50- Hadiste Cebrail Nebi'ye (s.a.v):
Ey Muhammed Şüphesiz Allah sana şöyle şöyle buyu­ruyor:
'Dilediğin kadar yaşa, sonunda mutlaka öleceksin. Dilediğini sev, ama muhakkak ondan ayrılacaksın. Hangi ameli yaparsan yap, muhakkak onunla cezalandırılacak­sın.
[56]Bu az kelimelerin kapsadığı ölüm, sevilenlerden ayrılma amellere göre cezaya bir bak! Ve bu inzardan uzak dur. Çünkü o bir inzardir.Şüphesiz bunda görenler için ibret var. [57]
Eğer, beni engelleyen makamın, yüksek mevkim, izzetimdir diyorsan, makamın sana ulaşıncaya kadar onu seven kaç kişinin ondan ayrıldığını onun gölgesi, seni gölgelendirinceye kadar ona imrenen kaç kişinin üzerinden geçtiğini keşke bir bilseydin. Onlardan ayrıldığı gibi senden de ayrı­lacaktır. Sanki şimdi onu yaşıyorsun.
Ve görünen o ki onun gelip çalmasıyla, kalbin hasetle dolu, göğsünde hüzünle mamur olarak dostlarından ayrılıyorsun. Makam ve mevki olarak içinde bulunduğun ortam devam etmedi. Başarı sebepleri diye talep ettiklerinle kurtuluşa ermedin. Talep ettiklerine ulaşamadın. Halbuki kişiyi? ateşten çıkaracak, dünya sultanlarının en büyüğü kadar ve onun on misli kadarı ile beraber Cennete girecek olanlarla! beraber Cennete girmek için başka sebepler var. Daha önce geçmiş nebi, sıddik, şehit ve salihlerle beraberi olmaya ne dersin? Makam ve mevkideki güçlük ve zorluk, kötü sonuç, kazanacağın çok düşman ve çok hasetçi, bunların! gizledikleri kin ve nefret, malının elden gitmesiyle sana yapacakları sövmeler, gelecek olanın gelmemesiyle ah vah etmen, bununla hizmetçi ve ihtişamının çoğunun gideceği daha önce ayakların öpmekten gurur duyan kişilerin senden yüz çevireceği. evet tüm bunlar sana sır değildir. [58]
51- Şöyle rivayet olunmuş: Kerim olan melek, yüce Rab'dan bir yazıyla gelir. Onda Hay ve ölümsüz olandan Hay ve ölmeyecek olan insana. Ey Kulum ben bir şeye ol derim, o da oluverir. Seni de bir şeye ol dediğinde oluverir şeklinde kıldım.[59]
52- Hadiste: Cennet ehlinden derecesi düşük olan, başında on beş bin hizmetçisi olandır. Birinizin başındaki en küçük inci, doğu ile batı arasını aydınlatabilir." [60]
53- Tirmizi ve İbn Hıbban Sahihlerinde şunu rivayet et­mişler:
Cennet ehlinden en düşüğünün seksen bin hizmetçi­si, yetmiş iki zevcesi var. Ona inci, yakut ve Zeber-ced'den bir köşk yapılır ki, büyüklüğü Cabiye (Dımeşk'in beldelerinden bir belde) ile San'a arası kadardır. Ve az­iz ve gaffar olan Allah'a kulak ver.Melekler ona her bir kapıdan girip şöyle derler: Sabrettiğinize karşılık selam size, dünya yurdunun sonu ne güzel." [61]
Allah'a yemin olsun ki bu gözlerin onunla aydınlanaca­ğı şeydir. Böylece çalışanlar da bunun benzeri için çalışmalı­dır. [62]
Eğer ayrılması bana zor gelen köşküm ve onun gölgesi, sağ­lam yapısı, yüksek yeri, ondaki ihtaşamın ve hizmetçilerim, sevincim ve nimetlerimdir diyorsan, acaba o, toprak taş ve ça­murdan sıva, demir ve keresteden, hurma çubuklarından baş­ka bir şey midir? Süpürülmezse çöple dolar. Kandil yakılmasa kapkaranlık olur. Binaya bakılmasa yıkılması erken olur. Ona bakım yaparsan neticesi yine yıkımdır. Çok geçmeden top­rak gibi olur. Sakinleri dağılır, hizmetçiler oradan gider. İzi si­linir, haberi kaybolur, şekli silinir ismi unutulur. [63]
54- Rivayet olunmuş ki: Allah (c.c.) Adem'i (a.s) yeryü­züne indirdiğinde ona şöyle demiş:
Yıkılması için bina yap. Halbuki o yok olmak için doğmuş. [64]
55- Haberde: "Allah'ın bir meleği vardır ki, her gün ölüme yaklaşınız ve yıkılması için bina yapınız.
