8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Bir Taraftan Fuhuştan Milyon Dolarlar Kazanılıyor Diğer Taraftan ‘Dünya Kadınlar Günü' Kutlanılıyor!

Dünyanın her yerinde takvimler 8 Martı gösterdiğinde kadınlar için konferans, gösteri ve eğlence gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Çünkü 8 Mart tüm dünyada kadınlar günü olarak ilan edilmiştir. Peki, neden böyle bir gün? Neden erkekler günü diye bir gün yokta özellikle kadınlar günü var? Bugünü ilan etmedeki amaç nedir? Bunlara değinmeden önce kısaca kadınlar gününün tarihine bakalım.

Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910'da Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya çıktı. 8 Mart 1857 tarihinde bir tekstil fabrikasında yangın çıktı ve birçok kadın işçi bu yangında ölmüştü. İşte bu toplantıda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderinden Clara Zetkin, ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın International Women's Day-Dünya kadınlar günü olarak anılması önerisinde bulundu ve öneri oy birliği ile kabul edildi. Birçok ülkede her yıl kutlanmaya başlandı. İsveç'te ise 1912 yılından itibaren kutlanmaya başladı.

Ancak ilk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ama her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı tarafından olmuştur.

İki dünya savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanılmaya başlamasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 yılında 8 Mart'ın ‘Dünya Kadınlar Günü' olarak kutlanmasını kabul etti.

Türkiye'de ilk kez 1921 yılında kadınlar günü olarak değil de ‘Emekçi kadınlar günü' olarak çok yaygın olmasa da kutlanmaya başlandı. Aradan 54 sene sonra yani 1975'te bu kutlamalar sokağa taşınarak daha yaygın bir hale getirildi. Ama 12 Eylül 1980 yılında Askeri darbesinden sonra dört yıl içinde herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Türkiye'de ‘Dünya Kadınlar Günü' kutlanmaya başlandı.

Farklı yerlerde farklı yıllarda kutlanmaya başlanıldıysa da 1970-1980'li yılları arasında tüm dünyada ‘Dünya Kadınlar Günü' resmen kutlanmaya başlanılmış oldu. Peki, Neden böyle bir gün ilan edildi?

Çünkü İslam gelmeden önce tüm dünyada kadına bakış, insan dışı bir varlık olduğu yönündeydi. Erkekler değerli varlıklardı ama kadınlar pis, değersiz ve şeytani bir varlık idi.

Bununla ilgili Aristo, "Kadın yaratılışta yarı kalmış bir erkektir." demiştir. Hatta çarşıda pazarda nasıl ki tabak çanak satılır/alınır ve nasıl ki alınan eşya beğenilmediği zaman atılır veya başkasına satılırsa kadına da aynı muamele yapılırdı. Bu yüzden kadında aynen herhangi bir eşya satılır gibi oda çarşıda satılıyordu çünkü kadın yasal açıdan bir eşya idi ve çarşıda alınıp satılabilirdi. Hatta ve hatta o kadar değersiz bakılıyordu ki, kadınların neden yaratıldığına anlam veremiyorlardı. Yani hayvanlar kadar dahi değeri olmayan böyle kötü bir varlık neden yaratılabilirdi diye düşünmeye başlamışlardı.

Roma, Yunan, Rusya, Çin hatta Mısır, İran ve Bâbil gibi yerlerde kadına bakış biraz farklı olsa da ortak düşünceleri kadınların gereksiz ve değersiz bir varlık olduğu yönündeydi. Kadına şu şekilde bakıyorlardı;

Kadın erkeklerin omzunda ancak bir yüktü ve o kadar kötü bir varlıktı ki, bir yangın söndürülebilirdi, bir yılan soktuğunda zehri akıtılabilirdi yani her şeye çözüm bulunabilirdi ama kadının kötülüğünün çaresi yoktu. Kadın, kötülüklerin kapalı olduğu kapağı açmış ve bütün musibet ve felaketleri dünyaya yaymış. Bu yüzdende dünyada var olan bütün felaketlerin sebebi kadındı. Birinin başında bir kötülük gelse onu suçlusu da kadındı ve Cehennem, zehir, ateş vs. dahi kadın kadar kötü değildi.

