Ahmet Kurucan-Zaman


Fıkhî görüşlerdeki detaylar
'Abdest esnasında başa mesh ederken, başın ne kadarı, hangi parmakla, bir parmağın dört tarafı ile mi yoksa dört parmağın iç yüzüyle mi, üç defa mesh etsek yıkama hükmüne mi geçer, teyemmümle kılınacak namazda vaktin evveli mi yoksa sonu mu esas alınmalı?' vb. günümüz insanının teferruatın teferruatı diye nitelediği o kadar çok detay içtihadlar var ki fıkıh kitaplarımızda, insan bunları görünce nasıl düşüneceği konusunda zorlanıyor.
Aslında bu saha ile ilgilenen bir insan olarak benim bakışım net; zaten bunu ele alacağım bu yazıda; ama çoklarının net değil. Neden diyorlar bu kadar teferruata dalmak? Bunları boşa harcanan zaman olarak nitelendiriyor ve meleklerin cinsiyetini tartışmaktan farksız gördüklerini ifade ediyorlar.
Bu bapta
cevaplanması için sırada bekleyen birçok soru vardı. Geçenlerde Semerkandi'nin Tuhfetu'l Fukaha kitabını müzakere ederken, sorularda ifade edilen perspektiften bakmaya çalıştım söz konusu içtihadi yaklaşımlara. Sonuç şu; eğer bakış açınız "bana sonuç lazım; bu kadar detay bana gerekmez" olursa, bu itirazlar kendine oturacak bir zemini bulmaya başlar ve ilave sorularla kulvar değiştirir. İtiraf etmek lazım, bu zihniyeti destekleyen toplumsal bir çevreye sahibiz toplum olarak. Televizyonlarda yayınlanan ve dini meselelerin tartışma formatında konuşulduğu programlar bence bu zihniyete en büyük desteği vermektedir. Kültür Müslümanlığı formatında kalıp gündelik hayatında defalarca tekrar ettiği, ibadetler başta birçok ameli ahkamı neden yaptığını bilmeyen meraksız ve duyarsız kitlenin varlığı inkar edilemez. Bu ilgisizlik bilmek istemiyorlar şeklinde de yorumlanabilir. Aksi olsaydı öğrenme çaba ve gayretleri olurdu. Sadece Türk toplumu değil, Arap dünyası da, sair İslami coğrafyada yer alan ülkelerdeki Müslümanlar da buna maalesef dahil. Böyle olunca başta örneklerini verdiğimiz yaklaşımlara karşı lakayt, kayıtsız ve ehil olmadığı halde olur-olmaz her şeyi sorgulayan insanların çıkması gayet tabii.
Halbuki meseleye şöyle bakmak lazım diye düşünüyorum: İmam-ı Azam, İ. Şafii, İ. Malik, İ. Hanbel ve talebeleri bizim bugün detayın detayı diyebileceğimiz konularda bu kadar fikir yürüttülerse, haşa bu onların anlayışsızlıklarından, yetersizliklerinden, kendilerine iş aradıklarından dolayı değil; aksine Allah'ın rıza ve rıdvanına ulaşmak, Murad-ı İlahiye en yakın olan görüşü bulmak içindir. Bunca çaba, bunca gayretin başka türlü izahı mümkün değildir. Bir başka tabirle, İslami hayatlarındaki ciddiyet, ahireti önceleyen zihniyetlerinden dolayıdır. Kolaya değil zora talip olmalarının göstergesidir bunca içtihad. Allah ile olan münasebetlerindeki derinliğin uzantısıdır bence ortaya konulan müdevvenat ama biz dünya hayatını öncelediğimiz, ukbaya bakan meselelerde 'olsa da olur, olmasa da' vurdumduymazlığına kapıldığımız için olsa gerek, o insanların ciddiyetini sorguluyoruz. Huzurunda talebe değil, kapısında bekçi olamayacağımız insanlara sahip olduğumuz laubalilikten dolayı olsa gerek söz söyleme cesareti gösteriyoruz.
Bunun manası onlar dokunulmaz insanlardır; sorgulanamaz, içtihadları haşa ayet ve hadis menzilesindedir demiyorum; elbette ilmi kriteler içinde kalmak şartıyla bunlar da yapılacaktır; yapılacaktır ama öncelikle bunu ehil olanlar yapacaktır. Yaparken ayakları yere basan, meşru bir temele dayanan çerçeve içinde kalmaya özen göstereceklerdir. Bence her şeyden önce onları anlamaya çalışmalıyız. Eminim ki onları anlama çabası bizleri farklı bir perspektiften sözünü ettiğimiz meseleleri daha iyi değerlendirme kapısını bizlere açacaktır. Keşke yapabilsek!