ŞİÂ MENSUBUNA NASİHAT


Yazan:EbuBekr el-Cezâirî
Tercüme:Muhammed Şahin


İTHÂF


Fikri ve vicdânı hür, hakkı ve hayrı seven, doğruyu bilmek ve öğrenmek arzusunda olan her şiâ mensubuna!
Özet olarak yazdığım bu kitapçığı her şiâ mensubuna ithâf ediyor ve ondan sadece bunu okumasını, okurken de ona nasihat etmekten başka bir amacımın olmadığına inanmasını ümit ederim.
Vesselâm…


Ebubekir el-Cezâirî
Mescid-i Nebevî Vaizi


ÖNSÖZ


Allah’ın adıyla.Hamd, Allah’adır.Salât ve selâm, Allah’ın elçisi peygamberimiz Muhammed’e, âline ve ashâbına olsun.
Açıkça söylemek gerekirse ben, -ki hakkın söylenmesi gerekir- ehli beyt şiâsını, ehli beyti sevmekte aşırıya gidip onları savunan, dînin bazı tâli meselelerinde yakın veya uzak yorumlar nedeniyle ehli sünnete muhâlefet eden bir topluluk olarak biliyordum.
Bu nedenle, bazı kardeşlerin onları fâsık ilân etmelerine, kimi zaman da onları İslâm dâiresinden çıkarmalarına (tekfîr etmelerine) kızıyor,hatta çok üzülüyordum.Lâkin bu durum fazla uzun sürmedi ki kardeşlerimizden birisi ehli beyt şiâsı hakkında doğru hüküm verebilmem için onlara âit olan bir kitabı okumamı tavsiye etti.
Kitabın seçimi olarak da şiâ mezhebinin isbâtı konusunda sözüne en çok itibar edilen bir kimse olan Küleynî’nin “el-Kâfî fî Usûli’d-dîn” adlı kitabı oldu.
Küleynî’nin kitabını okuyup ilmî gerçeklerle neticeye vardıktan sonra, şiâya karşı duygusal dav-randığımdan dolayı beni hatalı gören, ehli sünnetle doğru veya yanlış sebeplerle İslâm dînine mensup olduklarını söyleyen bu topluluk arasında var olan bazı kırgınlıkların giderilmesini ümit ederek onlara şirin görünmek istediğimden dolayı beni ayıplayıp bu durumu hoş karşılamayan kardeşlerimden özür dilememi gerekli kıldı.
İşte, şiâ mezhebinin isbâtı konusunda şiânın güvendiği en önemli kitaptan derlediğim gerçekleri takdim ediyor ve bütün şiâ toplumunu, bu gerçekleri samimîyet ve insafla düşünmeye, ardından da şiâ mezhebi ve bu mezhebe mensup olmak konusunda hüküm vermeye çağırıyorum.
Eğer bu mezhebin hak olduğuna ve ona mensup olmanın doğru olduğuna hüküm verirse,şiâ mezhebine mensup olan herkes,mezhebini yaşamaya devam etsin.
Yok, eğer bu mezhebin temelsiz ve bâtıl olduğuna, bu mezhebe mensup olmanın çirkin olduğuna hüküm verirse, her şiâ mensubuna düşen görev; kendi kendine nasihat ederek kurtuluşunu istemek için bu mezhebi terkederek ondan uzaklaşmasıdır.
Milyonlarca müslümana yeten Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve elçisi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti, ona da yeter.
Yine, gerçek ortaya çıktıktan sonra bir müslümanın katı bir taklitçilik veya milliyetçilik taassubu gütmesinden veyahut dünyevî menfaatını korumak uğruna bâtılda ısrar etmesinden Allah-azze ve celle-’ye sığınırım.
Böyle yapan kimse, hem kendisini aldatmış, hem de nifak ve hilekâr bir yol edinmiş olur.Böylelikle evlâtlarını, kardeşlerini ve kendisinden sonra gelecek nesilleri haktan yüz çevirerek bâtıla, sünnetten uzaklaştırarak bidata, gerçek İslâm dîninden çirkin mezhebine ileterek fitneye sebep olmuş olur.


Ey Şiâ Mensubu!
Aşağıda sayacağım ilmî gerçekler, inandığın mezhebinin esâsı ve dîninin kâideleridir.Seni ve kavmini, İslâm adına İslâm’dan, hak adına haktan uzaklaştırmak için, sana ve senden önceki nesillere bu esâs ve kâideleri koyan hilekâr ve kâtil eller, azgın ve şerli nefislerdir.


