Rehinin tarifi mahiyeti ve hükmü nedir

Rehinin tarifi mahiyeti ve hükmü nedir islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Rehinin tarifi mahiyeti ve hükmü nedir

Rehin'in "Emanet'le" ilgisi açıktır. Zira rehin bırakılan mal, (kendisine rehin bırakılan kimsenin elinde) "Emanet" hükmündedir. Rehin; lûgatta mutlak sûrette alıkoymak demektir.(165) İslami ıstılahta: "Maldan alınması mümkün olan bir hak sebebiyle; alış-verişe konu olan (mütekavvim) bir malı, hak yerine getirilinceye kadar alıkoymaya (Habsetmeye) rehin denilir"(166) tarifi esas alınmıştır.
Kur'an-ı Kerîm'de: "Eğer bir sefer üzerinde iseniz, Borcu yazacak bir katip de bulamadınızsa, o zaman (borçludan) alınmış rehinler (de yeter). Eğer birbirinizden emin olmuşsanız, kendisine inanılan adam (borçlu) Rabbi olan Allah'dan korksun da, emanetini tastamam ödesin. Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, hakikat şudur ki, onun kalbi bir günahkardır. Allah ne yaparsanız hakkı ile bilendir"(167) hükmü beyan buyurulmuştur. Rehin yalnız seferde değil, mûkim iken dahi verilebilir. Fakat seyahat halinde iken yazma işi güç olduğundan, borcun teminatı olarak rehin vermek daha lüzûmlu hale gelir. ayet-i Kerîme'de sefer halinin zikredilmesinin sebebi de budur. Mûkim halde iken; rehin verilemez manasına değildir. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav) Medine'de mûkim iken; kendi zırhını ailesinin geçimi için, otuz vasak arpaya karşılık zimmiye (Yahudi'ye) rehin olarak vermiştir.(168) Dolayısıyla Rehin; kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir akiddir. Senet garantisi yerine geçmek üzere borçlu; alacaklı olan kimseye rehin bırakabilir.(169) Rehin; borcun vesikası hükmündedir.

Rehin'in Rüknü; tarafların rızasını ortaya koyan icab, kabûl ve malın (Rehin bırakılan) teslimidir. Rehin veren kimseye "Rahin", rehin alan kimseye "Mürtehin", ve rehin olarak alıkonan şeye de "Mürtehen" adı verilir.(170) Rehin veren kimsenin sarih izni olmadığı müddetçe; rehin alan kimse, o maldan kat'iyyen faydalanamaz.(171) Çünkü o sadece vesika (Senet) hükmündedir. Başka bir kimseye devredilmesi de mümkün değildir. Ancak rehinin muhafaza edilebilmesi için; belli bir masraf sözkonusu ise, bu doğrudan doğruya rehin alan kimseye aittir. Ancak rehin bırakan kimse; sırf kendi arzusuyla bu masrafı üzerine alırsa, teberrû hükmünde olur, sonunda hak talebinde (masrafı istemek sûretiyle) bulunamaz.(172)

Hanefi fûkahası Resûl-i Ekrem (sav): "Rehin kilitlenmez" hadisini esas alarak; "rehin bırakılan şeyin; rehin alan kimsenin mülkiyetine dahil olamayacağında" ittifak etmiştir. Ayrıca kendisine rehin bırakılan bir at; ihmali sonucu ölünce Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Rehin alan kimseye" hitaben; "Senin hakkın gitti" buyurduğu bilinmektedir. Eğer borcun miktarı ile rehin alınan malın kıymeti birbirine eşit olursa; (Telef olma durumunda) rehin bırakan kimsenin borcu düşer. Yine Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Rehin bırakılan şeyin kıymeti bilinmediği zaman (Örtülü hale gelince); o hakkında verildiği borcun mukabilinde, tazmin olunur" buyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla alacağına karşı rehin isteyen kimse; onu muhafaza etme hususunda hassasiyet göstermek mecburiyetindedir"(173) hükmünde ittifak etmiştir. Rehin bırakan kimsenin; istediği zaman, bu malı geri talep etmesi mümkündür. Çünkü rehin bıraktığı malı geri alması, borcu düşürmez. Hatta rehin alan kimse (Alacaklı); aynı malı; borçluya, iare (Ödünç) olarak verebilir. İmam-ı Şafii (rha) "rehin alan kimsenin elinde; rehin aldığı mal telef olsa, tazmin etmesi gerekmeyeceğine" hükmetmiştir. Yani rehin alınan malın helak olmasının borcu iskat etmeyeceği görüşündedir.(174) İbn-i Münzir: "Rehin; rehin alan kimsenin hakkı ödeninceye kadar, rehin veren tarafından satılamaz, hibe edilemez, sadaka olarak verilemez ve kendisine teslim edilen şahsın elinden çıkarılamaz"(175) hükmünde, icma bulunduğunu kaydeder.

Taraflar (Rehin alan ve veren) rehin olan malın; "adil bir kimsenin yanına bırakılması" hususunda ittifak ederlerse, bu caizdir. adil olan kimsenin; borç ödeninceye kadar, rehini taraflardan herhangi birine verme hakkı yoktur.(176) Eğer verirse; meydana gelebilecek zararı tazmin etmek (ödemek) durumundadır. Zira mal hususunda; rehin koyan kimsenin "Emanetçi'si" olduğu gibi, hak hususunda da, rehin alan kimsenin emanetçisidir. İkisinden biri, diğerine yabancıdır. Bilindiği gibi; yabancıya verilen emanetin zayi olmasında tazmin mecburiyeti vardır. Kendisine "yed-i adl" (adaletli el) denilmiştir. Nitekim Mecelle'de: "Deyn (borç) baki iken adl olan kimse; rahin ve mürtehinden birinin rızası olmadıkça, rehni diğerine veremez ve verirse istirdada (geri verilmesini istemeye) selahiyeti vardır. Ve kalb el istirdad (Geri almadan önce) rehin telef olsa, adl anın kıymetine zamin olur"(177) hükmü kayıtlıdır. Dolayısıyle tarafların rızası ile; kendisine rehin bırakılan kimse, "Borç ödeninceye kadar" görevini sadakatle yerine getirmek mecburiyetindedir. Emaneti kabul ederken taraflara; bu hususta, herhangi bir talebi kabul etmeyeceğini bildirmelidir. Eğer rehin alınan mal; adil olan kimsenin elinde iken, hiçbir kasdı olmadan telef olursa, rehin alan kimsenin zararına telef olmuş sayılır. Çünkü bu noktada adil kimsenin eli; rehin alan kimsenin eli hükmündedir.(178) Eğer borcun ödenmesi hususunda herhangi bir müddet tayin olunmuşsa; süre dolduktan sonra, rehin bırakılan mal satılır ve ücreti alacaklıya teslim edilir. Bu hususta adil kimse; vekil hükmündedir.(179) Şimdi vekalet üzerinde duralım.