Tecdid ve imanımızı yenileme ihtiyacı

Yakın tarihin gerçeklerindendir: Osmanlı Devletinin çöküş ve tarih sahnesinden çekilişinin ana sebebi, ilim, eğitim ve terbiye müesseseleri olan medrese, tekke, zaviye ve ailelerin kendilerini yenileyememiş olmalarıdır. Günümüzde de, ailevî, sosyal, siyasî çalkantılara, ahlâkî erozyona, ekonomik krizlere dûçâr olmamızın sebebi; kendini dindar diye tanımlayanların dahi—elbise, eşya, ulaşım vasıtaları, ev vesâireyi sık sık yeniledikleri halde—bilgi, ilim, iman ve ibadet, yani manevî cepheden kendilerini yenileyememeleridir.

“Zamanın değişmesiyle ahkâm/hükümler de değişir” hakikatince, her çağın, her zamanın bir hükmü, her devrin kendine has bir anlayışı, bir yaklaşım, bir bakış tarzı vardır. Meselâ, geçmiş devirlerde “kalp ve teslimiyet” hâkimdi. Bugün, “akıl, bilim, mantık, ispat, araştırma, sorgulama” hükümrandır.
“İkra!”, yani “Oku!” ve “Tefekkür edin!” Kur’ân’ın ilk ve temel emirlerindendir. Keza, Kur’ân, akıl etmeye, araştırmaya, gözleme, bilime yönlendirir. İslâm hakikatleri ve ilimleri, yeni durum ve gelişmelere karşı daima tecdidini yapar, yeniler. Ki, içtihad-müçtehid, tecdid-müceddid manaları bunu gerektirir. İçtihad-müçtehid, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’den çağın anlayışına göre hüküm çıkarma/çıkaran; tecdid-müceddid ise; İslâmın hakikatlerini çağa göre yenileme, ele alma, izah etme, yeni bir üslûpla tebliğ etme, anlatma/anlatan demektir.
Felsefe ve tıpta zamanın dahisi İbn-i Sina, yalnızca tıp alanında 29 buluş yapmış, onlarca tıbbî âlet geliştirmiş. Yine, El-Havi isimli tıp eseri, asırlarca Batı üniversitelerinde okunmuş. Ne var ki, bugün, hastalıkların teşhis ve tedavisinde yeni tıbbî veriler, metotlar, âletler, cihazlar, ilâçlar, kitaplar ortaya çıktı. Sosyal hayat ve anlayışlar da fevkalâde inbisat ve değişim içinde. Meseleler, problemler, psiko-sosyal hastalıklar da çeşitlenmiş, derinleşmiş. 100, hatta 10 sene öncesinin bakış açısı değişti. Aile ve sosyal hayatta da eski devirlerin ilmî birikimiyle tasnif edilen irşad, tebliğ metotları ve tefsirleriyle hareket edebilir miyiz? Onlar, elbette, çağlarına uygun yazılmış temel eser, kaynak eserdirler. Ama, çağımızın insanını tatmin etmeye kifayet etmemeleri normaldir. Öyleyse, Kur’ân’ın çağa bakan eşsiz mesajı Risale-i Nur’u okumaya çok, ama çok ihtiyaç var.