+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Doğru İslam Bilgileri Forumunda Bulunan  Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller Konusunu Görüntülemektesiniz.=>TARİH boyunca bütün peygamberler insanları, ‘Allah’a (cc) iman ve ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının!.. Bu tebliğimizden dolayı sizden hiçbir ücret istemiyoruz’ diyerek uyarmışlardır. Dolayısıyla yeryüzünde yaşayan hiçbir insanın ‘Bizi Allah’a (cc) imana ve ibadete davet eden olmadı’ şeklinde, bir ma’zeret ileri sürmesi doğru değildir. Bütün peygamberlerin; ‘rahmet müjdecileri ve ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    668
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller

    TARİH boyunca bütün peygamberler insanları, ‘Allah’a (cc) iman ve ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının!.. Bu tebliğimizden dolayı sizden hiçbir ücret istemiyoruz’ diyerek uyarmışlardır. Dolayısıyla yeryüzünde yaşayan hiçbir insanın ‘Bizi Allah’a (cc) imana ve ibadete davet eden olmadı’ şeklinde, bir ma’zeret ileri sürmesi doğru değildir. Bütün peygamberlerin; ‘rahmet müjdecileri ve azab habercileri’ olarak gönderildikleri, muhkem nassla sabittir:’(Biz) Peygamberleri rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderdik!.. Ta ki peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı (bizi imana çağıran olmadı diye) bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.”( En Nisâ Sûresi: 165) Allahü Teâla (cc) her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan peygamberlerini göndermiş ve onlara dilediklerini tercih imkanını sağlamıştır. Allame Teftazani ‘Allah (cc) insanların dünya ve din işleriyle ilgili ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye peygamberler göndermiştir’ diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.
    Peygamberlerin önemli vasıflarından birisi, insanlığın muallimi olmalarıdır. Ferdi, ahlâkî ve sosyal sistemle ilgili meselelerin keyfiyetini tebliğ eden Peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Hakikate uygun olan sosyal sistemin kurucuları olan Peygamberler, insanların dünya ve ahirette kurtuluşlarına vesile olacak fiillerin, amellerin ve hallerin keyfiyetini haber vermişlerdir. Dersimizin konusu olan; bazı muhaddislere göre mürsel, bazılarına göre manen yapılan rivayet olduğu için zayıf haber olma vasfını taşıyan hadis, meâlen şöyledir: İmam Müstağfiri der ki: “Ebu Hamid bin Ahmed’den ilim öğrenmek için şehre gittim. Bana meşâyihten birisi Halid Bin Velid(ra)’in isnadını haber verdi ve şunları söyledi. Halid b. Velid (ra) şöyle demiştir: “Bir gün, Rasûlullah (sas)’a bir ârâbî (bedevî) geldi ve; ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Benim dünya ve ahirette saadetime vesile olacak halleri ve fiilleri sormak için size geldim’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Soracaklarını sor” buyurdular.
    Ârâbî; ‘İnsanların en âlimi olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’a ihlâsla teslim ol ve takva noktasında hassasiyet göster ki, insanların en âlimi olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İnsanların en zengini olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Kanaatkâr ol ki, insanların en zengini olasın” buyurdular.
