SÜNNET DİNDE DELİLDİR.

İmran İbn-i Husayn (r.a.) şefaatten bahsediyordu. Dinleyenler içinden bir adam:

“Ya Ebâ Nüceyd, sizler bize, Kur’ân-ı Kerîm’de aslını bulamadığımız şeylerden bahsediyorsunuz.” deyince İmran gadablandı ve

“Kur’ân-ı Kerîm’i hiç okudun mu?” dedi.

“Evet okudum” deyince,

“Peki, Kur’ân-ı Kerîm’de yatsı namazının dört, akşam namazının üç, sabah namazının iki, öğlen namazı ve ikindi namazının dört rek’at olduğunu bulabiliyor musun?”, diye sordu.

“Hayır” deyince,

“Bunları nerden aldınız? Siz onları bizden, biz de Rasûlüllah (s.a.v.)’den almadık mı?

Peki, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk koyunda bir koyun (zekât), şu kadar deve için şu kadar (zekât), şu kadar dirhem için şu kadar zekât verileceğini bulabiliyor musun?” Adam yine “Hayır” deyince yine “Bunları nerden aldınız? Siz bizden, biz de Rasûlüllah’tan almadık mı?” diye benzer soruları sorarak, her defasında kendisi aynı cevabı verdiler.”

İmam-ı Suyûtî Hz. şöyle buyurur: “İster kavlî, isterse fiilî olsun, Hadîs-i Şerîf’in bir huccet (dînî hükümlerin kendisinden çıkarılacağı bir delil) olduğunu inkâr eden, İslâm dairesinden çıkar, Yahudî ve Hıristiyanlarla veya kâfirlerden Allâhü Teâlâ’nın dilediği bir toplulukla beraber haşrolunur.”

İşlerin Kur’ân-ı Kerîm’e arz edilmesi emredildiği gibi, Rasûlüllah (s.a.v.)’in Sünnetine de arz edilmesi Nisa Sûresi’nin 59. Âyet-i Kerîmesi’nde emredilmiştir: “Sonra bir şeyde nizâa düştünüz mü Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten inanır mü’minlerseniz hemen onu Allâh’a ve Rasûlü’ne arz ediniz.”