+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

İkrahın tarifi ve mahiyeti nedir

 Doğru İslam Bilgileri Katagorisinde ve  Dinimiz ve diğer dinler Forumunda Bulunan  İkrahın tarifi ve mahiyeti nedir Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İkrahın tarifi ve mahiyeti nedir İkrah; lûgatta bir kimseyi istemediği bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya zorlamaktır. İslami ıstılahta: "Bir kimseyi; tehdit ederek (icbarla) razı olmadığı bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya, haksız yere sevk etmektir. Tehdit edilen kimseye "Mükreh" denilir.(201) İcbar etmek (Mecbur bırakmak) manasına gelen "Cebr" ...

  1. #1
    Administrator Karani - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    Erzincan, Turkey
    Mesajlar
    12.914
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart İkrahın tarifi ve mahiyeti nedir

    İkrahın tarifi ve mahiyeti nedir

    İkrah; lûgatta bir kimseyi istemediği bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya zorlamaktır. İslami ıstılahta: "Bir kimseyi; tehdit ederek (icbarla) razı olmadığı bir sözü söylemeye veya bir işi yapmaya, haksız yere sevk etmektir. Tehdit edilen kimseye "Mükreh" denilir.(201) İcbar etmek (Mecbur bırakmak) manasına gelen "Cebr" aynı mahiyettedir. Cebrin karşılığı (zıddı) "İhtiyar" meselesi farklıdır. İkrah bazı hallerde; ihtiyarı ifsad eder, bazı hallerde ise; ferdin "İki şerden birisini seçmesi" sözkonusu olduğundan, ihtiyar mevcuttur.(202) Şöyle ki; ikrah altında olan kimsenin, ölüm tehlikesi veya bir uzvunun koparılması sözkonusu olursa "İkrah-ı Mülci" gündeme girer. Bu halde; hem rıza, hem ihtiyar ortadan kalkar. Ancak hapis etmek, dövmek veya bağlamak gibi durumlarda (Ölüm tehlikesi ve uzvun koparılması sözkonusu olmadığı sabit ise) "İkrah-ı Gayri mülci'den" sözedilebilir. Bu halde ferdin rızası yoktur, ancak ihtiyarı mevcuttur.

    Kur'an-ı Kerîm'de: "Mü'minler, mü'minleri bırakıp da, kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa (Ona) Allah'dan hiç bir şey (Yardım) yoktur. Meğer ki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olasınız. Allah size (asıl) kendinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidiş de ancak Allah'adır"(203) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler bu ayet-i Kerîme'nin nüzûlünü farklı hadiselere bağlamışlardır. Ancak mahiyet ve getirdiği hüküm noktasından ittifak vardır. İbn-i Abbas (ra) "Meğer ki, onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olasınız" hükmünün tefsirinde: "Bu, kalbi iman ile dopdolu olduğu halde, diliyle küfür kelimesini söyleyip, işkence ve ölümden kurtulmuş olmasıdır. Böyle yapan kimse hem hayatını kurtarır, hem o anda günahı kaldırıldığı için mes'ûl olmaz"(204) diyerek, "İkrah-ı Mülci" anındaki duruma işaret eder. İbn-i Kesir: "Bazı yer ve zamanlarda kafirlerin (şerrinden) korkanlar; niyyet ve kalblerinden değil de, dış görünüş itibariyle kendilerini koruyacak şekilde davranabilirler"(205) buyurur. İmam Ebû Bekir El Cessas: "Hayatınızın veya bazı uzuvlarınızın imha edilmesinden korkmanız halinde; kalbiniz imanla dolu olduğu halde, onlara dost görünmeniz müstesna'dır"(206) hükmünü zikreder. Hanefi fûkahası: "Ölüm tehlikesi ve uzvun koparılması sözkonusu olursa; diliyle küfür kelimesini izhar etmesinde günah yoktur. Çünkü Hz. Ammar bin Yasir (ra) ikrah-ı mülci ile mübtela olduğu zaman Resûl-i Ekrem (sav): "- (Küfür kelimesini söylerken) Kalbini nasıl buldun ya Ammar?" sualini sormuştur. Hz. Ammar b. Yasir (ra): "- İman ile mutmain olarak ya Resûlallah" cevabını verir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav): "Eğer yine aynı işkenceyi yaparlarsa, sen de aynısını yap (ve kurtul)" buyurmuştur. Allahû Teala (cc)'nın şu hükmü, bunun üzerine inzal buyurulmuştur: "Kalbi iman üzere (sabit ve bununla) mutmain (ve müsterih) olduğu halde (Cebr-ü) ikraha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim imanından sonra Allah'ı tanımaz, fakat küfre sine (i kabûl) açarsa, işte Allah'ın gazabı o gibilerin başınadır. Onların hakkı en büyük azabtır" (En Nahl Sûresi: 106) Çünkü ikrah altında iken (dil ile küfür kelimesini) söylemek, imanın zail olmasına sebeb teşkil etmez. Zira kalben tasdik mevcuttur. O şartlarda dahi; kelime-i küfrü söylemekten ve kafirlerin dediklerini yapmamaktan kaçınmak, ölümü göze almakla mümkündür. Bu sebeble ikrah altında (Kelime-i küfrü söylemek) caiz olur. Denildi ki; sabreder; küfür kelimesini söylemez ve bu sebeble katledilirse, büyük sevab kazanır. Zira Hz. Habib (ra) küfür kelimesini, bütün işkenceye rağmen söylemedi ve onu idam ettiler. Resûl-i Ekrem (sav) Hz. Habib'e "Seyyid-i Şüheda" ismini verdi ve buyurdu ki: "- O cennette benim arkadaşımdır". Çünkü o halde (İkrah-ı Mülci anında) dahi küfür kelimesini söylemenin haramlığı bakidir. İslamı aziz kılmak için; kafirlerin dediklerini yerine getirmekten imtina etmek azimettir. Kelime-i küfrü söyleyip kurtulmak ise farklıdır. Çünkü o halde iken (İkrah-ı Mülci halinde) sadece günahı kaldırılmıştır"(207) hükmünde müttefiktir.

