Allahın farz kıldığı hak veya faraiz nedir

Allahın farz kıldığı hak veya faraiz nedir islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Allahın farz kıldığı hak veya faraiz nedir
Ehliyet sahibi her insan; Allahû Teala (cc)'ya iman etmek ve İslamın çizdiği hududlar içerisinde hayatını devam ettirmek borcundadır. İmtihan alanını ve zamanını Allahû Teala (cc) tayin eder. İnsana düşen görev; hiç bir mazeret ileri sürmeden "Bugün ölecekmiş gibi" hesab gününe hazır olmaktır. Her canlının; er veya geç ölümü tadacağı kat'i nass'larla sabittir. İnsan ölünce; geriye (az veya çok) Allah'ın kendisine ihsan ettiği nimetleri bırakır!.. Bu noktada karşımıza: "-Bu nimetler kimlere ve ne şeklide teslim edilecektir? suali çıkar!.. Allahû Teala (cc)'nın kat'i nasslarla eda edilmesini emrettiği hususlardan birisi de; miras'ın hak sahiplerine teslimidir. "Miras, irs, veraset, tevarüs, mûris, varis" aynı kökten kelimeler olup masdarının lûgat manası; geçmek, halef olmak ve intikal etmektir. Miras'ın mahiyetini ve taksimini beyan için kullanılan ıstılahlardan birisi de "Feraiz"dir. Kur'an-ı Kerîm'de "Miras payları" açıklandıktan sonra: "(Bu hükümler ve hisseler) Allah'dan birer farizadır. Şüphesiz ki Allah hakkı ile bilicidir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir"(1) hükmü beyan buyurulmuştur. Buradaki "Fariza" Allah'ın farz kıldığı hak, ayırdığı hisse manasınadır, çoğulu "Feraiz"dir.(2) Bilindiği gibi "Farz" kelimesi; takdir etmek, kat'i olarak kesmek manasına gelir.(3) İslami ıstılahta ise; kat'i nasslarla sabit olan hükme "Farz" denilmiştir. İbn-i Abidin "Farzın hükmünü" izah ederken: "Farzın hükmü: onu şüphe götürmeyecek şekilde inkar edenin kafir olmasıdır. İstihfaf (hafife alma) ve istihza da, inkar hükmündedir"(4) buyurmuştur. "Feraiz ilminin hedefi; Allahû Teala (cc)'nın tayin etmiş olduğu hakları, hak sahiplerine ulaştırmaktır. Dolayısıyla buna mani olmak; hangi sebeble olursa-olsun, kat'i bir zulümdür. Eğer herhangi bir hak; sahibinin rızasının dışında, başkasına verilirse "Haram" gündeme girer!.. İslam ûleması: "Feraize göre taksim edilen mirasın helal, heva ve heveslere (şahsi kanaatlere) göre dağıtılan mirasın haram olduğu" hususunda müttefiktir.

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kur'an-ı Kerîm'i ve Feraizi öğrenin, insanlara öğretin"(5) emrini verdiği bilinmektedir. Cahiliye döneminde; kadınlara, kızlara ve çocuklara miras'tan pay verilmiyordu. Miras ancak savaşma gücünde olan erkeklerin hakkıydı. Bunun dışında mirasın "Ahd Yoluyla" intikal ettiği de olurdu. Bir kimse diğerine: "Kanım senin kanındır, şerefim senin şerefindir, sen bana varis olursun, ben sana varis olurum. Sen benim ırzımı kollarsın, ben senin ırzını kollarım" şeklinde teklifte bulunur, diğeri de kabul ettiği zaman "Veraset" gündeme girerdi. Ayrıca "Evlatlık" edinme yaygındı. "Evlatlık" da, tıpkı evlad gibi muamele görürdü. Fahrüddin-i Razi; arapların kendi kanunlarına göre, miras dağıtımını yaptıklarını kaydeder.

