ashâb-ı ferâizden neseb noktasından asabe olanlar, başka kimse bulunmadığı zaman red yoluyla terikenin artanını hisseleri oranında paylaşmaktadırlar. Bunun zıddı da sözkonusudur. Mûrisin (ölen kimsenin) terikesi; borçlarını ve vasiyetini ifâya kafi gelmiyorsa; bu eksiklik hak sahiplerine, hakları nisbetinde taksim edilir. Ayrıca muayyen hisselerin toplamı; asıl meselenin mahrecinden büyük çıkarsa (yâni dağıtılacak mal az, hisse çok olursa) "Avliye" gündeme girer.(98) Çünkü Allahû Teâla (cc) muayyen hisseleri, hepsine yeterli olmayan bir hal içerisinde toplamıştır. Nassın muktezâsı ile sâbit olan, bizzat nass'la sâbit olan gibidir. Böyle bir mesele ilk defa Hz. Ömer (ra)'in hilâfeti döneminde sözkonusu olmuştur. Hz. Ömer (ra) sahabe ile istişâre ederek; hisselerin toplamını mahreç yapmış ve bu yolla eksikliği bütün vârislere taksim etmiştir. (Yâni hepsinin hisseleri, belli oranda azalmıştır) Bu konuda; sadece İbn-i Abbas (ra) muhâlefet etmiş, diğer sahabe uygun bulmuştur.(99) Şimdi bir misâlle konuya açıklık getirelim. Farzedelim ki Havva hanım vefat etti!.. Geriye kocası, annesi ve anne-baba bir iki kızkardeşi kaldı. Mesele şöyle olur:

Dikkat edilirse hepsi farz olan hisselerdir. Terike'nin tamamı 6/6 kabul edilirse (ki öyledir); hisselerin toplamı 8/6'dır!.. Dolayısıyla Allahû Teâla (cc) muayyen hisseleri, hepsine yeterli olmayan bir hal içerisinde toplamıştır. Bu durumda (Reddiye'nin zıddı) avliye gündeme girer. Asıl mahreç (8) yapılırsa; bütün farz sahiplerinin hisseleri, muayyen bir şekilde azalmış olur. Mesele şöyledir:

Avliye usûlü ile; terike vârislere taksim edilince muayyen hisselerde belli oranlarda azalma olur. Ancak terekenin; bütün hisseleri karşılamadığı durumlarda, zarûri bir işlemdir.

Şimdiye kadar; terikenin sarfedileceği sınıflardan; Ashab-ı Ferâiz, asabe ve kendi hisselerinden başka, kalanı da red yoluyla olan mirasları inceledik!.. Muhakkak ki hayatta en çok (ferâiz konusunda) bunlarla karşılaşılır!.. Ancak mûrisin (ölen kimsenin) ashâb-ı ferâizden ve asabeden kimsesi olmayabilir!.. Şimdi (Nâdir de olsa) bu gibi durumlarda; terikenin nerelere sarfedileceğini ele alalım ve kısaca izah edelim.

1959 ZEVİ'L ERHÂM'IN TARİFİ VE MÂHİYETİ: Mûrisin (ölen kimsenin) ashâb-ı ferâiz ve asabesinden hiç kimsesi yoksa, akrabaları gündeme girer. Zevi'l erham; "Zü'r-rahim'in" çoğuludur. Lûgat manası; rahim beraberlik, akrabalık ve yakınlıktır.(100) Kur'ân-ı Kerîm'de: "Anne ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından erkeklere, anne ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından kadınlara; azından da çoğundan da farz edilmiş birer nasip olarak hisseler vardır"(101) buyurulmuştur. Ayette geçen "ve'lâkrebûne" (Akrabalar, hısımlar) kelimesi; mutlak olarak vârid olmuştur. Esasen savaşma gücü olmayan kadın ve çocukları; mirâstan mahrum eden, cahiliye düşüncesini ortadan kaldırmak için inzâl buyurulmuştur.(102) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Dayı, vârisleri bulunmayanın mirasçısıdır"(103) buyurduğu da bilinmektedir. Sahabe-i Kiram'dan Hz. Sabit b. Ed-Dihdâh (ra) vefat etmiş; geride yalnızca kız kardeşinin oğlu Ebû Lübâbe b. Abdi'l-Münzir (ra) kalmıştı. Resûl-i Ekrem (sav) bütün mirasını ona vermiştir.(104) Halbuki kendisinin; asabesi ve ashâb-ı ferâizi durumunda değildi, Zevi'l-erham durumundaydı. Hanefi fûkahası: "Zevi'lerham'ın mûrise yakınlığı dikkate alınır. Çünkü bunlar; aslında asabe hükmünde olup, ya kadın oldukları, ya araya kadın girdiği için asabe olamamışlardır. Bu bakımdan asabe hangi usül ve sırayla vâris oluyorsa, bunlar da aynı şekilde mirasçı olurlar"(105) hükmünde ittifak etmiştir. Zevi'l erham dört sınıfa ayrılır.

