Mart'ın 3'ü Hüznün günü!..


Haksızlığın kol gezdiği, Müslümanların ezildiği, horlandığı hatta Müslüman'ın kanının değersiz görüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Dertlendiğimizde, haksızlığa uğradığımızda, suçlandığımızda ve hakkımızı aramaya kalktığımızda hukukun bize azılı düşman gözüyle naralar attığını görüyoruz. Hakkı istediğimizde yuhalanıp, kelepçelendiğimizi ve parmaklıklar ardına hapsolduğumuzu görüyoruz. Evimizle, işimizle dahi problemimiz olsa Allah'ın hükmünü iptal etmek isteyenlerin arasında buluyoruz kendimizi.

Ey ümmet!

Biz kimin ümmetiyiz? Biz bu çağa hangi çağdan geldik? Müslümanlar deyince İslam düşmanları kilometrelerce uzaktan titremez miydi? Güç, huzur, refah ve mutluluk yüzyıllarca bizim çatımız altında değil miydi?

Neden şimdi bizler kafir rejimini benimseyip, kabul ederek uygulayan yöneticilerin hakimiyeti altındayız? Neden bizi koruyacak adaletiyle ısıtacak, derdimizle dertlenip, kederimizle hüzünlenecek, bizi aciz ve çaresiz bırakmayacak bir baş tacımız yok.

Bunu açıklayacak olursak; baş tacımız yok. Çünkü Müslümanların zayıflamasını fırsat bilen kafirlerin, yandaşlarının ve vatan kahramanı olarak bilinen Mustafa Kemal'in yoğun çabasıyla, başımızın tacı halifemiz hunharca alaşağı edildi. Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Üstadı ve locanın resmi yayın organı Tesviye Dergisi'nin editörü Celil Layiktez dünya masonlarına 'İslam Ülkelerinde Masonluk' başlıklı İngilizce bir makale yayınladı. Makalesinde, Osmanlı Devleti'nde masonluğun nasıl kökleştiğini anlatan Layiktez, 2. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine giden süreçte masonların oynadığı rolü açıkladı. Layıktez: "1908'de 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra 'İslamcıların' İstanbul'da ayaklanma çıkardığını ve bu ayaklanmanın Hareket Ordusu tarafından bastırılarak Sultan Abdülhamit'in tahttan indirildiğini söyledi. "Hareket Ordusu, masonlar tarafından örgütlendi ve yönetildi" diyen Layiktez; "Sultan Abdulhamit'e tahttan indirildiğini tebliğ eden 5 milletvekilinden oluşan heyettekilerin tamamı masondu" dedi. "Elimizde yeterli belgeler var. Bu 5 kişinin mason olduğuna eminiz" dedi.

Tarihçi Mustafa Armağan ise, Hareket Ordusu içinde masonların bulunduğu iddiasını doğruladı. 31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay olduğuna işaret eden Armağan; "Siyonizm çok karışık bir olay. Masonların sahiplenmesi doğal. 'Modern Türkiye'yi biz kurduk. Osmanlıyı biz bitirdik. Dolayısıyla bize şükran duyulması lazım' diyorlar. Böyle bir noktaya getirmek istiyorlar. (Bugün)

M. Kemal aklanmak için de mason localarının 1935'te onun tarafından ortadan kaldırıldığı ileri sürülür... İşte Ordunun askerin, subayın ve idari organların içine sızınlar batı destekçisi olunca işte Müslümanlar böyle acı bir şekilde kalkanından mahrum edildi.

İşte o karalar bürünen gün 3 Mart 1924 tarihi geldiğinde İslam alemi neşesini, huzurunu, hayatını yitirdi. Nasıl ki bir yavrunun annesiz babasız kalması gibi, nasıl ki bir çiçeğin güneşsiz susuz kalması gibi... İşte Müslümanlarda aciz, çaresiz, yapayalnız kaldı. Müslümanların heybetinden, maddi ve manevi servetinden geriye kalan şu an televizyondan, gazetelerin manşetlerinden, hayatımızdan gördüğümüz ve duyduğumuz bu içler acısı tablo kaldı. Şefkat ve merhamet timsali olan rabbani emir olan hilafetin yerine güçlünün, güçsüzü zalimin mazlumu ezdiği demokrasi küfür nizamı geldi.

Resulullah dönemine baktığımızda devletin görevi; İslam'ı dünyaya taşımak, Müslümanları korumak, şikayetlerine derman olmak, sıkıntılarını gidermek İslam hükümleriyle çözümler getirmekti. Müslümanları korumaktan diğer bir kasıtta Müslümanları günahtan, hatadan korumaktı. Şuan ki devlete baktığımızda ise; devletin bunların hiç birini yapmadığını, bilakis devletin Müslümanları cehennem odunu yapmak için büyük bir mücadeleye giriştiğini görmekteyiz.

Bu mücadelenin demokrasinin ilk kaldırım taşlarından biri olan Lozan anlaşmasının maddeleri şöyle teşkil etmektedir:

1) Hilafet tam manasıyla ilga edilecek, halife ülke sınırları dışına sürülüp tüm servetlerine el konulacaktır.