Ey Şiâ Mensubu!
İşte, inandığın mezhebin temel taşı ve şiânın ana kaynağı durumunda olan “el-Kâfî fî Usûli’d-dîn” adlı kitabın içerdiği yedi gerçeği sana takdim ediyorum.Bu gerçeklere bir göz atıp iyice düşünmelisin.
Allah Teâlâ’dan, bu gerçekleri okuduktan sonra sana, hakkı hak olarak göstermesini ve onu inanç olarak yaşamanda sana yardımcı olmasını, yaşarken de her türlü zorluklara karşı dayanma gücünü vermesini dilerim.
Şüphesiz ki Allah Teâlâ’dan, başka hakkıyla ibâdet edilecek bir ilâh yoktur.Ve O’ndan başka her şeye yücü yeten de yoktur.


BİRİNCİ GERÇEK


Tevrât, Zebûr ve İncîl gibi ilâhî kitapların birer nüshâsının Ehli Beyt âlimlerinde bulunduğun-dan Ehli Beyt ve şiâsı Kur’ân-ı Kerîm’e ihtiyaç duymamaktadırlar (!) :
Ey Şiâ Mensubu!
Bu gerçeği pekiştiren ve senin de inanmanı gerektiren olay; “el-Kâfî fî Usûli’d-dîn” adlı kitapta haber verilen husustur.
Kitabın yazarı Küleynî bu konuda şöyle der :
“İmamların ellerinde, Allah tarafından indirilmiş kitapların hepsi bulunmaktadır.İmamlar, değişik dillerde olmasına rağmen bu kitapları okuyup anladıklarına dâir bölüm ”[1] Küleynî, bu hususta Ebu Abdillah’dan[2] rivâyet edilen iki hadîsi delîl göstermektedir.Buna göre, Ebu Abdillâh, -güyâ - İncîl, Tevrât ve Zebûr’u Süryânice okuyormuş !!!
Yazarın bu sözünün arkasında yatan niyeti bellidir.Bu ise ehli beyt ve onun şiâsının bu konuda imamlara tâbi olduğudur. Dolayısıyla imamlar,önceki peygamberlere inen kitapları bildik-erinden Kur’ân’a ihtiyaç duymayabilirler.
Bu inanç,şiâyı İslâm ve müslümanlardan ayıran çok büyük bir tehlikedir.Hiç şüphe yok ki, angi sebeple olursa olsun Kur’âna ihtiyaç olmadığına inanmak, insanı İslâm dâiresinden çıkarıp müslümanlardan uzaklaştırır.Şiânın bu düşünce ve inancı, İslâm ümmetini inanç esâsları, ahkâm ve âdâbı konusunda birbirine bağlayan ve onları tek bir ümmet yapan Kurân’dan yüz çevirmek demek değil midir ?
Yine, tahrif olunarak hükmü ortadan kaldırılan kitapları okuyarak onlara önem vermek ve içindeki-lere göre yaşamak, Kurân’dan yüz çevirmek demek değil midir ?
Kurân’dan yüz çevirmek, İslâm dîninden çıkış ve küfür sayılmaz mı ?
Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-, Hz. Ömer’in-Allah ondan râzı olsun- elinde Tevrât’tan bir sayfa gördüğünde onu yırtmış ve ona: “Size, berrak ve tertemiz Kur’ânı getirmedim mi?” dediği halde, tahrif olunmuş ve hükmü ortadan kaldırılmış kitapları okumak nasıl câiz olur ?
Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Hz. Ömer’in-Allah ondan râzı olsun- Tevrât’tan koparılan o sayfaya bakması-na dahi râzı olmuyorsa, temiz ehli beytten birisinin, eski kitapların hepsini toplaması ve değişik dillerde olmasına rağmen onlara yönelip onları okuması hiç düşünülebilinir mi? Hem bunları niçin yapsın ki ?
Acaba o kitaplara bir ihtiyacı olduğundan dolayı mı, yoksa bunun ardında istediği başka bir şey mi vardır?
Allah’a yemin olsun ki bunun ardında yatan amaç; İslâmı ve müslümanları ortadan kaldırmak için âlemlerin Rabbi olan Allah’ın elçisinin ehli beytine yapılan iftiradan başka bir şey değildir.
Son olarak, şiâya mensup herkesin şunu bilmesi gerekir ki hangi sebeple olursa olsun bir insanın Kur’anın tamamına veya bir kısmına ihtiyaç olmadığına inanması, onun İslâm dîninden çıkması ve mürted olması demektir.Bu inanç, sâhibini İslâm dîni ve müslümanlarla olan bağını koparır.
O Kur’an ki, Allah Teâlâ onu hiçbir noksanlık veya fazlalık olmaksızın müslümanların gönüllerinde günümüze kadar koru-duğu ve sonsuza dek öyle kalacak olan, vahîy emîni Cebrâîl -aleyhisselâm-’ın Allah Teâlâ tarafından, peygamberlerin efendisi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’e indirdiği, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onlardan sonra gelen milyonlarca müslümanın tevâtür yoluyla günümüze kadar okudukları bir kitaptır.
Nitekim Allah Teâlâ Kur’anı koruma görevinin kendisinde olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır :


“Şüphesiz ki Zikr’i (Kur’an’ı) (Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’e) biz indirdik ve onu (bir değişikliğe uğratılarak ilâve edilmekten veya noksanlaştırılmaktan veyahut da bir kısmının kayba uğratılmasından) koruyacak olan da yalnızca biziz.”[3]


İKİNCİ GERÇEK
Sahâbeden Hz. Ali-Allah ondan râzı olsun- ve ehl*i beyt imamlarından başka hiç kimsenin Kur’an’ı toplayıp ezberlemediği inancı (!) :
Küleynî, adı geçen kitabında bu inancı zikretmiş ve kendisinin de bu inanca sâhip olduğunu belirterek şu olayı delîl göstermiştir:
“Câbir b. Yezîd el-Cû’fî’den rivâyet olunduğuna göre, o şöyle der: Ebu Câfer-aleyhisselâm-’ı şöyle derken işittim:Kur’an’ın tamamını topladığını iddiâ eden yalancıdır. Kur’an’ı nâzil olduğu gibi Ali b. Ebî Tâlib ve ondan sonra gelen imamlardan başka hiç kimse toplayıp ezberlememiştir.” [4]


Ey Şiâ Mensubu!
Şimdi bilmelisin ki -Allah Teâlâ , beni ve seni hak dînine ve dosdoğru yoluna iletsin- bu inanç yani ehli beyt imamların-dan başka müslümanlardan hiç kimsenin Kur’anı toplayıp ezberlemediğine inanmak; bozuk ve bâtıl bir inançtır.
Bu inancı yerleştiren kimsenin niyeti; ehli beyt ve şiâsı dışın-daki müslümanları tekfir etmektir.Böyle inanmak ve düşünmek; bu inancın ne kadar bozuk ve bâtıl, aynı zamanda ne kadar şerli olduğunu göstermektedir.Bunun şerrinden Allah’a sığınırız.


Bu inancın bozuk ve bâtıl olduğunu şöyle izâh edebiliriz:
1. Osman b. Affân, Ubeyy b. Ka’b, Zeyd b. Sâbit ve Abdullah b. Mesud-Allah onlardan râzı olsun- gibi sahâbenin mushafları ve Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbından yüzlercesinin Kur’anı ezberleyip topladıkları halde, onları yalanlamak; onların günâhkâr ve sözlerinde adâletsiz olduklarını gerektirir.Temiz ehli beytten hiç kimse bunu söylemez.Bunu, ancak fitne çıkararak müslümanların arasını açmak isteyen,İslâm düşmanları söylerler.


2. Ehli beyt şiâsının dışındaki müslümanların genelinin Kur’anın bir kısmıyla amel edip diğer kısmını terkettiklerinden dolayı dalâlette olmaları ki bunun küfür ve dalâlet olduğunda hiç şüphe yoktur.Çünkü müslümanlar, Allah’ın indirdiği Kur’anın hepsiyle değil de bir kısmıyla Allah’a ibâdet etmiş sayılmakta-dırlar.Buna göre, müslümanların sâhip olup da yaşayamadıkları Kur’anın diğer kısmında akâid, ibâdetler, âdâb ve ahkâm ile ilgili âyetlerin olması mümkündür.