    Ârâbî; ‘İnsanların en âdili olmayı arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Kendin için arzu ettiğini din kardeşin için de arzu et ki, insanların en âdili olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İnsanların hayırlısı olmayı arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “İnsanlara faydalı ol ki, insanların hayırlısı olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Allah katında insanların en seçkini olmayı arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’ı zikretmeyi çoğalt ki, Allah katında insanların en seçkini olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İmanımı tamamlamak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Ahlakını güzelleştir ki, imanın tamam olsun” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Muhsinlerden (İhsan ehlinden) olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet et ki, muhsinlerden (ihsan ehlinden) olasın. Sen O’nu görmesen bile O seni görür” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İtaatkârlardan olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’ın farzlarını eda et ki, itaatkârlardan olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Allah’ın huzuruna günahlardan arınmış olarak varmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Cenabetlikten temizlenmek için guslet ki, günahlardan temizlenmiş olarak Allah’a kavuşasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kıyamet günü, nur içerisinde haşrolunmayı arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Hiçbir kimseye zulmetme (haksızlık etme) ki, kıyamet gününde nûr içerisinde haşrolunasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kıyamet gününde Rabbimin merhametini arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Nefsine ve Allah’ın kullarına karşı merhametli ol ki, kıyamet gününde de Allah sana karşı merhametli olsun” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Günahlarımın az olmasını istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “İstiğfarı çoğalt ki, günahların azalsın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İnsanların en şereflisi olmayı istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “İşin hakkında insanlara şikâyetçi olma ki, insanların en şereflisi olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu ediyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’a tevekkül et ki, insanların en kuvvetlisi olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Allah’ın rızkımı genişletmesini istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Temizliğe devam et ki, Allah senin rızkını genişletsin” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Allah ve Rasûlü’nün sevdiklerinden olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah ve Rasûlü’nün sevdiklerini sev ki, onların sevdiklerinden olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kıyamet günü Allah’ın gazabından emin olmak istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Allah’ın yarattıklarından hiç birine öfkelenme ki, kıyamet gününde Allah’ın gazabından emin olasın” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Dualarımın kabul olmasını arzu ediyorum” dedi.
    Rasûlullah (sas); “Haram yemekten sakın ki, duaların kabul olsun” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kıyamet gününde Rabbimin, ayıplarımı örtmesini istiyorum’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Din kardeşlerinin ayıplarını ört ki, Allah da kıyamet gününde senin ayıplarını örtsün” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kişiyi günahlardan ve hatalardan kurtaran nedir?’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Kişiyi günahlardan ve hatalardan kurtaran şeyler; gözyaşı dökmek, hudu (Allah’a boyun eğmek) ve hastalıklardır” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Hangi hasene (sevap) Allah Teâlâ katında daha büyüktür?’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Güzel ahlak, tevazu ve belalara sabretmektir” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Hangi seyyie (günah) Allah Teâlâ katında daha büyüktür?’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Kötü ahlak, aç gözlülük ve cimriliktir” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Dünya ve ahirette Allah’ın gazabını gideren şey nedir?’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Gizli sadaka vermek ve sıla-i rahim (akraba ziyareti) yapmaktır” buyurdu.
    Ârâbî; ‘Kıyamet günü cehennem ateşini ne söndürür?’ dedi.
    Rasûlullah (sas); “Sabır” buyurdu.
    (Ali el-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 16/127-129)
    ***
    Bir konu hakkında bilgi edinmek için muhataba yöneltilen ve karşılık gerektiren ifadeye soru (sual) dendiğini biliyoruz.
    İlim elde etmenin en güzel yollarından birisi de hiç şüphesiz, ilim ehli olanlara sormaktır. Nitekim Allah Teâlâ; “Eğer bilmiyorsanız zikir (ilim) ehline sorunuz.” (Nahl, 43) buyurmaktadır.
    Allah Rasûlü(sas) Efendimiz, cehaleti bir hastalık ve soru sormayı da onun ilaçlarından birisi olduğunu bildirerek şöyle demektedir: “Cahilliğin ilacı sormaktır.” (Ebu Davud, Taharet)
    Abdullah İbn Mes’ud (ra); “İlmin artması taleple, anlaşılması ise sualledir” (İ. Canan, Kütüb-i Sitte, 2/347) buyurarak, ilmin artması için soru sormayı gerekli görmüştür.
    Soru sormak; ancak ilim elde etmek, ihtiyacı gidermek niyetiyle ve adaba uygun olarak yapılmalıdır. Tartışmak ve muhatabı aciz bırakmak için soru sormak, ahlaki bir tavır olmadığı gibi vebali mucip hallerdendir. Öyleki, bu konuda müslümanın ölçüsünün ne olması gerektiğini Allah Rasûlü(sas) şöyle bildirmektedir: “Kişi kardeşiyle oturunca öğrenmek için sorsun, inatlaşmak için değil.” (Tirmizi)
    Sadedinde olduğumuz hadis-i şerifte soru sormak için gelen sahabe, geliş gayesini; dünya ve ahirette kendisini müstağni kılacak amelleri öğrenmek için soracağını bildirmiştir. Yani dünyada da ahirette de kurtuluşuna vesile olacak ihtiyaçlarını; yaratanından gayrı kimseye açmamak ve insanlara muhtaç duruma düşmemek için sormaktadır.