Kadının dünyada hiç bir hakkı yoktu. Kocası dilediği zaman sebepsiz yere onu boşayıp başkasına satabilirdi. Kocası öldüğü zamanda kadının yaşama hakkı dahi yoktu ve hemen öldürülmeliydi. Öyle ki 1700'li yıllara kadar kadın, kocasının cesediyle beraber yakılırdı. Hatta kocanın kadınını öldürme yetkisi dahi vardı. Düşünebiliyor musunuz!?. Öyle bir toplumda, öyle bir sistem altında yaşıyorsunuz ki, adamın biri karısını öldürebiliyor ve hiç kimse buna ses çıkarmadığı gibi çok faydalı bir iş yapmışçasına insanlar tarafından övülüyor. Çünkü o, dünyada yaşamaması gereken, kötülük saçan birini yani kadını öldürmüş. Bu yüzdende adam kötülük değil toplum için faydalı bir iş yapmış sayılıyor. Başlı başına bu örnek dahi o dönemlerde kadının ne kadar önemsiz, değersiz olduğu nazarını ortaya koyuyor. Ama biz yinede İslam'dan önce kadına olan bakışı örneklendirmeye devam edelim.

Kadın doğum yaptığı zaman çocuğu babasının ayakları önüne koyardı babası kucağına alırsa onu kabul etmiş demekti ama öylece bırakıp giderse kabul etmediği anlamına gelirdi. Kadın erkek çocuğu doğurduğunda isteyen onu sahiplenirdi ama kız çocuğu doğurduğunda o günahsız yavru açsız, susuz ölüme bırakılırdı veya diri diri toprağa gömülürdü. Baba evladını dilediği zaman başkasına satabilirdi ve kadının bu duruma itiraz etme hakkı yoktu.

Erkekler bir yanlış yaptıkları zaman ceza görmezlerdi ama kadın yaptığında en ağır işkencelere tabi tutuluyordu. Kadın zina yaptığı zaman cinsel organları oyularak çıkarılırdı ama erkeğin zina yapması gibi bir durum söz konusu değildi. Yani erkeğin eşi dışında bir kadınla beraber olması bir suç değildi. Sonuçta değerli olan varlık (erkek) değersiz olan bir varlıkla (kadınla) beraber olmak istiyor. Yani bunu erkek istedikten sonra bir problem yoktu.

Miras gibi haklardan mahrum bırakılmalarından bahsetmeye gerek dahi duymuyorum.

Yahudiler her sabah duasında şöyle derlerdi; ‘‘Ezeli İlahımız! Kainatın Kralı! Beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun.''

Hıristiyan azizler de "Hz. İsa'nın annesi dışında kalan tüm kadınların cehennem azabından kurtulamayacağını" söylerler.

Ayrıca Hıristiyan azizi Saint Paul'da şöyle der: ‘‘Her erkeğin başı İsa idi, her kadının başı da erkekti. İsa'nın başı ise Tanrıydı. Erkek Tanrının şânı ve çehresidir. Fakat kadın erkeğin şanıdır. Çünkü erkek kadına bağlı değildir. Kadın ise erkeğe bağlıdır. Erkek kadın için doğmadı, fakat kadın erkek için doğdu. Mesih adına kadın kendini köleliğin sembolü saymalıdır.''

Ve Hintlilerin taptıkları Buda'nın da şunları söylediğini duyurdular: "Eğer kadınları dinime kabul etmeseydim Budizm çok uzun zaman temiz bir şekilde devam ederdi. Bugün artık bu dinin uzun zaman yaşıyacağını zannetmiyorum. Zira bu dine kadın girmiştir."(Edyanu'l Hind 72)

Kadın değersiz görüldüğü için isim dahi verilmezdi. İsim yerine numara verilirdi ve bir, iki, üç diye hitab edilirdi. Kadının hem yaratılış sebebine hem de nasıl bir varlık olduğuna bir türlü anlam veremediler. Kimi kadın erkeğe hizmet etmek için yaratıldı dedi, kimi evcil hayvandır dedi, kimi elden ele dolaşan ortak bir mal dedi vs. ama bir türlü doğru olan sonuca varamadılar zihniyetleri gereği varamazlardı da.

Evet, batılıların gözünde kadın bu şekilde idi. Kadınları aşağılayanlar, değersiz görenler batılılardı ama 8 Mart'ı ‘Kadınlar Günü' olarak ilan edende yine batılılardır. 8 Mart'ı dünya kadınlar günü olarak ilan ederek kadınları geçmişteki konumdan çıkartıp, sözde kadına bir değer, özgürlük (!) ve hak vermeyi amaçlamışlardır. Oysa bu koskocaman bir yalandır. Zamanında sözde kadına bir takım haklar vermek adına 8 Mart'ı kadınlar günü olarak ilan etmelerinin yalandan ve büyük bir aldatmacadan ibaret olduğunu bugün kadına olan bakışlarıyla yeteri kadar ortaya koymaktalar.

