İç yarası değil İç savaş bu herc-ü merc

HERC-Ü MERCH

ey sen aynadaki adam! Sana söylüyorum! Duymuyor musun? İçimdeki bulanık suların içinde kaybolmanın zamanı mıydı? Cevapsız sorular ikliminde, ben denen o tuhaf şeye mağlup olmak da ne demek? Hani… Hani! Neyse…

“Aynalar yolumu kesti” diyen Necip Fazıl’ı anlamak için, kanlı yaş mı dökmek gerekmiş? Ben bana yük imiş meğer… Bu yükü, biz denizinde eritmeye çalıştıkça, yaralı bir aslan gibi pençeleyişinden kurtulamadığım için perişanım… Ne adım kaldı; ne de şanım… Gül indinde, cefâkâr oldum… Bir cefâkeşin, cefâkarlığından daha elim ne ola ki?

Siz hiç kendi “ben”inizle hasım kesildiniz mi? Hasım… Bu hukuk da nereden çıktı şimdi? Kendiyle hasım olmak, ebedi kasım olmaktan daha mı ağırdır yani? Suretin asla galip gelmek gibi bir garabetine, bir fiske vuramayacak kadar benle kavgada olmak! Bülbül diye uçarken, Kabil’e misal olan karga da olmak… Ne acı!

Kendi savaşının içinde devinenleri düşündünüz mü hiç… Bir ömrü ortadan ikiye ayırabilecek kadar kanlı bir savaş… Harp sanatının hiçbir ilkesinin çalışmadığı, sebepsiz çekilmiş kılıçların can almaya alışmadığı bir savaş… Ne taş taş üstünde kaldı ne de baş! Hakikat şu ki; içimde bir volkan infilak eder, gözümde yaş… Ben, beni yenmeye mecburum…

Kendime mağlup olmaktan korkarak at sürdüğüm bu vahada, gül diye gül uğruna şehit düşen bir akıncı kadar yangın bakışlarımı, güneşin eteklerine çiviledim. Bir kez olsun kazanmak lazım bu cengi! Âh hâl ehli cânlar! Erilmez sırrın ermişleri! Taptuk sarayının dervişleri! Medet hâl elinden… Gitmesin ellerimin arasından akmakta olan cân ahengi!

Sebepleri, sebep oldukları için değil… Beni bana râm etmek telaşında oldukları için sevmedim bunca zaman… Sebepsizliğimin derununda bu hâfî perişanlık yatar sessizce… Küstüm çiçeklerini dahi hayra döndüren kudretten medet uman dil aşkına, sebepsizlik çukurunda debelenir hâl denilen gölge…
İç yarası değil…

İç savaş bu herc-ü merc!
Ayar tutmaz sazlar gibi, tellerimle kavgalıyım !
Göz pınarımdan çağlayan, sellerimle kavgalıyım…

Zemheri bilen, güz bilen… İlkbahar tanımayan…
Dermeye kıyamadığım, güllerimle kavgalıyım !

İçin için yanarken gönül… Alev alev kanayan;
Ateş-i firâktan olma, küllerimle kavgalıyım…

Ezelden yâr eli bilmez, ellerimle kavgalıyım !
Başıma karlar yağdıran, yıllarımla kavgalıyım…