    Müslümanların soru sormadaki edep ölçüleri işte ancak bu olmalıdır.
    **
    Ârâbî; ‘İnsanların en âlimi olmak istiyorum’
    Rasûlullah (sas); “Allah’a ittika et (takvalı ol) ki, insanların en âlimi olasın”:
    *
    Kelime olarak; sakınma, korunma gibi manalara gelen takva; İslam ıstılahında, “Allah Azze ve Celle’nin emirlerine harfiyen uyma ve yasaklarından sonuna kadar kaçınmak”tır. Takva üzere yaşayan mü’mine ‘Muttaki’ denilir ki; o muttakiler; şirkten ve büyük küçük bütün günahlardan ısrarla kaçınırlar. Onlar mâsivâdan (kalplerini Allah(cc)’tan alıkoyacak her şeyden) uzak dururlar.
    Takva; ilahi emre olan itaatte samimiyetin, mü’minin hayatına yansımasıdır. O takva ki; Rahman’ın rızasıyla yoğrulmanın en emin yollarından olup mü’min kulu dünyada da ahirette de zilletten kurtarır ve izzetli kılar.
    Rab Teâlâ, kendi katında insanların en değerlilerinin muttakiler olduğunu bildiriyor: “Muhakkak ki, Allah yolunda en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurat, 13)
    Çünkü takva öyle bir haldir ki, bu hal ile mücehhez olmuş bir mü’min; insanların en âlimlerinin ulaşabilecekleri manevi mertebelere ulaşır ve Nebilere komşu olurlar. Allah Rasûlü (sas) buyurdular: “Biliniz ki, insanlar içinde Nebilere en yakın olanlar muttakilerdir.” (İbn Hacer, Metâlibu’l Âliye, 3302)
    Kul, Allah(cc)’ın razı olacağı pek çok dünya ve ahiret nimetlerine de ancak takvası sayesinde ulaşabilir. İmam Malik (r. aleyh) anlatıyor: “Bana ulaştığına göre, bir adam Abdullah İbn Zübeyr (ra)’e şöyle yazdı: ‘Haberiniz olsun: Takva ehlinin bir kısım alametleri vardır ki, bunlar sayesinde kendileri bilinebilir. Şöyle ki, muttaki: Şer’i hükme razı olur, nimetlere şükreder, belaya sabreder, dilinden doğru çıkar, vaadine ve ahdine vefa gösterir, Kur’an’ın ahkâmını kendine yol edinir.” (İ. Canan, Kütüb-i Sitte, 5871)
    Allah Rasûlü (sas)buyurdular: “Şurası muhakkak ki, riyanın azı dahi şirktir. Kim Allah’ın velisine düşmanlık yaparsa şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur, Allah; itaatkâr, takva sahibi ve halktan uzak duran (kendi halinde) kullarını gerçekten öyle sever ki, onlar görünmedikleri zaman aranmazlar (yoklukları kimsenin dikkatini çekmez), hazır bulundukları zaman (da meclislere) çağrılmazlar, tanınmazlar. Kalpleri pırıl pırıl hidayet kandilleridir. (Onları hiçbir şey şek ve şüpheye atamaz.) Her müşkül meselenin ve ağır belanın altından kalkarlar.” (İbn Mace, Fiten, 3989)
    Rab Teâlâ’nın; muttaki kulları için vaadi ise şöyledir: “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan sakınırsanız (takvalı olursanız) O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfal, 29)
    **
    Ârâbî; ‘İnsanların en zengini olmak istiyorum’
    Rasûlullah (sas); “Kanaatkâr ol ki, insanların en zengini olasın”:
    *
    Kelime olarak, elindekilerden hoşnut olma ve yetinme gibi manalara gelen kanaat; İslami ıstılahta ise; ilahi takdir ve taksime sonsuz rıza gösterip, helal ile yetinmektir.
    Kanaat asla bir tembellik olmayacağı gibi, helal yoldan gelen rızka da sırt çevirmek değildir. Bilakis çalışıp çabalayıp, meşru bütün sebeplere sarıldıktan sonra Allah Azze ve Celle’ye tevekkül edip, takdir olunana razı olmaktır.