2) Türkiye hilafet taraftarlarının yürüttüğü her hareketi yok etmeyi taahhüt edecektir.

3) Türkiye İslam ile bağını koparacaktır.

4) Türkiye İslam şeriatından elde edilmiş anayasasının yerine laik bir anayasa benimseyecektir.

İnsanoğlu benimsediği inandığı yolun nereye çıkacağını çok iyi kestirmeleri. Böyle maddeleri kabul eden bir devlet nasıl olurda Müslümanlara yol ışığı olur onu aydınlatır?!. Daha küfür devletinin temeli atılmadan Müslümanlara zindan edilmişti Müslüman toprakları. Daha hilafet kalkmadan, halife yurt dışına sürülmeden çekilmişti Müslümanların ipi ve kirletilmeye başlanmıştı Müslümanların pak temiz izzeti.

Şimdi bazılarının bu küfür devletinden şer de sudur etse; ''Devlet Baba'', ''Devlet Ana'' dediklerinin arkasındaki mafyanın, çetenin olduğunu gördüler.

Siyasetin de aslında onları koruyan ve kollayan yapıya sahip olduğunu gördüler.

Kendileri için bir devlet ana olmadığını tam tersine, sürekli kendine kurbanlar arayan, bu uğurda acımak yerine gözünü bile kırpmayan bir ‘derin devlet' olduğunu artık herkes (Elhamdulillah) gayet iyi idrak ediyor.

Müslümanlar bu sefih nizamda acı içerisinde. 1400 senedir dimdik ayakta olan dev vücudun şimdi dizleri toprağa değiyor ve başı kesilmiş durumda, ne zırhı var ne de kalkanı, kanlar akıyor başından, o akan kanları da başına üşüşmüş olan akbabalar kana kana içiyor. İşte 3 Mart o vahşi olayın gerçekleştiği gündür.

Bu zulme dilsiz şeytan olmayarak başkaldırmak ve tekrar eski refah günlerin gelmesi için çalışmak, bununla da Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak kadın erkek, akil-baliğ olan her Müslüman'a farzdır. Resulullah (SAV.) şöyle buyurdu:

"Kim (imama-halifeye) itaattan elini çekerse, Kıyamet gününde Allah'ın huzuruna lehinde bir hüccet olmaksızın çıkacaktır. Kim boynunda bir biat olmadan ölürse cahiliyye ölümü ile ölmüş olur." (Müslim, 3441)

Müslümanların bu amacı gerçekleştirmek için o dev vücuda tekrar sahip olması lazım. Başını koparanların başını alabilmek için kendine bir baş bulması lazım. Akmış olan her damla kanın hesabının sorulması için dev vücudun parçalarını toplaması lazım. Günümüzde Müslümanlar, Rasulullah (sav)'in de tasvir ettiği gibi çeşitli saldırılara maruz kalmıştır. Rasulullah (sav.) bunu şöyle tasvir etmiştir:

"Yemek yiyen obur kimselerin yemek sofrasına üşüştükleri gibi çeşitli din mensuplarının (kâfirlerin) size karşı birleşip üşüşmeleri yakındır." Birisi sordu: "Acaba o zaman biz sayıca az mı olacağız?" "Hayır. Bilakis siz o zaman sayıca çok olacaksınız. Fakat siz, selin sürüklediği çerçöp gibi olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden korkunuzu çıkartacaktır. Sizin kalbinize de "vehen" atacaktır." buyurdu. "Vehen nedir, ey Allah'ın Rasulü?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Dünya sevgisi ve ölümü kerih görmektir." (Ebu Davud, 3745)

Evet, Efendimizin buyurduğu gibi bugün Müslümanlar çerçöp gibi... Müslümanlardaki ümmet bilincini fesada uğrattılar. 1400 sene boyunca tek bir devlet, tek bir vücut, tek bir bayrak ve tek bir toprak olan hilafet devletini yıktıkları an bu hadise gerçekleşti. Hilafet devletinin topraklarını cetvelle çizmiş gibi parçalara böldüler ve her bir devletçiğin başına da kendi uşaklarını yerleştirdiler. Bu uşaklarda aldıkları emirler doğrultusunda Müslümanları birbirine kırdırmanın sinsi politikasını güttüler. Çünkü onlar çok iyi biliyordu ki, Müslümanlar bir bütünken onların varlığına devasa bir tehditti. Ve yine şuurundaydılar ki onların uykuların kaçırıp, tekrar gözlerine uyku girdirmeyen en büyük korkuları İslam devletinin dünyaya yeniden hakim olmasıydı.

Eğer bizler Evs ve Hazrec gibi bütün diğer ülkelerde yaşayan kardeşlerimizle ve içinde bulunduğumuz topraklardaki kardeşlerimizle, hakiki kardeş yani İslam kardeşi olup, Allah'ın hükmü için varımızı yoğumuzu canımızı kanımızı, ailemizi ve tüm vazgeçemeyeceklerimizi sırf Allah için ortaya koyarsak, o zaman tarih tekerrür eder ve kimse karşımızda duramaz.

