İmanin şubelerinden şükür

Şükür; îmân, ilim, sâlih amel, güzel ahlâk, âfiyet, sıhhat, evlâd, mâl ve diğer nimetlerinden dolayı Allâhü Teâlâ’ya kalble, dil ile, amel ve mâl ile kulluk ve ibâdet etmek, onun emirlerine uymak, onun nimetlerini günahta kullanmamaktır.

Ona itaat etmemek ise küfran-ı nimet ve nankörlüktür.

Şükür, bütün ibâdetleri ve bütün güzel huyları içine almaktadır.

Dil ile şükür, hamd ve senâ etmek, kelime-i tevhîd, tesbîh okumak ve diğer zikirleri yapmak, Kur’ân-ı Kerîm okumaktır.

Kalp ile şükür, mârifet, ilim, doğru îtikat, düzgün niyet, yaratılanlardan ibret almak, güzel ahlâk elde etmektir. Diğer uzuvların şükürleri de bunlara benzetilebilir.

Her şeyi yoktan var eden Allâh’a şükür ve onun emrine ta’zim (hürmet) etmek kulluk îcâbıdır. Bunun gibi, insanlardan görülen nimet ve iyiliklere teşekkür etmek ve onları hayır dua ile anmak da mürüvvet ve insâniyet icâbıdır. Hadîs-i şerîfte “İnsanlara şükretmeyen, (onların iyiliğini bilmeyen) Allâhü Teâlâ’ya şükretmemiş olur.” buyuruldu. Bilhassa ilim öğretenlerin haklarını gözetmelidir. Zîrâ onlar ebedî saâdete, âhiret nimetlerine ve Allâhü Teâlâ’nın rızâsına kavuşmaya sebep olurlar.

Hakîkî şükür, şükürden âciz olduğunu îtiraf etmektir. Zîrâ nimete şükür de Allâh’ın bir nimetidir. Akıllı bir kimse kendi hâlini düşünse, dışını ve içini Allâhü Teâlâ’nın nimetleriyle kaplanmış bulur. Böylece elbette tam şükredemeyeceğini anlar. İster istemez âcizliğini itiraf eder. Bu hal, nimetleri anlamak ve bilmekten meydana gelir. Nimetleri ihsan eden Allâhü Teâlâ’ya layıkıyla kulluk ve rızâsına uygun ibâdet etmekten âciz olduğunu idrâk eder. Lâkin böyle bir şükre sâhip olanlar pek azdır. Nitekim Allâhü Teâl⠓... Kullarımdan çok şükredenler azdır.” (Sebe’ Sûresi, âyet 13) buyurmuştur.