+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Suskunlar !..

 Peygemberimiz (s.a.v) Katagorisinde ve  Efendimizin (SAV) Güzel Ahlakı Forumunda Bulunan  Suskunlar !.. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Suskunlar !.. en mükemmel konuşmalar “suskunlar”ın gönlünden doğar Çok mükemmel konuşuyordu. Kelimeler gökte süzülen kuğular gibi çıkardı O’nun dudaklarından. Ve kelimeler öbek öbek kelebekler gibi cümleler halinde kanat çırparak kulaktan kulağa dolaşırdı... Şâir değildi. Vezin ve kâfiye için zorlamazdı kendisini. Sözcük bulmak için duraklamaz ve düşünmezdi, sadece tek tek kelimelerin ...

  1. #1
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.757
    Tecrübe Puanı
    10

    Post Suskunlar !..

    Suskunlar !..

    en mükemmel konuşmalar “suskunlar”ın gönlünden doğar

    Çok mükemmel konuşuyordu.

    Kelimeler gökte süzülen kuğular gibi çıkardı O’nun dudaklarından.

    Ve kelimeler öbek öbek kelebekler gibi cümleler halinde kanat çırparak kulaktan kulağa dolaşırdı...

    Şâir değildi.

    Vezin ve kâfiye için zorlamazdı kendisini.

    Sözcük bulmak için duraklamaz ve düşünmezdi, sadece tek tek kelimelerin hakkını verir ve cümleler arasında nefes alırdı..

    Şarkı söylemezdi, ağıt yakmazdı.

    Sesi kulakları okşar, ses titreşimleri çakıl taşlarını canlandırır akan suları durdururdu.

    Konuşurken bağırmazdı.

    İnsanların kulak zarlarını zorlamazdı.

    O’na uzak olan da yakın olan da aynı seviyede işitirdi.

    Dilinden hiçbir hatalı kelime çıkmazdı.

    İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve cansızların görünüşleriyle eğlenmezdi.

    Edebe, hayâya, ortama aykırı laflar sarfetmezdi.

    Diliyle kimseyi dövmez, sözcükleri iğne gibi sivriltip yüreklere batırmazdı.

    Sevenlerinin ve sevmeyenlerinin hoşuna gitmeyecek tek bir harf ve kelime kullanmamıştı.

    Tüm insanlar ve sınırsız âlemler O’nun dilinden de “emîn” idi.

    Konuştuğu zaman O’nun dilinden yayılan mânâ helezonlarını; aklı yeni eren çocuklar, olgun kişiler ve pîr-i fânîler seyrederlerdi.

    Anlamak için insanların kendisini zorlamaya gerek yoktu.

    Açık konuşurdu.

    Uzatmazdı.

    En kestirmeden hedef anlama ulaşıverirdi.

    O’nun özündeki “mükemmellik” konuşmasına da yansımıştı.

    Harfsiz, kelimesiz, cümlesiz, sayfasız, başlangıçsız ve sonsuz olan “mânâ”yı öyle bir “okumuştu” ki; taklit edilemez bir “kitap” olarak dizgilemişti…

    Ve O’nun dudaklarından dökülen “vahiy bilgisi” taklit olunamayan tek “kitap” olarak kaldı.

    Düşünen insan merak etmişti.

    O’nun sözleri niçin taklit edilemiyordu?

    “Allah kelâmı olduğu için!” cevâbı, milyonlar ve milyarları tatmin ederken, bâzıları itiraz ediyordu.

    Allah Kelâmı; sesli, kelimeli, harfli, cümleli değildi ki, O tekrar etmiş olsun… diyordu.

    Bu işin bir sırrı olmalıydı?

    Konuşma mükemmelliğini oluşturan bir şey olmalıydı?

    O şey ne olabilirdi?

    Mükemmel ve muhteşem beyini mi?

    Sınırsızı algılayan bilinci mi?

    Yüreğinin sâfîliği mi?

    Ağzının temizliği mi?

    Evet.

    Hepsine ve daha fazlasına evet.

    Fakat yine de insan mutmain olamıyor.

    Bir sebep daha olmalı.

    Son ve en son sebep olmalı.

    Acaba ne olmalı?

    İşte cevap!

    “İçinde zerre kadar konuşma arzusu yoktu O’nun”.

    O bir “suskun”du. Yâni “gereksiz” lâf etmezdi. Hatta içindeki “gerekli” bilgileri dahi konuşmak istemiyordu.

    Evet, yanlış duymadınız. O’nun içinde zerre kadar konuşma isteği yoktu.

    Mâdem ki isteksiz konuştu, bir de istekli konuşsaydı ne olurdu?