Medine'deki bir avuç Müslüman'a karşı Kurayş'deki müşrikler vardı. Uhud'da üstünlük elde etmek, Mute'de üstünlük elde etmek çok zordu ama nusret vermek Allah için hiç de zor değildi.

Bugün Müslümanlar iman kuvvetiyle tekrar birleşse Kürt, Arap, Çerkez yada başka ırk demeden, mal mülk önemsemeden, kendi nefsinden önce sırf Allah'ın dininin hükümlerini hakim kılmak ve onun rızasına ulaşmak için kardeşinin nefsini kendininkinden önce düşünse o zaman karşılarında ne NATO, ne BM, ne de bunun gibi İslam düşmanları kalır. Allahu Teala onun ipine sımsıkı sarılmamızı ve bölünmememizi emrediyor. Al-i İmran suresinde şöyle buyuruyor:

وَاعْتَصِمُواْبِحَبْلِاللّهِجَمِيعًاوَلاَتَفَرَّقُ واْوَاذْكُرُواْنِعْمَةَاللّهِعَلَيْكُمْإِذْكُنتُمْ أَعْدَاءفَأَلَّفَبَيْنَقُلُوبِكُمْفَأَصْبَحْتُمبِن ِعْمَتِهِإِخْوَانًا

"Hepiniz bir bütün olarak Allah'ın ipine sımsıkı şekilde bağlanın, hiç bölünmeyin üzerinizdeki Allah'ın nimetini hatırlayın. Şöyle ki, siz birbirinize düşman idiniz, Allah kendi nimetiyle kalplerinizi birleştirip kardeş oldunuz." (Ali İmran 103)

Dünya nüfusunun beşte birinden fazlasını oluşturan, dünyanın en stratejik yerlerinde bulunarak ekonomik zenginliğe sahip olan Müslümanlar İslam düşmanlarının İslam'dan, Müslümanların birliğinden nasıl korktuğunu görerek bu şuurla ayağa kalksa üzerlerindeki zulmü kaldırmaya hiç bir şey engel olamaz.

Kardeşlerim,

Dünyada iktisadi, sosyal, eğitim her alandaki çatırdamayı görüyoruz. Canlara, mallara, ırzlara, haysiyetlere yapılan saldırılar, cinayetler ve tecavüzler diz boyu... Hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık hat safhada... Pislik artık her taraftan sokağa taşıyor! Pis kokular, suyun başındakileri bile rahatsız etmeye başladı! Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen kafir, zalim ve fasıkların çaldığı demokrasi düdüğü artık son yıllarda Müslümanları isyana götürüyor. Mısır ve Tunus başta olmak üzere çok net gördüğümüz gibi.

Müslümanlar kapitalizmin ağır yükü altında kıvranırken artık Raşidi hilafet devletinin ismi çözüm arayan Müslümanlar arasında konuşuluyor. Hilafet devletinin gücünü, tekrar elbette ki geri döneceğini kartel medyalar aracılığıyla İslam'dan korkanlar karalama kampanyasına girse de bunu kimse inkar edemez.

Kerim kardeşlerim,

Allah'a ve Resule muhalefet edildiğinde iman edilmiş olmaz. Bizler artık gül devrini istiyoruz. Allah'ın hükmünü istiyoruz, Allah'a şirk koşulmasına artık izin veremeyiz. Çok canımızı yaktılar, çok eziyet ettiler. Artık korunmak, ısınmak, derdimizi dökecek makamımızı istiyoruz. Bunun için kaybedeceklerimiz kazanacaklarımızın yanında nedir ki? Her şey fanidir, dünya süsüdür sadece cennetin gölgesidir. Öyleyse gelin üzerimizdeki günahı kaldırıp, mesuliyetimizi yerine getirerek Allah'ın davetine icabet edelim ve Allah'ın izniyle, başarılı olup zilletten izzete çıkarak dünyada ve ahirette Allah'ın azabından emin olarak O'nun sonsuz rahmet ve nimetlerine kavuşalım. Mümin bundan başka daha ne ister.

قَدْجَاءكُممِّنَاللّهِنُورٌوَكِتَابٌمُّبِينٌ

يَهْدِيبِهِاللّهُمَنِاتَّبَعَرِضْوَانَهُسُبُلَالسّ َلاَمِوَيُخْرِجُهُممِّنِالظُّلُمَاتِإِلَىالنُّورِب ِإِذْنِهِوَيَهْدِيهِمْإِلَىصِرَاطٍمُّسْتَقِيم ٍ

Muhakkak size Allah'tan bir nur ve apaçık Kitap (Kur'an) geldi. Onunla Allah, Kendi yoluna uyanları selamet yoluna eriştirir ve izniyle onları karanlıktan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola iletir." (Maide 15-16)

Bacınız; Zeynep Afra