Geçmişte kadına bakışı örneklerle izah ettikten sonra bugün kadına nasıl bakıldığını yine örneklerle (ki bu örnekler istatiki verilerdir) açıklayarak bunun bir yalandan ibaret olduğunu ortaya koymuş olalım.

Dünyanın her yerinde kadına şiddet çok yaygın... En az üç kadından biri ya dövülmüş ya cinsel ilişkiye zorlanmış yada hayatı boyunca tecavüz ve kötü davranış gibi bir çok suiistimal edilmiştir. Suiistimal eden kişilerde genelde ya aileden bir üye yada kadının tanıdığı bir kimsedir. Ev içi şiddet, bölge, kültür, etnik köken, eğitim, sınıf ve din ne olursa olsun kadınlara karşı en yaygın suiistimal şeklidir. Kadınlar trafik kazası, kanser veya herhangi ölümcül bir hastalığa yakalanması değil, aksine erkeklerin şiddetinden dolayı sakatlanmakta veya hayatını kaybetmektedir.

Türkiye'de şehirlerde evli kadınların % 18'i, köylerde de % 76'sı eşleri tarafından dövülüyor. Kadınların % 57,7'si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor. Aile içi suçların % 90'ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor. Dünyada kadına şiddet yaygın olmasına rağmen, bu en az cezalandırılan bir suç olarak sayılmakta.

Dünyadaki işlerin %66'sı kadınlar tarafından görülüyor. Ama buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10'una sahipler. Dünya'daki mal varlığının ise % 1'ine sahipler. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34'ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90'ına ve toplam mal varlığının % 99'una sahipler.

Tahminlere göre 113 ile 200 milyon arasında kadın demografik olarak "kayıp" (yok) görünmektedir. Ya doğar doğmaz öldürülmüşler (erkek çocuğun kız çocuğa tercih edilmesi) ya da erkek kardeşleri ve babalarıyla eşit derecede gıda ve tıbbi olanaklara ulaşamamışlardır.

Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700.000 ila 4.000.000 arasındadır. Ve düşünün bu çirkeflikten elde edilen kazançlar yılda tahminen 12 milyar dolardır.

Dünyanın neresine bakarsanız bakın kadın ya cinsel obje olarak ya da eskiden olduğu gibi eşya olarak bakılmakta. Ama bunu çağa uydurdukları ve modernleştirdikleri (!) için kadınların kendisi dahi fark edemiyor. Her reklamda kadının kullanılması hatta tüm hatların ve çıplaklığın ön planda olması başlı başına bir örnektir. Ama kadın çıplaklığı bir değer olarak görmekte. Çünkü; kadının, sabahtan akşama kadar çalışmasını, kocasına karşı çıkmasını, çıplak denilecek kadar açık gezmesini, genç yaşta çocuk doğurmamasını, sarhoş olup evine sabaha doğru gelmesini, dost hayatı yaşamasını, evini ve ailesini ihmal ederek kariyer peşinde koşmasını kadına bir değer olarak gösterildi. Kadında toplumda değer kazanmak için bunlara sarıldı.

8 Mart'ın kadınlar için resmi gün olarak ilan edilmesinin amacı sanıldığı gibi kadına hak veya değer vermek değildir. Eğer amaç bu olsaydı ve bu amacı gerçekleştirmiş olsalardı kadınlar her zaman, her fırsatta ‘kadına uzanan eller kırılsın' veya özgürlük sloganlarıyla yürüyüş düzenlemezlerdi veya kadın haklarını (!) anlatan konferanslar hazırlamazdı. Demek ki halk, sözde kadına bir takım değerler verdiğini zanneden bu sistemden razı değil. Demek ki kadına herhangi bir hak sunulmuş değil. Çünkü sunduklarının hak değil aksine büyük bir aşağılama olduğu ve aynı zamanda değer değil değersiz nazarıyla baktıklarını ortaya koyuyor.

Menfaate dayalı olan Kapitalizm ne kadına değer verir nede bir takım haklar sunabilir. Çünkü Kapitalizmde asıl olan çıkardır. Bu yüzdende kadına bakışı da ancak çıkar olabilir.

Kadına değer veren tek bir ideoloji var ki oda İslam'dır. Çünkü kadını yaratan Rabbimiz kadına uygun olan bir düzeni indirmiştir. İşte bu düzene sarılan her kadın değerini ortaya koymuş olur ve onun için 8 Mart gibi özel (!) bir günün olmasına gerek olmaz. Çünkü İslam ona zaten her anında değer vermiştir.

Sümeyye AVCI