Tebliğ ve Peygamberimizin izlediği yol

Tebliğ ve Peygamberimizin izlediği yol islamseli.net islami forum dini forum Arşivi Tebliğ ve Peygamberimizin izlediği yol

Tebliğ ve Peygamberimizin izlediği yol
"Habîbim! İnsanları rabb-i tealanın yoluna hikmetle (açık delillerle ve güzel vaazlarla) davet et Ve onlarla muhkem ve güzel mukaddimelerle, mülayim ve tatlı sözlerle mücadele et (ki davetin hüsn-i tesir hasıl etsin)" (Nahl Sûresi, 125)

Peygamberimiz bu ve benzeri ayetleri örnek alarak müminleri ilim ve hikmetle irşat eder, bu irşadını delillere dayandırırdı

İrşadında ve ikazında hiddet ve şiddet göstermezdi Muhataplarını samimî bir hava içerisinde karşılar, onlara şefkat ve merhametle nasihatte bulunurdu Doğruyu ve gerçeği anlatmakta daima tatlı dili, güzel sözü tercih ederdi Zihinlerde meydana gelen şüphe ve tereddütleri büyük bir sabır ve anlayışla giderirdi Muhataplarına itibar eder ve onları ikna etmek için fesahat ve belagatla tane tane konuşurdu Sorulan sualler yersiz de olsa tebessümle karşılar, ciddiye alırdı Vaaz ve nasihatlerindeki tesirin en büyük bir sebebi de insanların kusurlarını bağışlayıp, onları affetmesiydi Hatta en çok sevdiği amcasını ve daha birçok akraba ve sahabelerini şehit eden ve ettirenleri Mekkenin fethi sırasında affetmişti Halbuki, o gün bütün güç ve kuvvet elindeydi Onları dilediği gibi cezalandırabilirdi

İşte böyle büyük ve yüksek seciyelerle etrafındaki insanların ruhlarına tesir etti ve onların nüve halindeki kabiliyet ve yeteneklerini uyandırdı, inkişaf ettirdi Onları insanlık semasının birer yıldızı haline getirdi O asrı perdeleyen cehalet sislerini kaldırdı alemin şeklini değiştirdi İnsanlar arasında adalet, muhabbet, yardımlaşma gibi yüksek seciyeleri hayata geçirdi Kişisel ve sosyal hayatı tehdit eden bütün hastalıklara karşı şifalı ilaçlar getirdi ve Allahın izniyle insanlık alemini tedavi etti
Tebliğ mesleğinin yolu, “Acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yoludur Bu dava, iman kurtarma davası İnsanları ahir zamanın dehşetli fitnelerinden sıyırıp, ulvî gayelere yönlendirme davası Beşeriyeti, nefsin, şeytanın ve akıl almaz derecede bozulmuş içtimaî havanın tesirinden kurtarıp, ona kulluğun zevkini tattırma davası Bir insan bu yüksek ideali, bir İlahî lütuf olarak yakalayabildiği takdirde, ilk yapacağı şey, bu zor işi başarmaktaki aczini ve fakrını itiraf ile Rabbinin kudretine ve rahmetine istinat etmek olacaktır

Acz ve fakr, kulun iki zatî hassası; insanın en bariz özellikleri Nitekim Fatiha Sûresini okurken, mealen, “yalnız sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz” diyerek alemlerin Rabbi olan Rabbimize sığınır, dünyevî olsun, uhrevî olsun her işimizde O’ndan medet bekleriz İşte iman ve Kur’an hizmetinin erleri de insanların kalplerinde hidayetin sümbüllenmesi için bütün güçleriyle çalışmakla birlikte bu büyük neticeyi kendi kuvvet ve kudretleriyle elde edemeyeceklerini bilerek acz ve fakr ile Allah’ın dergahına iltica ederler

Üçüncü adım, kendilerini cehenneme hazırlayan asi ve günahkar insanlara acımak ve yardımlarına bir doktor hassasiyeti ve bir anne şefkatiyle koşmak Ve dördüncü adım, bu işi hikmet dairesinde yürütmek