    İkrah'ın (Tehdit'in) sabit olabilmesi için bazı şartlar vardır. Aksi takdirde ikrah sahih olmaz. Birincisi: Tehdit eden kimsenin (ister devlet, ister ferd olsun); tehdit ettiği şeyi hakikaten yapabilecek kudrette olması gerekir. Bu "İmameyn'in kavlidir. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha) "Zorlama ancak sultandan (Devlet'ten) tahakkuk edebilir" buyurmuştur. Çünkü kudret; asker olmadan sağlanamaz. Asker ise devlete bağlıdır. Fûkaha: "- Bu ihtilafın kaynağı delile değil, zamana dayanır. İmam-ı Azam (rha)'ın zamanında, devlet'ten başka hiçbir güç, tehdit ettiği şeyi yapabilecek kudrette değildir. İmameyn'in (rha) zamanında ise; fesad zuhur etmiş ve iş zorbaların eline geçmiştir. Fetva İmameyn'in kavli ile verilir." İkincisi: Mükellefin; tehdit eden kimsenin, tehdit ettiği şeyi yapabileceğine inanması ve korkması şarttır. Mesela: Bir çocuk, şunu yapmazsan seni döverim dese, ikrah olmaz. Çünkü dediğini yapabilme gücü yoktur; mükellefin de, buna inanması ve korkması düşünülemez. Üçüncüsü: Mükellefin; tehdit edildiği konu; ya kendi hakkı, ya kul hukuku veya Allahû Teala (cc)'nın hakkı olmalıdır. Kendi malını telef etmesi, başkasının hakkını iptal etmesi, şarab içmesi, zina etmesi vs. gibi!.. Dördüncüsü: Tehdit eden kimsenin; öldürmeyi veya bir uzvu koparmayı zahiren ilan etmiş olması gerekir. Yani rızayı yok eden ve ızdırabı beraberinde getiren bir hal gündeme girmelidir.(208) Ferde; herhangi bir zarar vermeyen zorlamalar; "İkrah" hükmünde değildir. Çünkü ikrah olabilmesi için; rıza'nın kesinlikle ortadan kalkması gerekir. Bu asgari şarttır. Zira insanın "rızası ve ihtiyarı" mevcutken; amellerinden mes'ûl olmaması düşünülemez.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349