Ey Mağrur adam! Kısa bir süre sonra yok olacak köşkü­nü yüksek, aydınlık, nehirleri akan, dalları, sevinci sürekli olan bir yurtla değiştir. [65]
56- Onun yapısını sorarsan kerpiçleri var ki gümüşten­dir. Kerpiçleri var ki altındandır. Orada yorgunluk yoktur. Meşakkat yoktur. Toprağını sorarsan o misk kokuludur.! Taşlarını sorarsan inci ve değerli taşlardır. [66]
57- Onun nehirlerini soruyorsan onda sütten nehirler, bal­dan nehirler ve kevser nehirleri vardır. [67]
58- Onun köşklerini sorarsan, orada yüksekliği yetmiş mil olan incilerden yapılmış köşkler, yeşil yakuttan göz ka­maştırıcı köşkler veya kırmızı yakuttan yapılmış çok yüksek köşkler vardır. Orada her köşede mümin için hizmetçi­ler vardır. Bahçesinin çok geniş oluşundan onlar birbirleri­ni göremez. [68] Onun yaygısından sorarsan, onun astan ağır işlenmiş atlastandır. Acaba (astarları buysa) üstleri nasıldır? O yüksekçedir. Her bir döşek arası kırk yıldır onların üzerinde ne uyku gelir ne uyuklama olur. Onların üstünde onlar karşılık­lı bağdaş kurup otururlar.Kimi kimine dönüp sorarlar. [69] Onun yiyeceğinden sorarsan, onun sofraları konulmuş, yemeği daimi, kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan mey­veler;
"Arzulayip seçecekleri meyveler, canlarının çektiği kuş etleri. [70]Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar."[71]
59- Cennetin ehli kazai hacet yapmazlar. Tükürmezler ve sümkürmezler. Yiyecekleri derilerinden misk kokusu, ren­gi de inci renginde süzülüp akar. Bir de bakarsın ki, karın ön­ceki halini almış.[72] Onun hizmetçilerinden sorarsan onlar; "Çevrelerinde gençlikleri ve dinçlikleri ebedi kılınmış civanlar dolaşır durur. Sen onları gördüğün zaman saçılmış birer inci sanır­sın.Her nereye bakarsan bir nimet ve büyük bir mülk görür­sün."Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan ye­şil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara [73]tertemiz bir şarap içirmiştir.
"Şüphesiz, bu, sizin için bir mükafaattır. Sizin çaba harcamanız şükre değer görülmüştür." [74]
Özetle, sana anlattıklarımın tümü, haberlerde Kur'an ve hadiste gelenlerdir. Yoksa Cennette, gözün görmediği, ku­lağın işitmediği ve hiçbir beşerin hatırına gelmediği şeyler de vardır.[75]
Onların bu büyük nimet ve yüce makamdaki kalmaların­dan soracak olursan, orada onlar ebediyyen kalıcılardır. Orada diridir, ölmezler. Gençtirler, yaşlanmazlar. Sıhhatli­dirler, hastalanmazlar. Sevinçlidirler, üzülmezler. Razıdır­lar, kızıp Öfkelenmezler. Nimetin kesintisinden ve kovulmak­tan emindirler.[76] Ayrıca onlar güvenli bir makamda olup,
"Oradaki duaları, Allahım, sen ne yücesin'dir ve orada­ki dirlik temennileri "selam"dır. Dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd Alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
Ve sen, bu büyük, ensiz-bucaksız mülk ile, kısa ömürlü ve düşük değerli köşkünün kıyasını aklınla yap. Ve şehadetle ondan ayrıldığında nelere mazhar olacağına bir bak. Ama şu bir gerçektir ki, içinde bulunduğun makam şüphesiz aldatıcıdır.