    Kanaatkâr olmayan aç gözlü insanlar, Allah (cc) indinde hakir, insanlar nazarında da zelil durumlara düşerler. Çünkü aç gözlü insan malın helal mi, haram mı olduğuna aldırış etmez. O, mal elde etme hırsındadır. Yeter ki kazansın…
    Hakîm b. Hizan (ra) anlatıyor: “Ben Rasûlullah (sas)’tan (zekât malından) istedim. O da verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Sonunda; “Ey Hakîm! Doğrusu şu mal tatlı ve hoştur. Kim bunu gönül zenginliğiyle ve hırs göstermeden alırsa kendisi için mala bereket verilir. Kim de göz dikip ihtirasla (aç gözlülükle) isterse kendisi için mala bereket verilmez. Bu kimse yiyip de doymayan kimse gibidir. Bil ki, veren el alan elden hayırlıdır.” (Buhari, Zekât)
    Kim ki, insanların ellerindekine bakmaz ve yalnızca Allah(cc)’tan isterse, Allah Teâlâ onu madden de, kalben de rızıklandırır ve tok gözlü kılar. Tok gözlülük ise insanı ğani(zengin) kılıp Allah(cc)’ın sevgisini kazandırır. Nitekim Rahmet Nebisi(sas) buyurdular: “Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır.” (Buhari, Rikaak)
    Kula gereken odur ki; kalp, ruh, nefs ve gönül zenginliğini kazanabilmektir. Bu da hiç şüphesiz halini ancak Allah(cc)’a arz edip, O’nun yanındakine her şeyden çok güvenerek, elindekilere şükretmekle mümkündür.
    **
    Ârâbî; ‘İnsanların en âdili olmayı arzu ediyorum’
    Rasûlullah (sas); “Kendin için arzu ettiğini insanlar için de arzu et ki, insanların en âdili olasın”:
    *
    Yegâne yaratıcı olan Allah Teâlâ; yarattığı kullarının fıtratlarına en uygun olan inanç, idare ve ahlakın ancak İslam olduğunu belirtmiş, O’nu beğenmiş ve dünya ahiret kurtuluşunun İslam’da olduğunu bildirmiştir.
    Bunun içindir ki, Allah’ın kullarını kurtuluşa götürecek tek yol İslam; biricik örnek ve yegâne lider Hak Rasul Muhammed(sas) ve O’nun yolunda yürüyen ümmetidir. Çünkü bu ümmet; Rab Teâlâ’nın bildirmesiyledir ki, insanlığın ihtiyaç duyacağı her şeyi karşılamaya yeterli kılınmış olan İslam’ın yüklenicisi ve Allah(cc)’ın dininin yardımcısıdır.
    Bilindiği gibi yüce dinimiz İslam’da adalet; hakkı tutup kaldırmak ve onu layık olduğu yere koymaktır. Diğer bir ifade ile; haksızlıktan uzaklaşıp, hakkı sahibine teslim etmektir. İşte şu ulvî görev ancak Müslümanlara layık görülmüştür. Onun içindir ki, mü’min kul kendi haklarını almak için mücadele ettiği kadar diğer insanların haklarının teslim edilmesi için de gayret gösterdiği sürece adildir. Değilse bencil bir çıkarcı olur. Çünkü mü’min kul yeryüzünde Allah(cc)’ın halifesi olup, tüm mahlûkata haklarını o iade edip ulaştıracaktır.
    Şu da kesinlikle bilinmelidir ki, Muhammed ümmeti; tüm insanlığın kurtuluşunu en az kendi kurtuluşu kadar düşünür, önemser ve çabalarsa ancak o zaman yaratılmışların en hayırlıları olur. Nitekim Rab Teâlâ buyuruyor: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmran, 110)
    Görüldüğü gibi en hayırlılardan olabilmek; mârufu/iyiliği (İslam’a uygun olanı) emretmek ve münkeri/kötülüğü (İslam’a uygun olmayanı) nehyetmeye bağlanmıştır.
