O Rabbine çağrıda bulundu;
“Bana zarar dokundu, Ey Rabbim sen en merhametli ve en şefkatlisin”
O Hz. Eyyub ki;
Çok şiddetli bir hastalığa yakalanmış ,hastalığı uzun sürmüş ve dahî çeşitli imtihanlara, musîbetlere maruz kalmıştı.. Fakat tüm musîbetler, O’nu hep sabredici bulmuş ve SABIR KAHRAMANI ünvanını almıştı.. Sonra imtihan daha da şiddetlenmiş, hastalık o kadar ilerlemişti ki; Allah’ı anan diline ve kalbine zarar vermeye başlamıştı. İşte o zaman Kendi bedenî sağlığı için değil, Allah’ı anmasına zarar gelmemesi için, O’na(CC) şu şekilde dua etmişti; “Rabbi İnnî messeniyedurru ve EnteErhamurrâhimîn” “Bana zarar dokundu, Ey Rabbim sen en merhametli ve en şefkatlisin” Bunun üzerine Allah, O’nun sabrına ve halis niyetine hürmetle şifa vermişti.. Evet Hz. Eyyub böyleydi ya biz?.. Onun maddî hastalığına ve yaralarına karşılık; Bizim manevî yaralarımızvar.. Rûhî ve kalbî hastalıklarımız var.. İçimiz dışımıza, dışımız içimize bir çevrilse; Hz. Eyyub’tan daha hastalıklı görüneceğiz.. Çünkü; İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe Kalp ve ruhumuzda yaralar açıyor.. Hz. Eyyub’un yaraları, O’nun kısacık dünyevî hayatını tehdit ediyordu, Bizim manevî yaralarımız ise; Sonsuz olan ebedî hayatımızı tehdit ediyor.. İşte bu yüzden Eyyub aleyhisselam’ın duasına biz daha çok muhtacız.. O’nun yaralarından çıkan kurtlar, kalp ve diline zarar vermişler, Bizim işlediğimiz günahlarsa, iman mahali olan kalbimize düşen kara lekelerdir.. Evet; günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ iman nurunu çıkarıncaya kadar katılaştırıyor.. Kalp karardığı, katılaştığı zaman, dil de artık Allah’ı zikretmez oluyor.. Kalp, dil, akıl hep birlikte bizi O’ndan uzaklaştırmaya, O’nu unutturmaya çalışıyorlar.. İşte bu tehlikeye karşı en güzel ilaç;
TEVBEDİR Bil ki; HER BİR GÜNAH İÇİNDE KÜFRE GİDECEK BİR YOL VAR..
O günah, istiğfar ile çabucak yok edilmezse, Kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olur, kalbi ısırır.. Mesela; Utandıracak bir günahı,gizlice işleyen bir insan, başkasının bunu bilmesinden çok utandığı zaman; melâikelerin ve ruhânilerin varlığı ona çok ağır gelir.. Küçük bir delil görse sarılıp onları inkâra etmeyi arzu eder.. Mesela; Kendisini cehenneme götürecek büyük bir günahı işleyen bir adam, Hemen tevbe edip, ona karşı siper almazsa, cehennemin tehditlerini işittikçe, bütün ruhuyla cehennemin olmamasını arzu eder.. Ve bu konudaki küçücük bir şüphe, cehennemi inkar etmek için onu cesaretlendirir.. Hem mesela; Namaz kılmayan bir adam, işindeki ufak bir ihmalinde, âmirinden aldığı ikazdan dolayı çok üzülür ve düşünür ki; bu Kâinâtın Sultanı ona o kadar nimetler vermiştir, fakat o, O’nun hiçbir emrini yerine getirmemektedir.. Yaptığı tenbellikten ötürü büyük bir sıkıntı duyar ve kararmış kalbiyle düşünür; “Keşke bu namaz ve diğer emirler olmasaydı.” Ve bu arzudan,- Allah korusun- O’nu inkar cür’eti ve O’na karşı düşmanlık duygusu uyanır.. En ufak bir delil bulduğunda ona yapışır ve büyük bir HELÂKET kapısı ona açılır.. işte o bedbaht bilmiyor ki; sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul etmiştir.. EVET HER BİR GÜNAH İÇİNDE KÜFRE GİDECEK BİR YOL VAR.. İnsanız.. Ateşler içinde yaşıyoruz.. Günahlar dört yanımızı çevirmiş, Biz O’nun duasına, O Hazretten daha çok muhtacız.. Günde en azından yüz kez söylesek yeridir;
“Rabbi İnnî messeniyedurru ve EnteErhamurrâhimîn” “Bana zarar dokundu, Ey Rabbim sen en merhametli ve en şefkatlisin”