Millî şairimiz, Merhum Mehmet akifimizin,

“Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”

beytiyle ortaya koyduğu büyük ideal, Risale-i Nur Külliyatında kemaliyle tahakkuk etmiştir Neden ve niçinlerle dolu bu asrın çarşısında, ancak hem akla, hem de kalbe hitab eden, davasını hem sevdiren, hem de ispat eden bir külliyat revaç bulabilirdi ve buldu da

Bu tespitlerden birincisi İslam’ı gerek kendi vatandaşlarımıza, gerekse bütün bir insanlık alemine ulaştırabilmemiz için en büyük şartın, Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu ders verir Diğeri ise, iman ve Kur’an hakikatlerini muhtaçlara ulaştırabilmek için iktisadî yönden kalkınmak gerektiğini tespit eder

Bu iki yaramızı tam kabul ile tedavisine çalışmamız gerek Bundan gaflet ederek, geçici ve kararsız siyasî formüllere bel bağladığımız sürece, sürünmeye devam edecek ve bununla da kalmayıp, İslam’ın muhtaç gönüllere ulaşmasına perde ve engel olmanın mesuliyetini de çekeceğiz
Her müslüman üzerine düşen görevi yapmakla sorumludur Bir insanın toplumda bulunduğu konum ona bazı sorumluluklar yükler Her müslüman da o kunumuna göre sorumlu olur Bu konuya bir hadisi şerifle bakabiliriz: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz” buyuruluyor

Herkes her durumda bu hadisi kendine göre yorumlayamaz Mesela, yolda bir kötülük görsek, onu elimizle düzeltmeye kalksak ve o kişiye zarar versek, o adam da davacı olsa, bu durumda bize de ceza tatbik edilir Öyleyse hadisi şerifin manasını nasıl anlamalıyız?

El ile düzeltmek vazifeli insanların, yani devletin ve emniyetin görevi, dil ile düzeltmek alimlerin vazifesi, kalben buğz etmek ise diğerlerinindir

Bu nedenle bir Müslüman önce İslamı hakkıyla yaşamalıdır Sonra eğer zarar vermeyecekse uygun ve tatlı bir dille anlatmalıdır Bundan sonrasını da Allaha bırakmalıdır

Nasıl ki ağaç yetiştirmek isteyen bir kimse şu konulara dikkat eder: Tohum ıslah edilmiş, tarla ekime elverişli, mevsim ekim zamanı ve ekenin de sahasında uzman olması şarttır Bu açıdan bozuk bir tohumu, sert ve elverişsiz bir tarlaya, uygun olmayan bir mevsimde, hiç ekimden anlamayan bir kimsenin yapması her şeyin boşa gitmesine neden olacaktır Bu özeliklere sahip olan bir bahçıvan görevini yaptıktan sonra, tarladan çiçeklerin ve güllerin çıkması için tarlanın içine girmeye ve onu ağaç yapmaya kalkışmaz Üzerine düşeni yapar ve sonucu Allah’a bırakır

Aynen bunun gibi, doğru İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu yaşamak ve anlatmak gerekir İslama uygun olmayan düşünce ve fikirleri İslam diye anlatmak hem İslama, hem anlatana hem de anlatılana zarar verecektir

İslam ve iman tohumlarının atıldığı muhtaç gönüllerin de ona hazır olması gerekir Henüz bunlara hazır olmayanlara anlatmak bazen zarar bile verebilmektedir

Ayrıca tebliğin mevsimi de çok önemlidir Ortam, şahsın halet-i ruhiyesi, beklentileri gibi durumlar da önemlidir Mevsiminde ekilmeyen her tohum zayi olabilir

Diğer taraftan islamı tebliğ eden kimsenin de onu nasıl anlatacağını, kırmadan dökmeden uygun bir ifade tarzıyla akıl, kalp ve gönüllere nasıl serpileceğini bilecek donanıma sahip olmalıdır Uzaman bir doktor gibi ehil olmalıdır

Bu özelliklere sahip olan bir Müslüman üzerine düşenleri yaptıktan sonra o gönüllerde iman ve İslam güllerinin açılmasını Allah’a bırakır, Allah’ın vazifesine karışmaz
Alıntı