    Muhammed ümmetinin; başta din kardeşleri olmak üzere tüm insanlığın kurtuluşu (İslam ile müşerref olmaları) için çalışmaları, imanlarının kemal şartlarındandır. Nitekim Rasûlullah (sas) buyurdular: “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman)
    Ebu Hureyre(ra) anlatıyor: “Rasûlullah (sas) buyurdular ki; “Ey Ebu Hureyre! Kanaatkârlığı esas al ki, insanların Allah’a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki, (kâmil) mü’min olasın.” (İ. Canan, Kütüb-i Sitte, 7295)
    **
    Ârâbî; ‘İnsanların hayırlısı olmayı arzu ediyorum’
    Rasûlullah (sas); “İnsanlara faydalı ol ki, insanların hayırlısı olasın”:
    *
    Hayır; kelime olarak iyi, faydalı, sevabı gerektiren amel, iyilik ve ibadet gibi anlamlara gelir. Hayrın en yücesi ise hiç şüphesiz, insanları Allah(cc)’ın dini olan İslam’a çağırıp onları iman nimetiyle şereflendirmektir.
    Hayrın karşılığı, ancak Allah Azze ve Celle’nin rızasıdır. O karşılık; ahirette rahmet, dünyada ise izzet olup ömrün uzamasına ve rızkın artmasına vesiledir. Nitekim Rasûlullah (sas) buyurdular: “Ömrü ancak birr (hayırlar, iyilikler, ihsanlar) uzatır. Kaderi de ancak dua geri çevirir. Kişi, işlediği günah sebebiyle rızkından mahrum kalır.”(İ. Canan, Kütüb-i Sitte, 6007)
    Hayırda yarışmak ve hayra koşmak mü’minlerin özelliklerinden olup (Mü’minun, 61); Allah Teâlâ’nın gösterdiği en ulvi hedeflerdendir: “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O halde (Ey İman edenler!) siz de hayır için yarışın.” (Bakara, 148)
    İlahi rıza bu yönde olduğuna göre; mü’minler olarak asli görevlerimizden birisi de insanlara faydalı olmaktır.
    İnsanlara sağlanacak en büyük fayda hiç şüphesiz onları, küfrün zulmünden kurtarıp iman nimetiyle buluşturmaktır. Bununla beraber; maddi manevi sıkıntılarını gidermek, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşmak, ihtiyaçlarını karşılamak, hastasını ziyaret edip, cenazesini teşyi etmek, selamını almak, tebessümle muamele etmek, dualardan eksik etmemek… Hayra vesile olan amellerdendir.
    Ali (ra) buyuruyor ki; “Allah(cc) indinde insanların hayırlısı ol! İnsanların hayırlısı ise, insanlara hayrı dokunandır.”
    **
    Ârâbî; ‘Allah katında insanların en seçkini olmayı arzu ediyorum’
    Rasûlullah (sas); “Allah’ı zikretmeyi çoğalt ki, Allah katında insanların en seçkini olasın”:
    *
    Zikir kelime olarak; hatırlamak, anmak, yâd etmek gibi manalara gelirken, İslam ıstılahında ise; Allah(cc)’ı anmak ve O’nunla hem dem olabilmek bahtiyarlığıdır.
    Kur’an’ın açık emirlerinden olan zikirden murat; Allah(cc)’ın dostluğunu ve muhabbetini kazanmaktır.
    Hiç şüphesiz kulun kurtuluşu; Allah(cc) ile beraber olmasına; bu beraberlik ise devamlı O’nu zikretmesine bağlıdır. Nitekim Allah Azze ve Celle buyuruyor: “Allah’ı çokça zikredin ki, felaha eresiniz.” (Enfal, 45)
    Mü’min kul için arınmanın, korunmanın ve yücelmenin adresidir zikir. Nitekim Rasûlullah (sas) buyurdular: “Müferridûn öne geçmişlerdir.” Sahabeler dediler ki; “Ey Allah’ın Rasûlü! Müferridûn kimlerdir?” Rasûlullah (sas); “Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardır” buyurdu. (Müslim)
    Bir nevi, kalbin cihadı olan zikir; tıpkı bedeni cihad da olduğu gibi hiçbir kerahet vakti olmayıp, her hal ve zamanda eda edilebilir. Allah Rasûlü(sas) buyurdular: “Abdestli olarak ve (Allah’ı) zikrederek yatıp da geceleyin uyanıp; Allah’tan dünya ve ahiret işlerinden bir hayır isteyen hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah ona istediğini vermiş olmasın.” (Ebu Davud, 5042)
    Zikir, sadece dil ile telaffuzla kalmayıp; bilakis dil, kalp, beden, gönül… gibi vücudun tüm organlarınca ifa edildiğinde kulun hayatında tesirini gösterecektir. Şu kesinlikle bilinmelidir ki, zikrin kulun hayatındaki tesiri; zikrettiklerinin imanına, ibadetine, ahlakına, teslimiyetine, temsiliyetine ve kısaca hayatına yaptığı tesir ölçüsündedir.