(Bunu her şeyden) haberi olan Allah gibi sana hiç kimse haber veremez."
[77] Gecikmeden amacım; amelimin ıslahı içindir diyorsan, bu da aldanmaktan ve uzun uzun emel peşinde koşmaktandır. Al­lah'a yemin olsun ki, makdur ecelde gecikme olmuş değildir.
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Öy­leyse dünya hayatı sîzi aldatmasın ve aldatıcılar da, si­zi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın."[78] Allah'a yemin olsun ki, bu, şeytanın tuzaklarından baş­ka bir şey değildir. Bu Allah'ın velilerinin ve salihlerinin amaçlarından değildir. Eğer söylediğinde doğru isen, saha­be ve tabiin bu amaca daha evla kişiler değil midir? Eğer on­lar ecelin tayinine meyletseydiler, Allah uğrunda korkunç halleri yaşamaz, müşrik ve kafirlerle cihad etmez, şehir ka­saba ve ülkeleri kuşatmazlardı. Ey şaşkın adam! Kulakların­la Allahu Teala'nın şu sözünü dinlemez misin?:
"Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır." [79]Allah'ın şu sözünü tefekkür etmez misin?Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. [80]
60- Hadiste:Bir adamın, Allah yolundaki safında bir defa durması ehlinin evinde yetmiş yıl yapacağı ibadetten daha efdaldır. [81]
Ey mağrur! Şüphe yok ki mücahidin uykusu, gece kıyamından ve yıllarını orucundan daha efdaldır. Bunun geniş açıklaması gelecektir. Yardım istenen Allah'tır.Farzet ki; sen söylediğin şeylerde doğru söylüyorsun. Se­nin amelin kabul ve red arasında dolaşıp durmuyor mu? Önünde korkulacak dehşetli ve korkunç bir durum yok mu? Acaba önünde dehşet dolu haşir günü yok mu? Ve Allah'a yemin olsun ki eğer amel etmişsen bu amelin seni kurtara­cağını veya alçaltacağını bilemezsin
Allah gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bi­lir [82]
"Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de şüphesiz Al­lah'a varıp toplanacaksınız." [83]
Eğer eşimden ve onun güzelliğinden, ona yakın olmak­la olan ünsiyetle onunla buluşmakta hasıl olan sevinçten ay­rılmak doğrusu bana güzel gelmiyor diyorsan. Farzet ki eşin kadınların en güzeli, asrının en güzel kadını olsun. Onun başlangıcı değersiz bir nutfeden sonu da kokuşmuş tik­sindirici cesetten başka bir şey midir? O, bu iki nokta ara­sında da pislik taşır. Hayzı, ömrünün yarısından seni engel­ler. Sana karşı isyanı itaatinden daha fazladır. Sürme çek­mezse gözleri bulanık olur. Süslenmezse çirkinliği ortaya çı­kar. Taranmazsa saçı dağınık kalır. Yağlanmazsa parlaklı­ğı söner. Koku sürünmezse pis kokar. Temizlenmezse pis ko­kar. Hastalıkları çok, bıkkınlığı seridir. Büyüdüğünde ade­ti kesilir. Yaşlandığında zayıf düşer. Ona karşı iyi davranır­sın ancak, kızgınlığında o bunu inkar eder. [84]
61- Nebi'nin (s.a.v) dediği gibi:
"Zaman boyu kadınlardan birisine iyilik edersen ve o senden bir şey görürse "senden hiç iyilik görmedim der. [85] Ondan en kötü şeyi istersin. Onun ayrılmasından ve ce­fasından niz çevirmesinden korkarsın. Onun sevgisi sana ça­lışmayı, yorulmayı, şiddetli, meşakkati ve bitkinliği yükler. Seni helat edici yollara düşürür. En düşük arzusunda helak olmanı ister:. Muradına ermek için seni sever. Bu geçtiğin­de senden yüzçevirir, senden ayrılır. Senden başkasının ta­lep etmeye başlar. Seni bıktırır ve sana karşı buğzunu izhar eder. Lisanı hal ile her ne kadar sözlü olarak söylemiyorsa da şöyle der.