Kadınların ve çocukların da; "Miras'ta paylarının bulunduğunu" haber veren Ayet-i Kerime nazil olunca, bazılarının zoruna gitmişti. Kendi kendilerine dediler ki: "-Kadına dörtte bir, sekizde bir; kıza yarısı veriliyor. Küçük çocuklara miras ayrılıyor. Bunların hiç birisi düşmanla savaşamaz, ganimet toplayamaz. Sesinizi çıkarmayın, sükût edin. Allah'ın Resûlü (sav) belki bunu unutur veya kendisine söyleriz; bunun değiştirilmesi için dua eder. Daha sonra Resûl-i Ekrem (sav)'e; "-Ey Allah'ın Resûlü!.. Kıza babasının bıraktığı malın yarısını mı verelim? Bilirsin ki kız; ata binemez, düşmanla savaşamaz!.. Çocuğa miras mı verelim? Miras aklı ermeyen çocuğun işine yaramaz ki?"(6) dediler. Dikkat edilirse; Allahû Teala (cc)'nın mirasla ilgili olarak indirdiği hükümler, toplumun "Miras anlayışını" derinden etkilemiştir. Fakat Sahabe-i Kiram; her zaman olduğu gibi, şahsi kanaatleriyle karşı çıkmamış ve sonunda: "-Allah (cc) ve Resûlü neyi emretmişse amenna" diyerek teslim olmuştur. Günümüzde: "-Efendim, nasıl olur da erkeğe, kadının iki katı miras verilir?" diyerek, fındık kabuğunu doldurmayacak akıllarıyla karşı çıkanlar nerede, sahabe nerede!.. Halbuki erkek; (hem kendisinin, hem karısının olmak üzere) iki kişinin nafakasını elde etmek zorundadır. Evlenirken "Mehir" vermek sûretiyle, belli bir yükün altına girmiştir. Annesinin, babasının ve çocuklarının nafakalarını da temin etmek mecburiyetindedir. Kadın ise; evlenirken "Mehir" aldığı gibi, nafakasını da kocasından temin eder. Mülkiyet hakkı bakidir. Eğer kocası; kendi evinde (karısının) oturuyorsa, ondan kira talebinde bulunma hakkı vardır. Kaldı ki; Allahû Teala (cc) her hakkı, hak sahibine vermiştir. Bir kimse hem "-Elhamdülillah müslümanım" diyecek, hem de "Allahû Teala (cc)'nın farz kıldığı hakları" (Feraizi) ciddiye almayacak. Eleştirecek!.. Bu mümkün mü? Kur'an-ı Kerîm'de: "Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman; gerek mü'min olan bir erkek, gerek mü'min olan bir kadın için (o hükme aykırı olarak) işlerinde kendilerine muhayyerlik yoktur. Kim Allah'a ve Resûlüne isyan ederse, muhakkak ki o apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır"(7) hükmü beyan buyurulmuştur. İslam'ın hükümlerine, şahsi kanaat ve reylerle, karşı çıkılması mümkün değildir. Şimdi İslam fıkhında; mirasın dayandığı delilleri gümdeme getirelim. Önce "Miras'la" ilgili ayet-i Kerimeleri zikredelim.

Kur'an-ı Kerîm'de: "Allah size (miras hükümlerine şöyle) tavsiye (ve emr) eder: Evladlarınızın hakkındaki hüküm; erkeğe, kadının payının iki katıdır. Fakat onlar (çocuklar) ikiden fazla kadınlar ise (ölünün) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. (Kız çocuğu) bir tek ise; mirasın yarısı onundur. (Ölenin) çocuğu varsa; ana ve babadan her birine terikenin altıda biri (verilir). Çocuğu olmayıp da; ona (ölene) ana ve babası mirasçı olduysa üçte biri anasınındır. (Ölenin) Kardeşleri varsa, o vakit altıda biri anasınındır. (Fakat bütün bu hükümler ölenin) Edeceği vasiyet (in yerine getirilmesin)den veya borç(unun ödenmesin)den sonradır. Siz babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin faide cihetinden, size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bu hükümler ve hisseler) Allah'dan bir farizadır. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilicidir. Yegane hüküm ve hikmet sahibidir. Zevcelerinizin çocuğu yoksa terikesinin yarısı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size terikesinden (düşecek hisse) dörtte birdir. (Fakat bu da) Onların edecekleri vasiyeti yerine gitermek ve borcunu ödedikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa; bıraktığınızdan dörtte biri onların (zevcelerinizin)dır. Şayed çocuğunuz varsa; terikenizden sekizde biri; edeceğiniz vasiyet ve borcun ödenmesinden sonra, yine onlarındır. Eğer (ölen) erkek veya kadının mirascısı, evladı ve ana-babası olmayıp (başka yakınları var ise o zaman) bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bunlardan her birinin hakkı altıda birdir. Eğer onlar bu miktardan çok iseler; o halde onlar (ölünün) edeceği vasiyetin yerine getirilmesi ve borcunun (edasından) sonra; üçte birde ortaktırlar. (Bu taksim) Zarar verici olmayan vasiyyet ve borcun edasından sonra (uygulanır). Bunlar (Emir ve hükümler) Allahû Teala (cc)'dan size vasiyyettir. Allah her şeyi hakkı ile bilendir, halimdir. (Cezayı geciktirse de ihmal etmez) İşte bunlar Allah'ın hududlarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, (Allah) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar ki, onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu en büyük bir kurtuluştur. Kim de Allah'a ve Resûlüne isyan eder, (Allah'ın) hududlarını (çiğneyip) geçerse onu da, içinde daimi kalıcı olarak ateşe koyar. Onun için hor ve hakiyr edici bir azab vardır"(8) hükmü beyan buyurulmuştur.

