yaralarım kanıyor görüyor musun.can.






Yola yalnız çıkmak zorunda kalmak

ne demektir bilir misin sen?

Duadan başka yaslanacak omuz bulamamak âlemde;
yaslandığın omuzların bir'e yaslandığını görememek…
Adımladığım mekân bir gün aşktan soracak diye korkarım Can,
o zaman nazarım düşecek ayak uçlarıma,
yüreğim hüznü giyecek belki de...

Can,
ben Allah’ı yâr bilenlerle olmayı özlüyorum;
ben yardan yara almayanların sevgiden
iştiyakla bahsetmesini diliyorum...
Yârini doğru tayin edenlerin yakınlığında,
en yakına yakın olmak istiyor belki de içimde ebedi özleyen.

Can...
bir ehaddan südûr olur ya kâinat
ve insan da bir kâinattır ya
bundan olsa gerek her hücremde başka yönden rüzgârlar eser;
her hücremde ayrı bir mevsim.
Birinde hazan,
diğerinde bahar;
her hücremin yaşadığı mevsim yüreğime bir iz bırakır...

Bir köşede hazandan kalan kuru yaprakları süpürürüm;
bir köşede baharda açan güllerimin bahçıvanlığını yaparım;
bir yanda düşen kar tanelerini indiren meleklerle hasbıhâl ederim;
bir tarafta yağmura özlemimi anlatırım;
bir tarafta ağustos sıcağında üşürüm.
Ben mevsimleri yüreğimde yaşarım; dışarımdan bîhaberce..
Can...
sokağımın mevsimine ad koyamıyorum;
ama mevsimime yakışan rengi biliyorum…
Sıbğatallah!...
boyanabilirsem;
boyandığım renkte göreceksin beni,
boyadıklarım rengimden aksedenler olacak!
Can...
her mevsimde güzelden eser aramak(ta)dır huzur;
aradığımız bu aslında.
Sızımız her mevsimde,
geçen mevsimi özlemekten.
Sızımız,
vakti ziyan etmekten;
geçen vakti fethetme gayretimizden...
Sızımız,
yaralarımıza onarmak niyetiyle hoyratça dokunuşumuzdan..
Can...
gelip de mevsimlerimdeki güzeli göstersene gözlerime...
Can...
nazarıma güzelin süzgecini taksana...
Can...
güzel kimdir bilir misin?
Can...
dokunma yarama kanar...
Can...
Aşk nedir? Âşıklık nasıldır? Yara almamak nasıl olur?
Can...
iliklerime kadar gurbetteyim...
Can...
anlatamıyorum kendimi patlamak üzereyim…
Can...
sahi ben Türkçe konuşuyorum değil mi?
Can...
beni anlıyor musun?
Can,
yaralarım kanıyor görüyor musun...
Can...
üstad ne der bilir misin?
"Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın"...
Eyy...
Darussefa,
eyy benim lisanını daha anlayamadığım sevda,
sükûtun dağlar gibi içimde...