Benimle oranı kesme ve (dolayısıyla) (bana) infak et veya benden ayrıl ve boşa. Kısacası ancak eğrilik üzere ondan yararlanabilirsin. Beraberliğin ancak zorluk ve sıkıntı ile olur. Allah aşkına bak bu işe! Bunun sevgisi ni­metler ve sevinçler diyarında nurdan yaratılmış, civaneler ve hurilere beraber villalar (köşklerin) gölgesinde yaşayan­lara ulaşmaktan nasıl da seni engelliyor. Allah'a yemin ol­sun ki, şehdin kanı kurumadan onlarla karşılaşır. Gözleri on­ların nurınu görmek mutluluğuna erişir. Bunlar; hur-i ayndır. (Göz kamaştırıcı derecede) güzeldirler. Tertemiz baki­redirler. Sanki onlar yakuttur. Senden önce onlara ne bir in­san ne de bir cin dokunmuş. Konuşmaları yumuşak ve na-zikçedir. Soyları mutedil ve güzeldir. Saçları tek renktir. (Simsiyah sapsarı vs.) Değerleri büyüktür. Gözleri zayıf ba­kışlıdır. Güzellikleri göz kamaştırıcıdır. Cemalleri parıldıyor. Nazlıdırlar, (görünüşte) Gözleri sürmelidirler. Şeklu şemali güzeldir. Konuşması tatlıdır. Yaratılışı hayrette bı­rakır. Ahlakı güzeldir. Takıları güzel ve değerlidir. Giysi­leri zarif ve hoştur. Sevgisi çoktur. Bıkkınlığı söz konusu de­ğildir. Gözlerini sana mahsur kılmış, senden başkasına bak­maz. Arzu ettiğin kadar sana sevgiyle bağlanmış. Tırnağı gö­rünse ay(ın) nuru yoktur. Bilezikleri geceleyin görünse ka­inatta karanlık kalmaz. Eldeki bilezik yerleri görürse tüm in­sanları tutsak kılar. Yer ve gök arasında (o) çıkarsa ikisinin arasını (güzel) kokuyla doldurur. Şayet denizlere tükürürse (en) tatlı su (lar) gibi olur. Ona baktıkça senin gözünde onun güzelliği artar. Onunla oturdukça güzelliğinin üstüne güzellik gelir.
Bunları duyup onlara kavuşmak için çaba sarfetmeyip yerinde oturmak akıllı bir insana uygun düşer mi? Şunu bil ki, zevcenden ayrılmak seni takip ediyor ve olması da gerekir. Sanki (o) olmuş bile. înşallah Cennet iki­nizi buluşturur. Eğer o salihelerden ise orada onunla buluş­mak ne güzeldir.
Yine eğer o salihelerden ise onunla buluş­man (visal) için ondan mutlaka ayrılman gereken sadece ölüm vaktidir. Omı ahirette, niteliklerini sadece Allah'ın bil­diği en güzel hur-i aynlardan bulursun. Onda tiksindiğinin ondan gittiğini, onda (ki) kötü hasletlerin yok olduğunu, ah­lakının güzelleştiğini, yaratılışının kemale erdiğini, sürme­li ve güzel gözlü parıldayan güzellikte, bakire, tahire, hayız ve nifazdan temizlenmiş olduğunu, necasetten (artık) uzak olduğunu, eğriliğinin gittiğini, sevgisinin arttığını, nuru­nun arttığını, bu dünyada olduğu gibi, orada da güzellik ve nurda huri aynlara üstün kıldığını görürsün...