    En isteksiz konuşmasıyla evrenlerin en mükemmel “kitabını” dizgilediyse…

    Bir de bizler gibi “hep ben konuşayım” sevdâlısı olsaydı???

    Daha kaç cilt “taklit olunamaz sözler” dizgilerdi?

    Bir başka soru.

    Konuşmak istemediği halde niçin konuştu?

    Mâlum niçin konuştuğu…

    Hz. Cebrâil “kanatlarıyla” O’nu öyle bir sıktı ki…

    Öyle bir sıktı ki.

    Yine de konuşmayacaktı.

    “Okuduğunu” dillendirmeyecekti.

    İçinde biriktirecek, biriktirecek…

    İnsanlara “ilminin tamamını hîbe olarak vermeden” alıp götürecekti öteki âleme.

    Gizli kalacaktı.

    Açılmamış hazine sandığı gibi ebedî inci ve mercan sözlerini saklı tutacaktı.

    Fakat insanların özleri Hz. Cebrâil olup O’nu o gizli mağarada yakaladı.

    İnsanların ilim ve irfan ihtiyaçları “Cebrâilin kanatları” olup O’nu kucaklayıp öyle bir sıktı ki!..

    Göğüs kemikleri çatırdadı.


    Nefessiz kaldı.

    Kalbindeki hakikat ve mârifet mânâları göğsündeki basınçtan kurtulmak için O’nun ses tellerine çarptı ve;

    “Ikra’ Bismi Rabbikellezî halak…

    Halekal insâne min alak…

    Ikra’ ve Rabbukel Ekrem…

    Ellezî alleme Bil kalem…

    Allemel insâne ma lem ya’lem…”

    Sözleri “âyet” kalıplarına dökülerek Hak’ın zâtından insanın gönlüne “inzâl” oldu.

    Yeryüzünde hangi insan şu yukarıdaki âyetleri ve diğerlerini okursa…

    Anlaya anlaya ya da anlamaya anlamaya okursa…

    Sadece ağzının içindeki dille ve ya gözüyle sesleri tekrar ediyor olsa bile…

    Gökte kanat çırpan melekleri yeryüzüne kandiller gibi sarkıtan Çakıl taşlarını canlandıran Akan suları durduran

    Ömer bin Hattab’ın taş kalbini balmumuna döndüren

    Ebû Cehil’i ve Ebû Leheb’i kulak hırsızlığına kışkırtan

    Kur’an’da şifrelenmiş “Muhammedî düşünce frekansları” o insanın tüm zerrelerini “sonsuzluk moduna” yükseltecektir.

    Bir de mânâlarını idrâk ederek okumak…

    Ve O’nda kendini bulmak.

    İşte gerçek şifâ…

    * * *
    Târih tekerrürden ibâretmiş derler ya.

    Her nedense:

    Hâlâ,

    En güzel konuşmalar “içinde hiç konuşma arzusu olmayanlardan” duyuluyor.

    En güzel düşünceler “düşünmek istemeyenlerden” doğuyor.

    En güzel sonsuzluk ve cennet müjdeleri “sonsuza ve cennete küsmüş gönüllerden” ulaşıyor.

    En güzel yaşam zevki “yaşama ve zevklere eyvallah etmeyenlerden” dağılıyor evrene.

    Allah’ı ve Resûlullah’ı en güzel tanıtanlar “Allah’ı ve Resûlullah’ı idrâk edemeyeceğini anlayanlardan” çıkıyor.

    Kur’an’ı en güzel “okuyanlar”… başkalarını dikkate almadan “sadece kendisi için okuyanlardan” çıkıyor.

    “Çokluğu” en güzel şekilde “tekleyenler” varlığı “parça parça” kategorilere ayıranlardan çıkıyor.

    İnsanların gönüllerinin en derinlerine girebilenler “kendi özlerinin en derinlerine sızabilenlerden” çıkıyor.

    Ey “suskunlar!”

    Siz belki “konuşmak” istemiyorsunuz ama “bizim” sizleri “dinlemeye” ihtiyacımız var.

    Hâl⠓asr-ı saadette” olduğu gibi.

    Kemal Gökdoğan
    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

  2. #2
    Gönüllü Paylaşımcı
    Üyelik tarihi
    May 2013
    Yaş
    49
    Mesajlar
    140
    Tecrübe Puanı
    7

    Standart Cevap: Suskunlar !..

    Târih tekerrürden ibâretmiş derler ya.

    Her nedense:

    Hâlâ,
    İÇİNDE DİPDİRİ YAŞATANLARA NE MUTLU

    Allah razı olsun

+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379