3. Bu inanç, Allah’ın şu sözünü yalanlamayı gerektirir:


“Şüphesiz ki Zikr’i (Kur’an’ı) (Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’e) biz indirdik ve onu (bir değişikliğe uğratılarak ilâve edilmekten veya noksanlaştırılmaktan veyahut da bir kısmının kayba uğratılmasından) koruyacak olan da yalnızca biziz.” [5]
Allah Teâlâ’yı yalanlamak ise küfürdür. Hem de ne küfür!!!


4. Allah’ın kitabını müslümanların hepsine değil de yalnızca kendi şiâsından dilediklerine has kılıp saklamak ehli beyte câiz midir?
Ehli beytin münezzeh olduğu bu hareket, Allah Teâlâ’nın rahmetini gizleyip, ona tek başına sâhip olmak ve onu gasbetmek demek değil midir?
Allahım! Biz bilmekteyiz ki elçin Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- ve ehli beytin bu yalanından uzaktır.
Allahım! Elçin Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ehli beytine yalan isnad edip onlara iftirâ edenlere lânet et.


5. Bu inanç, sadece şiânın hak sâhibi ve hak üzere olduğunu gerektirir.Çünkü şiâ; -iddiâlarına göre- Kur’anın noksansız olarak tamamına sadece kendileri sâhiptirler.Böylece onlar, Allah Teâlâ’nın indirdiğinin tamamıyla Allah’a ibâdet etmekte, diğer müslümanlar ise Kur’anın çoğundan ve ondaki hidâyetten mahrum olduklarından dolayı dalâlettedirler.


Ey Şiâ Mensubu!
Bu gibi saçmalıkları aklı selim birisi söylemekten münezzeh olduğu halde İslâm’a ve müslümanlara mensup birisi nasıl söylesin.
Şüphesiz ki Allah Teâlâ, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- vefât etmeden Kur’anın inişini kemâle erdirip açıklamasını tamamlamış, müslümanlar da onu gönüllerinde ezberleyerek yazıya dökmüşlerdir.
Böylece Kur’an, müslümanlar arasında yayılarak hepsine ulaşmış ve herkes tarafından ezberlen-miştir.Kur’anın toplanıp ezberlenmesi konusunda ehli beyt ile diğer müslümanlar arasında hiçbir fark yoktur.
O halde nasıl olur da; “Kur’anı ehli beyt’ten başka hiç kimse toplayıp ezberlememiştir.Bunu iddiâ eden yalancıdır” denilebilir ?
Bunu söyleyene meydan okunsa ve kendisine şu soru sorulsa hâli nice olur dersiniz:
“Ehli beyt şiâsına has olan bu Kur’an’dan bize bir sûre veya bir kaç sûre gösterebilir misin ? ”
Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim ki bu, büyük bir iftirâdır.


[1] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 207
[2] Ebu Abdillâh; Câfer Sâdık’ın künyesidir. (Mütercim)
[3] Hicr Sûresi : 9
[4] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 26
[5] Hicr Sûresi : 9
[6] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 227
[7] Buhârî, Müslim ve diğer hadîs âlimleri bu dört şeyi kitaplarında zikretmişlerdir.Buna göre Hz.Ali’nin-Allah ondan râzı olsun- kılıcının kınından çıkardığı sayfada şu dört şey yazılıydı:
1. Allah’tan başkası adına kurban kesene Allah lânet etsin.
2. Tarla veya arazinin sınır taşını çalan veya değiştirene Allah lânet etsin.
3. Anne ve babasına lânet edene Allah lânet etsin.(Bu lânet, dolaylı yoldan da olabilir: Örneğin bir kimsenin başkasının anne ve babasına lânet etmesi,anne ve babasına lânet edilen kimse de onun anne ve babasına lânet ederse,işte bir kimsenin anne ve babasına lânet etmesi demektir.)
4. Kendisine had cezası uygulanmasın diye yeryüzünde olay çıkaran kimseyi yanında barındıran kimseye Allah lânet etsin.(Mütercim)
[8] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 138
[9] Küleynî’nin sözü burada bitmektedir
[10] Âl-i İmrân Sûresi: 85
[11] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 260
[12] En’am Sûresi : 93
[13] Ahzâb Sûresi : 40
[14] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 229
[15] el-Kâfî fî Usûli’d-dîn, Kitabul-Hucce,cilt: 1, sayfa: 270