Allahû Teala (cc) "Mirasla ilgili olarak" diğer bir ayet-i Kerime'de şöyle buyurmuştur: "(Habibim) Senden fetva isterler: De ki: Allah size ana-babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkında hükmünü şöyle açıklar: "Ölen kişinin çocuğu yok, bir kız kardeşi varsa bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşinin)dir. Fakat kendisi (ölen), kızkardeşinin çocuğu yoksa, onun mirasını tamamen alır. Eğer (ölenin) iki kızkardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve eğer (varisler) erkek, kadın, bir-çok kardeşler olursa, erkeklere iki kadının payı kadar (pay) verilir. Şaşırırsınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah her şeyi hakkı ile bilendir"(9)

Cahiliye döneminde; kadınlar, kızlar ve çocuklara mirastan pay verilmiyordu. Kur'an-ı Kerîm'de: "Ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından erkeklere; Ana ve baba ile yakın hısımların bıraktıklarından kadınlara; azından-çoğundan (Az veya çok) farz edilmiş birer nasiyb olarak hisseler vardır"(10) buyurularak, cahiliyenin miras anlayışı reddedilmiştir.

Hz. Ebû Bekir (ra) bir hutbesinde: "Allahû Teala (cc)'nın Nisa Sûresinde; feraiz hakkında inzal buyurduğu ayetlerden birincisi: çocuklar ve anne baba hakkındadır. İkincisi; karı-koca ve anne bir kardeşlerle ilgilidir. Üçüncüsü: Anne-baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır. Sûre-i Enfal'in sonundaki ayet ise "Zevi'l-erham" ile alakalıdır"(11) buyurmuştur. Enfal Sûresindeki Ayet-i Kerime mealen şöyledir: "Henüz iman edip de, hicret ve sizinle beraber cihad edenlere gelince: Onlar da sizdendir. Hısımlar Allah'ın kitabında (Hükmünde) birbirine daha yakındırlar. Allah herşeyi hakkı ile bilendir"(12) İmam-ı Şafii (rha) bu hükmün; muhacirlerle ilgili olduğunu, hicret ve cihad edenlerin faziletlerini izah ettiğini esas almıştır. Hiç kimsenin bulunmaması durumunda uzak akrabaların da, mirasa dahil edileceğinin delili olarak değerlendirir.(13)

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "İlim üçtür, bundan ötesi fazlalıktır. Mûhkem ayet, neshedilmemiş (yürürlükte olan) sünnet ve adaletli feraiz"(14) buyurduğu bilinmektedir. Çünkü miras meselesi; her insanın başına gelebilen bir hadisedir. Eğer bu konuda Allahû Teala (cc)'nın hududları çiğnenirse, hem bu dünya'da, hem de ahirette elim bir azaba uğrama tehlikesi sözkonusudur. Dolayısıyla her mü'min; "Miras" konusuna muhatab olduğu zaman, İslam'ın hükümlerine kayıtsız ve şartsız teslim olmalıdır.