    Zikir mü’min kul için muhkem bir barınak ve korunaktır. Allah Rasûlü(sas) buyurdular: “Kul şeytandan ancak Allah’ı zikretmekle korunabilir.” (Tirmizi) Öyle ki, Rahman’ı zikretmekten yüz çevirenlerin dostları şeytandır. Şeytanın dostlarına; dünyada sıkıntı ve geçim darlığı; ahirette ise kör olarak haşr olunma gibi bir zillet vardır: “Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.” (Zuhruf, 36); “Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz.” (Ta Ha, 124)
    Rahmet Nebisi(sas) buyurdular: “Cennet bahçelerinden beslenmek isteyen, Allah’ı çokça zikretsin.” (İbn Hacer, Metâlibu’l Âliye, 3386)
    **
    Ârâbî; ‘İmanımı tamamlamak istiyorum’
    Rasûlullah (sas); “Ahlakını güzelleştir ki, imanın tamam olsun”:
    *
    Ahlak, kelime olarak; huy, karakter, tabiat ve mizaç gibi manalara gelir ki; Allah Teâlâ’nın beğenip ve vahiy yoluyla bizlere bildirmiş olduğu davranışlar manzumesidir.
    Güzel ahlak; insanlarla olan muamelelerde güler yüzlü ve mütevazı olmak, kötülük yapanlara bile iyilik etmek, eziyetten kaçınıp yardımda bulunmak, kin ve husumeti terk edip af yolunu tutmak, iyiliği emredip kötülükten menetmek ve cahillerden gelecek eziyetlere sabretmektir. Nitekim Allah Azze ve Celle buyuruyor; “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’raf, 199)
    Mü’minler için her konuda olduğu gibi ahlak konusunda da tek örnek ve önder hiç şüphesiz; Rahmet Nebisi Muhammed(sas)’dir. Çünkü Yüce Mevlâ’mız, O’nun yüce bir ahlak üzere olduğunu bildirmektedir. (Kalem, 4)
    Güzel ahlak ve salih amel, ancak sahih bir imanın yansıması olabileceği gibi; bu yansımaların artması da sahih imanı daha da güzelleştirecektir. Bunun içindir ki, güzel ahlak ve salih amel yüce dinimizde hep övülmüştür.
    Hz. Aişe (r. anha) validemizin bildirdiğine göre, Rasûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki mü’min, ahlakının güzelliği sebebi ile (gündüzleri) oruç tutan ve (geceleri de) Allah’a ibadetle geçiren kimse gibidir.” (Ebu Davud, 4798)
    Ebu Zer (ra) bildiriyor: “Bir gün Rasûlullah (sas) bana; “Ey Ebu Zer! Sana, yapılması insana lâtif gelecek ve Mizanda ağır basacak iki hasleti söyleyeyim mi?” buyurdu. Ben; ‘Evet ey Allah’ın Rasûlü!’ dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdular; “Güzel ahlakı ve sükûtu terk etme. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, insanlar bu iki haslet gibisiyle güzelleşmediler.” (Ebu Ya’la, Taberâni)

  2. #2
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Sep 2012
    Mesajlar
    806
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Cevap: Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller

    ALLAH razı olsun...

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-17-2012, 12:46 PM
  2. Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12-13-2011, 08:42 PM
  3. Ef’al-i mükellefîn
    By Karani in forum Cihad Ve İslami Mücadele
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-29-2010, 07:30 PM
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06-20-2010, 11:27 PM
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-14-2009, 08:36 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379