Vekaletin önemi ve mahiyeti nedir

Vekalet; lûgat yönünden muhafaza etmek, korumak manasınadır. Allahû Teala (cc)'nın güzel isimlerinden birisi olan "Vekil" de; bu mahiyettedir. Bu sebeble: "- Seni malıma vekil ettim" diyen kimse hakkında biz; "- Ancak o kimse, muhafaza etmeye malik olur" deriz. Ba'zıları: "Vekaletin tertibi; tefviz ve i'timad manasına delalet eder" demişlerdir. Tevekkül de; bu mahiyettedir. Nitekim: "Allah (cc)'a tevekkül ettik" denir. Yani "Biz işlerimizi Allahû Teala (cc)'ya tefviz ve teslim eyledik" manasınadır. Tefviz; bir işin idaresini birine vermek veya işleri birine ısmarlamaktır. Bu sebeble; tevkil (Vekil kılma); lugat yönünden, işi başkasına tevfiz etmek, ısmarlamak demektir.(180) İslami ıstılahta: "Bir kimsenin, başka bir kimseyi; kendi yerine koymasına ve tasarruflarını belirlemesine vekalet denilir"(181) tarifi esas alınmıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in alış-veriş işlerinde Hz. Hizam (ra)'ı vekil tayin ettiği bilinmektedir.(182) Daha önce Hz. Ali (ra)'nin; davalarını takip etmesi için, kardeşi Akil b. Ebi Talib (ra)'i vekil tayin ettiğini zikretmiştik!.. Hanefi fûkahası: "Bir kimsenin; kendisinin akid yapması caiz olan her hususta, bir başkasını vekil tayin etmesi sahihtir. Çünkü insan; bazı hallerde, kendisi bizzat yapma gücüne haiz olmayabilir. Bu gibi durumlarda; ehil olan bir kimseyi, vekil tayin ederek ihtiyacını giderir"(183) hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Münzir: "İlim sahiplerinden ileri gelenlerin hepsinin icma'ına göre: mahkemeye gidemeyecek durumda olan hasta ile şehirde bulunmayan kimse, haklarını talep edecek ve kendileri adına konuşacak bir vekil tayin etme yetkisine sahiptirler"(184) hükmünü zikreder.

Vekaletin rüknü; kendisi ile vekaletin sabit olabildiği hususi sözlerdir. "- Seni, şu malı satman için vekil tayin ettim" demek gibi!.. İstihsanen vekilin; vekaleti kabul etmesi, sıhhatinin şartlarından değildir. Fakat vekaleti kabul etmediğini açıkça söylerse, o vekalet reddedilmiş sayılır. Şayet; "İstersen vekilim olmayı kabul et ve şu malımı sat" der, muhatabı olan kimse susar ve satışı yaparsa caiz olur. Fakat "Hayır!.. Kabul etmem derse" batıl olur. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(185)

Resûl-i Ekrem (sav)'in döneminde "Vekalet" daha ziyade; alış-veriş işlerinde yaygındır. Haklarını savunmada güçlük çeken kimseler; Kadı (Hakim) huzurunda, vekilleri tarafından temsil edilmektedirler. Günümüzde de; en çok ticari işlerde ve "Avukat" adı altında mahkemelerde, vekillere rastlanmaktadır. Sonuç olarak; insanların ihtiyaçlarında fazla bir değişiklik sözkonusu değildir. Vekalet'in hükmü; vekilin, kendisini tayin eden kimsenin (Müvekkilin) yerine geçmesi ve onun adına tasarrufta bulunmasıdır. Vekil tayin eden kimsenin koyduğu şartlara aynen riayet gerekir. Sarih bir izni olmadığı müddetçe vekil; bir başkasını vekil tayin edemez.(186) Vekaletin sıfatı'na gelince; vekalet caiz olan akidlerden (Sözleşmelerden) ibarettir. Vekil müvekkilini, müvekkil de vekili istediği an azledebilir. Belli bir süre ile sınırlandırılması mecburiyeti yoktur.(187) Vekil; yapacağı veya yaptığı iş karşılığında müvekkilden ücret talebinde bulunabilir. Bu gibi hallerde vekil; ecir (ücretli) durumuna geçer.(188) Herhangi bir ücret tayin olunmamışsa vekil'e; ecr-i misli (Ehl-i vukuf'un tayin edeceği ortalama ücret) ödenir. Müvekkilin ölümü halinde; vekaletten azil kendiliğinden gerçekleşir.(189) Müvekkilin veya vekil'in; cinnet getirmesi veya akli dengesini kaybetmesi durumunda, aralarındaki akid (Sözleşme) sona erer. Nitekim Mecelle'de: "Müvekkilin yahud vekilin tecennüm etmesiyle (cinnet getirmesi ve delirmesiyle) vekalet batıl olur"(190) hükmü kayıtlıdır. Esasen bu gibi durumlar ferdi; tasarruftan alıkoyan ve velisinin yardımını gerektiren hallerdir. Fıkıhta bu hale "Hacr" denilmiştir. Şimdi kısaca bu meseleyi izaha gayret edelim.