HATİME VE BAZI MESELELER HAKKINDA DEĞERLENDİRMELER

Kur'an-ı Kerîm'de: "İnsanlar (Yalnız) inandık demeleriyle bırakılıvereceklerini, kendilerinin imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun, biz onlardan evvelkileri de imtihan etmişizdir. Allah elbette sadık olanları bilir, elbette yalancı olanları bilir. Yoksa kötülük yapanlar bizden (Kaçıp) savuşacaklarını mı sandılar? Ne fena hükmediyorlar. Kim Allah'a kavuşmayı umarsa, şüphe yok ki Allah'ın tayin ettiği o vakit, herhalde gelecektir. O hakkı ile işiten, kemaliyle bilendir. Kim cihad ederse; ancak kendisi için cihad etmiş olur. Zira Allah, elbette alemlerden müstağnidir. İman edip de, salih amellerde bulunanların kötülüklerini herhalde (afv ile) örteriz ve her halde o işlemekte olduklarının daha güzeliyle onları mükafatlandırırız"(231) hükmü beyan buyurulmuştur.

Resûl-i Ekrem (sav)'in tebliğe başladığı ilk yıllarda; Mekke müşrikleri, müslümanlara, akıl almaz işkenceleri reva görüyorlardı. Nitekim Hz. Bilal-i Habeşi (ra) korkunç derecede sıcak olan kumların üzerine yatırılmış, göğsünün üzerine ağır kayalar konulmuş ve Allah (cc)'a şirk koşması istenmiştir. Onların akıl almaz işkencelerine rağmen Hz. Bilal (ra) "Allah bir, Allah bir" diyerek haykırmış ve "Allahû Teala (cc)'ya yemin ederim ki: sizi bundan daha fazla kızdıracak bir kelime bilseydim, hiç çekinmeden onu da söylerdim"(232) diyerek meydan okumuştur. Bilindiği gibi Mekke'de mü'minler; bütün tağutları reddediyor ve yalnız Allah'a kulluk edilmesi gerektiğini haykırıyorlardı. Bugün tağuti güçlerle işbirliği yapan ve onlardan dünyalık koparabilmek için dalkavukluğu esas alan kimselerin; iman iddiaları bir vehimden ibarettir.

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "İnsanların en çok sıkıntıya uğrayanları Peygamberlerdir. Sonra salihler, sonra ard arda gelen iyilerdir. Kişi dinine göre belalarla imtihan edilir. Eğer selabet-i diniyesi varsa, belası daha da artırılır. Eğer dininde (imanında) zayıflık varsa; ona göre belası da azalır"(233) buyurduğu bilinmektedir. Sadakatle bağlı olanlarla, iki yüzlülerin ortaya konulması için Allahû Teala (cc) insanları fitne ve belalarla imtihan etmektedir. Muhakak ki Allahû Teala (cc) imtihana tabi tutmadan önce de, kimin kalbinde sadakat, kimin kalbinde iki yüzlülük bulunduğunu iyi bilir. Zira kalblerin mahiyetini en iyi bilen ve kalbleri değiştirebilen Allahû Teala (cc)'dır. Bu imtihanla; Allah (cc) tarafından bilinen, fakat insanlar tarafından bilinmeyen gerçeklerin ortaya çıkarılması murad edilmiştir. Şartların ağırlığına rağmen; imanında sebat eden ve salih ameller işleyenler (hangi halde bulunursa bulunsun) hiçbir şey kaybetmezler. Aksine göstermiş oldukları sabır ve metanetleri sayesinde; imtihanı kazanarak, ebedi saadete ererler. Kat'i nasslarla sabittir ki sadece "İman ettik, inandık" demek kafi değildir. Ehliyet sahibi bir mü'min; Allahû Teala (cc)'nın bütün emirlerini (Her türlü sıkıntıya rağmen), emrettiği şekilde yerine getirmeye memurdur. İşkence ve zulüm olsa dahi; metanetle "Sırat-ı Müstakiym'de" ilerlemek mecburiyetindedir. Zira "Zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de, hesabının sorulacağı güne" adım adım yaklaştığını bilir!.. Nitekim bir ayet-i Kerîme'de: "Her nefis ölümü tadacaktır!.. Sizi bir imtihan olarak hayr ile de, şer ile de deniyoruz. (Nihayet yine) Ancak bize döndürüleceksiniz"(234) hükmü beyan buyurulmuştur. Resûl-i Ekrem (sav)'in ve Sahabe-i Kiram'ın; işkence ve zulme rağmen, İslam'ı nasıl tebliğ ettiği malûmdur. Makamı ve ünvanı ne olursa olsun; hiç kimse, İslam'ı onlardan daha iyi bildiğini iddia edemez.