Birincisi: Mûrisin (ölen kimsenin) farz sahibi ve asabesi olamayan fûrûu: Kızlarının çocukları, oğlunun kızları vs...
İkincisi: Mûrisin (ölen kimsenin) usûlü: Sahih olmayan (fasid) dede ve nene!.. Bilindiği gibi sahih dede ve nene ashûb-ı ferâiz ve asabe durumundadırlar.
Üçüncüsü: Mûrisin (Ölen kimsenin) annesinin ve babasının asabe ve farz sahibi olmayan furûu!.. Kız kardeşlerinin çocukları, erkek kardeşlerinin kızları vs...
Dördüncüsü: Mûrisin (ölen kimsenin) büyük baba ve büyük annesinin asabe ve farz sâhibi olmayan fûrûu: Halalar anne bir amcalar vs.. Bilindiği gibi; farz sahipleri ve asabe varsa, Zevi'l-erhâm vâris olamaz.(106)

1960 MEVLÂ'L-MUVÂLAT (MUKÂVELELİ VÂRİS): Hür, akîl-baliğ olan iki mü'min; karşılıklı diyet ödeme, yardımlaşma ve vâris olma konusuda akid yaparlarsa buna "Muvâlat Akdi" denilir. Hanefi fûkahası; muvâlat hısımı (mevlâsı) nın; vâris olabilmesi için bazı şartların bulunması gerektiği üzerinde durmuştur. Karı ve koca müstesna; farz sahibi, asabe ve Zevi'l-erham mevcutsa, hiçbir şekilde vâris olamaz. Bazı hallerde ise, varis olur.(107)

1961 İKRAR SONUCU HISIM OLANLARIN DURUMU (MUKARRUN LEH BİNNESEBE): Her toplumda nesebi meçhul kimseler bulunur. Bunun gizli olmasının bir-çok sebebi vardır. (Nesebi meçhul) bir kimsenin nesebini; bir şahsın kendine veya başkasına bağlayan sözüne, nesebi ikrar denilir. Meselâ Hasan efendi; gizlice evlenmiş ve bu evlilik sonucu bir çocuğu olmuştur. Diğer hanımının veya çocuklarının bundan haberi yoktur!... Daha sonra nesebi meçhul bilinen çocukla ilgili olarak "-Bu benim oğlumdur" diyerek ikrar eder, zâhiri hal de kendini tekzib etmezse, vefatında kendisine vâris olur. Ayrıca nesebi meçhul olan (ve daha sonra ikrarı ile kendi çocuğu olduğu ortaya çıkan) çocuğun annesini boşayıp-boşamadığı gündeme girer!.. Eğer Hasan efendi o çocuğun annesi için: "-Bu benim karımdır" diye ikrar eder ve kadın da "-Evet, bu benim kocamdır" derse, bu defa "evliliği ikrar" sözkonusu olur!.. Dolayısıyla verâsette zevce (karı) durumu ortaya çıkar. Bütün bu ikrarlarda; sıhhat şartlarının bulunması gerekir.(108)

1962 BEYTÜ'L-MAL: Mûrisin (ölen kimsenin) hiçbir vârisi yoksa veya vârislerden bir kısmı hissesini aldıktan sonra, geriye kalan malın sâhibsiz olması durumunda "Beytü'l Mal" gündeme girer!.. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Mevlâsı olmayanın mevlâsı Allah ve Resûlüdür. Vârisi olmayanın mirasçısı dayısıdır"(109) buyurduğu bilinmektedir. Hadis-i şerifteki birinci hüküm; bazı hallerde mirâsın Beytü'lmal'e kalabileceğinin delilidir. Ancak Terike Beytü'lmal'e; irs sûretiyle değil "sâhipsiz mal hükmünde" olarak konulur.(110) Farzedelim ki Cafer efendi vefat etti!.. Geriye sadece karısı kaldı!.. (Yâni farz sahiplerinden, asabeden ve Zevi'l-erham'dan hiç kimse yok) Mesele şöyle olur. Techiz ve tekfin masrafları karşılanır. Varsa borçları ödenir ve vâsiyet yerine getirilir. Kalan mal şöyle olur:

Eğer bu durumda Cafer efendi değil de; karısı vefat etmiş olsaydı, malın yarısı Cafer efendiye verilecek, kalan yine "Beytü'lmal'e" konulacaktı!.. Hatta zimmilerden (Gayr-i Müslimlerden) kimsesiz olan (ve vasiyetleri de bulunmayan) vatandaşların da; malları, Beytü'lmal'e konur!..