(o zaman) bu gün Allah (rızası) için ondan ayrıl (ki) Allah onun karşılı­ğını versin. Eğer Cennet ehlinden ise mutlaka senin olur ve ey adam bu ebedi mekandan bu alemin hiçbir süslü aldatma­cası seni oyalamasın. Allah'a yemin olsun ki, bu dünya, ka­rar yeri, toplanma ve kaynaşma yeri değildir.
Bu öyle yer ki, bu gün güldürürse, yarın seni ağlatır. Seni sevindirirse aka­binde seni aşağılar. Şayet nimetlerin tümü onda toplansa, intikamı (ceza, öcü) seri olur. Bolluk olursa (zamanla) kıtlı­ğa dönüşür. (Nimetleri, mal-mülkü) toplanmişsa yine dar­madağın olur. Bir araya toplasa bölük-pörçük olur. Eksilir-?, se ona sıkıntı verir. Zengin olursa zorluk çeker. Bu daha da| artarsa onu helak eder. Yaşlatırsa helak eder. Aydınlarisa ar; kasını döner. Duru olursa zulmeder. Yapıları çoğalırsa, ka­pıcıları (dilencileri) da çoğalır. Onunla iyi buluşmuşken ayrılık gelir. Yakınlığı uzak, sevgilisi kovulmuş görüntüsü serap, tatlılığı azaptır. Üzüntü, keder, tasa, sıkıntı, gam, ayrılık ve firak, şaki ve şikak (zorluk ve meşakkat) hastalık ve dert, meşakkat ve yorgunluk diyarıdır. Çokluğu az, azi­zi zelil, zengini fakir büyüğü hakirdir. Afetle doludur.
Es­ef, vah vahları çoktur. Saflığı azdır. Vefasızdır. Sözlerine gü­ven olmadığı gibi, vaatlarmı ifa etmez. Sevgilisi yorgun, aşı­ğı şaşkın, ona güvenen mahcuptur. Muhakkak ki o (dünya) ayıplarını örtmüş, musibetlerini gizlemiş, felaketlerini giz­lemiştir. Hurafeleriyle aldatmış, rüşvetiyle aldatmıştır. Tu­zaklarını kurmuş, ağlarını örmüş, düşüklüğünü mubah kıl­mış, kılıcını çekmiş, güzel yönlerini gösterip, çirkin yerle­rini örtmüştür. Ve ey adamlar! Buluşma, buluşma diye ses­leniyor. Onunla buluşma, ona kavuşmayı dileyen, onun ağı­na düşmüş, onun kötü durumu ona görünmüş, cezası büyük olmuştur.
Şerri ile ilgili cehaletinden onun esaretine düşmüş, tuzağı (onun) basma gelmiş, dünya halini görmediğinden piş­manlıktan ellerini ısırır. Gözyaşından sonra kan ağlar. Kö­tü sonuca kadar dilediğini ona vermiş, kaçmak için çaba gös­terir, ancak kaçması imkansız... Hey adam! Nefsini helaktan önce ikaz et. Ayrılmak zorlaşmadan önce nefsini onun esaretinden kurtar. Tevfik ve saadet ayaklan üzere kalk... Umulur ki Allah fazliyle sana şehadeti nasip eder... Bu se­vaptan hiçbir sebep ona hiçbir sebep seni geride bırakmasın... Akıllı kişi, büyük azim için paçalarını sıvayandır. İsabetli görüşlü de cihadta nasibi olandır. Tembelliğe saplanan ayaklan kaymış, pişmanlığın fayda vermeyeceği zamanda pişman olur. En yüksek Cennet odalarında şehitleri gördü­ğünde de, aşırı gittiğinden ve her şeyin elden gitmesinden dişlerini gıcırdatır”.Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip iletir. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir."