FERD HANGİ DURUMLARDA TASARRUFTAN MEN EDİLİR-HACR

Hür, akıl-baliğ ve ehliyet arızası bulunmayan bir kimse; malını dilediği gibi sarfedebilir. Mülkiyeti kullanma hakkı; diğer insanlara (kat'i olarak) zarar verdiği sabit olmadığı müddetçe, sınırlandırılamaz. Fakat ferd; bazı hallerde tasarruftan menedilir. Şimdi "Hacr (veya hıcr)" nedir? sualine cevap arıyalım. Hacr; lûgat yönünden mutlak manada alıkoymak ve men etmek manasına gelir. İslami ıstılahta: "Bir kimseyi, bazı sebeblerden dolayı sözlü (Şifahi) tasarruftan men etmeye hacr denilir"(191) tarifi esas alınmıştır. Genel olarak ferdi; tasarruftan alıkoyan sebebler, üç kısımda izah edilmiştir. Bunlar: Küçüklük (Sabi'lik), Kölelik ve cinnet getirmektir.(192) Hacr altına alınmış kimseye "Mahcur" denilir. Sebebler ortadan kalktığı zaman Kadı (hakim) haklarını iade eder. Bu durumda kendisine me'zûn (İzin verilmiş) denilir.

Kur'an-ı Kerîm'de: "Yetimleri nikah (çağın)a erdikleri zamana kadar (gözetip) deneyin. O vakit kendilerinde bir akıl ve salah gördünüz mü mallarını onlara teslim edin. Büyüyecekler (de ellerine alacaklar) diye bunları tez elden yemeyin. (Velilerden) Kim zengin ise (yetimin malını yemeye tenezzül etmesin) kaçınsın. Kim de fakir ise; o halde örfe göre (bir şey) yesin. Artık onların malını teslim ettiğiniz vakit, karşılarında şahid bulundurun. Tam bir hesab sorucu olmak bakımından ise Allah yeter"(193) hükmü beyan buyurulmuştur. Ayette; nikah çağına varıncaya kadar yetimlerin denenmesi emredilmektedir. Belli bir yaş beyan edilmemiş; rüşde ermek şart koşulmuştur. O döneme kadar; mallarının tasarrufunun; velilerine ait olacağı da hassaten zikredilmiştir. Bu bir anlamda; küçük çocuğun, malı hususunda tasarruf hakkının bulunmadığının delilidir. İbn-i Abbas (ra) ve Said İbn-i Cübeyr (ra)'e göre; "Dinini ve malını muhafaza edecek güce gelen kimse, rüşde ermiş sayılır". Bazılarına göre ise; fuhşiyattan ve israftan kaçınan kimse, rüşde ermiştir. Esasen "Akıl ve salah'ın" birarada zikredilmesi; hacr halinin kaldırılması hususunda Kadı'nın (Hakim'in) içtihadına ihtiyaç belirtmektedir. Hz. Aişe (ranha) validemizden rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (sav) "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyuyan kimse uyanıncaya kadar, küçük çocuk büyüyünceye (buluğa erinceye) kadar, deli akıllanıncaya yahud şifa buluncaya kadar"(194) buyurmuştur. Bunlardan kalemin kaldırılması; tasarruf haklarının bulunmamasıyla ilgilidir. Çünkü bu haller "Ehliyet noksanlığı ve arızasını" beraberinde getirir. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her talak (boşama) caizdir. Sadece küçük çocuğun (Sabi'nin) ve mecnunun (Cinnet getirmiş, bunamış kimsenin) talakı caiz değildir, vaki olmaz"(195) buyurduğu bilinmektedir. Zira bunların; şehvet duyguları ya yoktur veya mahiyet değiştirmiştir. Nikah nimetinin kadr-û kıymetini kavrayamazlar. Dolayısıyla sözlü tasarruftan men edilerek (Hacr konarak); ehliyetin yerine gelmesi beklenir. Bilindiği gibi "Kölelik Hali"; mükteseb ehliyet arızalarından birisidir. İslam'a karşı savaşma sonucu ortaya çıkmıştır. Bir insan; ruhlar aleminde gerçekleşen mîsakı reddederek müslümanlara karşı fiilen savaşırsa "Köle Hukuku" gündeme girer. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Köle ve mukateb herhangi bir şeye malik olamaz, ancak talaka (Boşamaya) yetkilidirler"(196) buyurduğu bilinmektedir. Çünkü köle de olsa; nikah nimetinin kadrini bildiği için, ehil sayılır. Diğer tasarrufları ise; efendisinin iznine tabidir. Me'zun (İzinli) kölenin, tasarruf hakları, kendine iade olunur. İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha); bir kimse rüşde ersin-ermesin, yirmibeş yaşına kadar beklenir. Yirmibeş yaşından sonra malı kendisine teslim edilir. Çünkü: "Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değiştirmeyin, mallarınızı onların mallarına katarak (helal, temiz malınızı kirletip) yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır"(197) ayet-i Kerîme'si tahsis belirtmemiş, yetimin malının mutlaka kendisine teslimini şart koşmuştur. Diğer ayet-i Kerîme ise; malın teslimini rüşde ermekle sınırlandırmıştır. Eğer yetim evlenecek yaşa geldiği halde; temyiz gücüne kavuşmazsa beklenebilir. Ancak bu bekleme süresi yirmi beş yaşını aşamaz. Nitekim Hz. Ömer (ra)'den de; yirmibeş yaşına geldiğinde kendisine teslim edileceğine dair rivayet vardır.(198)

Çocukluk, kölelik ve cinnet getirmek (Delirmek) dışında; bazı hallerde, Kadı'nın (Hakim'in) muayyen şahıslar hakkında "Mahcuriyet" kararı verme hakkı vardır. Bazı kimselerin; zararı bütün ümmete dokunan fiillerinden dolayı, hacr edilmeleri caizdir.(199) Mesela: Yeterli bilgiye sahip olmadıkları halde; doktorluk yapan ve verdikleri ilaçlarla, insanların ölümüne sebeb olan kimseleri tasarruftan menetmek şarttır. Zira insanların "Can emniyetini" muhafaza etmek esastır. Yine büyücülük, muskacılık, cinlerle temas ve sihir gibi işlerle meşgul olan kimseler tasarruftan menedilirler. Din alimi geçinen ve insanlara hileli yollar öğreten "Macin Müfti'nin" tasarruftan men edilmesi; "Din Emniyeti'nin" sağlanması için zarûri olur. İflas ettiği halde; insanlardan bunu gizleyip, sürekli borçlanmak sûretiyle hileli yollara sapan tüccarın men edilmesi; "Mal Emniyetini" korumak noktasından elzemdir. Ancak bu çeşit "Hacr"ın; mahiyeti farklıdır. Nitekim İmam-ı Kasani; "Bununla murad, hacrin hakikati değildir. Tasarrufun geçerli olmasını meneden şer'i hükümdür. Görülmez mi ki; macin müfti, eğer fetvadan menedildikten sonra, fetva verse ve isabet etse caiz olur. Şayet mahcuriyetinden önce fetva verip hata etse, caiz olmaz. Keza bilgisiz doktor; menedildikten sonra ilaç satsa, fakat isabetli olsa, satışı geçerli olur" hükmünü zikreder. Esasen kat'i mahcuriyet sebeblerinin dışındaki haller; doğrudan doğruya, ümmetin uğrayabileceği zararlara karşı Kadı'nın (Hakim'in) tedbir almasıdır. Nitekim bir kadı (Hakim) muayyen bir şahıs hakkında mahcuriyet kararı verse; aynı şahıs bu kararı, diğer bir Kadı'ya müracaat ederek kaldırılmasını talep edebilir. Eğer müracaat edilen kadı (Hakim); mahcuriyet kararını kaldırırsa, bu caizdir. Çünkü ictihadların farklılaşması mümkündür ve sahihtir.(200) Fakat muayyen bir şahıs hakkında "Mahcuriyet" kararı verildiği zaman; kendisine izin verilinceye kadar, aynı mesleği icra etmesi mümkün değildir. Mutlaka Kadı'nın (Hakim'in) hükmü gerekir. Fûkaha; malını har vurup, harman savuran sefih kimseler başta olmak üzere; kimlerin hangi sebeblerle "Mahcuriyetine" karar verileceğinin üzerinde hassaten durmuştur. Mahcuriyet kararının verilmesinden önce ferdin uyarılmasının vacip olduğunda ittifak vardır. Bunun sebebi şudur: tasarruftan men etmek, insanın bazı haklarına el koymak manasına gelir. Bu sebeble; ağır bir ceza hükmündedir. Zarûri olmadığı müddetçe bu yola gidilmez. İkaz (Emr-i bi'l maruf) sonucu; hatalı yoldan dönme ve mahcuriyete muhatab olmama imkanı doğar. Sebeb yokken; insanın haklarına engel olmak, zûlümdür ve haramdır.