Bu eserin te'lifi; Allahû Teala (cc)'nın kullarının en zayıfı ve O'nun rahmetine en çok muhtaç olan bir kulu elinde; 24 Şubat 1986 Pazartesi günü tamamlandı. Te'lif kararı; 22 Şubat 1980 tarihinde, bir istişare sonucu alınmıştı!.. Allahû Teala (cc) şahiddir ki; müctehid imamların kavillerini incelemede ve maksadlarını kavramada bütün gücümü sarfettim. Zahir'ür-rivaye ve fetva olan kavilleri tesbit hususunda titizlik gösterdim.

Dürri'l Muhtar'da: "Ben bu tahkikatı, büyük ulemadan aldım. Ama Allah (cc) kendi kitabından başka hiçbir kitabın hatasızlığını kabul etmez. İnsaf sahibi çok sevabın yanında az hatayı affedendir" hükmü kayıtlıdır.

İbn-i Abidin bu metni izah ederken şunları zikrediyor: "Allah (cc) kendi kitabından başka, hiçbir kitabın hatasızlığını kabul etmez. Bu ifade ile şarih merhum özür dilemektedir. Demek istiyor ki, bu kitap her ne kadar müteehhirûn ulemanın yazdıklarını ve adı geçen tahkikatını içine alıyorsa da masum değildir. Yani hatadan salim değildir. Çünkü Allahû Teala (cc) kendi kitabından başka, hiçbir kitabın hatasız olmasını takdir buyurmamıştır. Kendi kitabı içinse: "- O'na önünden ve arkasından batıl gelemez" buyurmuştur. Başka kitaplarda hata ve kusur olabilir. Bu onların şiarıdır. Çünkü onları insan te'lif etmiştir"(235)

Şurası muhakkaktır ki müctehid imamlar; Allahû Teala (cc)'nın kitabının hükmünü ve Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetinin mahiyetini, izaha gayret etmişlerdir. Bütün müctehid imamlara ve onların usûlünü takip eden ulemaya ne kadar dua etsek azdır. Bize düşen herhangi bir mazeret ileri sürmeden; Allahû Teala (cc)'ya emrettiği şekilde kulluk etmeye gayret etmektir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Nefsim yed-i kudretinde olan Allahû Teala (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu İslam'a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz"(236) buyurduğu bilinmektedir. Yeryüzünde fitneden eser kalmayıncaya kadar cihad edilmesi emredilmiştir. Duam şudur:

"Allah'ım!..Tağuti güçler; hakaret ve işkence ederek, benden razı olmadıklarını ortaya koydular. Ben de; kat'iyyen onlardan razı değilim. Onlar bu dünya'da benim yüzümü görmekten bile tiksiniyorlar!.. Allah'ım!.. Ben de ahirette onların yüzünü görmek istemiyorum. Tağut'un, Bel'am'ın ve hased ehlinin şerrinden sana sığınırım."

Bu eserde; ortaya koyabildiğimiz bütün doğrular İslam'a aittir. Hatalarımızdan; esirgemesi ve bağışlaması bol olan Allahû Teala (cc)'ya sığınırız. Amellerimizin başı ve sonu Allah'a (cc) hamdetmektir. Verdiği nimetleri; icmalen dahi, saymaya gücümüz yetmez.