Hz. Alinin Faziletleri nelerdir - Hz Alinin dogumu ve ölümü
HAZRET-İ ALİ
İslam ümmetinde oluşan ihtilaf yoktur ki bu ihtilafın çözümü Müslümanların şefaatçisi Hatemü’l Enbiya (son peygamber) Hz. Muhammed (s.a.a.v) tarafından gösterilmiş olmasın. Peygamber Efendimiz her fırsatta kendisinden sonra ümmetinin karşılaşacağı fitneleri haber vermiş ve bu fitneler karşısında ümmetinin nasıl bir yol izlemesi gerektiğini özellikle ve defalarca vurgulamıştır:
“Yakın bir zamanda bir fitne (karışıklık) meydana geldiğinde herkes Allah’ın kitabına sığınıp Ali Bin Ebi Talip’in eteğine sarılsın.”
(Ebu Nuaym Hilyetü’l Evliya / Ensabu’l Eşraf c:1 s:118 / Tarih-i Dımeşk c:1 s:89)
Görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s.a.a.v.) kendisinden sonra meydana gelecek olayları ilahî bir hikmetle önceden görmüş ve ümmetini bu konuda uyarıp oluşacak fitneler karşısında tutmaları gereken yolu onlara göstermiştir ki bu yol sıratu’l müstakim (dosdoğru olan yol) olan Ehlibeytin yoludur. Bu yol Hz. Ali’nin yoludur. Burada çok önemli bir konu vardır. Acaba Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Müslümanlara neden başkasını değil de bu yolu takip etmelerini özellikle emretmiştir? Bunun cevabını bizzat Hz. Muhammed veriyor: Çünkü hak ve Ali asla birbirlerinden ayrılmaz. “Ali hak iledir hak da Ali ile.”
(Hatip El Bağdadî Tarih-i Bağdat c:14 s:321 / İbn-i Asakir Tarih-i Dımeşk c:3 s:119 / Ali El Hindî Kenzu’l Ummal c:5 s:30)
Hz. Ali müminlerin emiridir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali’ ye selam verdiğiniz zaman ona ‘Emiyrül müminiyn’ diye hitap ediniz.” (El Yakin s:125 / Tarih-i Taberî)
İbn-i Ebil Hadit Şerh-i Nehcü’l Belaga adlı büyük eserinde Hz. Muhammed’in defalarca şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Ya Ali! Sen müminlerin emirisin.”
“Ya Ali! Sen dinin ve müminlerin ya’subusun (arı beyisin).”
“Ya Ali! Sen emiyrün nahılsın (müminlerin arı beyisin).”
Arı beyinin arılar için ne denli önemli olduğunu araştıran bu benzetmeyle Hz. Ali’ nin Müslümanlar için ne kadar vazgeçilmez olduğunu ve bu benzetmenin öyle sıradan bir şey olmadığını görecektir. Bilindiği gibi her kovanda bir tek arı beyi bulunur ve bu arı beyi kovandaki bütün arıların tek ve tartışmasız lideridir.
Hz. Ali müminlerin velisidir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali benden sonra her müminin velisidir.”
(Ahmet Bin Hanbel Müsned / Tirmizi Sünen)
Hz. Ali hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’den ayrılmamıştır.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali Kur’an ile Kur’an da Ali ile beraberdir.” (Hakim Müstedrek c:3 s:124)
Hz. Ali Kur’an-ı Kerim’in gerçek manasını bilen ve onu koruyandır.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Ben Kur’an’ın nüzûlü uğruna savaştım. Sen de onun gerçek manası uğruna savaşacaksın.” (Hanbel Müsned / Ebu Davud Sünen)
Hz. Ali’nin eşi ve benzeri yoktur.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali’nin insanlar arasındaki yeri Kur’an’daki ‘Kul huvallahu ahad’ gibidir.” (Kenzü’l Hakayık s:141 / Yenabiü’l Mevedde s:235 / El Kazirunî El Erbain s:105)
Hz. Ali ümmetin ihtilaf ettikleri konuların çözümleyicisidir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Benden sonra ümmetimin ihtilaf ettikleri şeyleri sen açıklayacaksın.”
(İbn-i Asakir Tarih-i Dımeşk c:2 s.482 / Kenzu’l Ummal c:5 s:33 / Menavî Kenzu’l Hakayık s:203)
Hz. Ali ilim kapısıdır.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben ilmin şehriyim Ali de onun kapısıdır. İlim isteyen kapıya gelsin.”
(Hakim Müstedrek c:3 s:126 / Tarih-i İbn-i Kesir c: 7 s: 358 / Hanbel Menakıb-ı Cami c: 5 s:201)
Hz. Ali Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) bu dünyada olduğu gibi sırlar âlemindeki kardeşidir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ey Ali! Musa Peygamber için kardeşi Harun ne ise sen de benim için o menzildesin. Şu farkla ki benden sonra Peygamber gelmeyecektir.”
(Buhari Sahih / Müslim Sahih / Tirmizi Sünen / Hanbel Müsned)
Hz. Ali Hz. Peygamber’in sırrının sahibidir.
“Sırrımın sahibi Ali Bin Ebi Talip’tir.”
(Yenabiül Meveddeh s:180 / Tarih-i Dımeşk c:2 s:311 / Kenzü’l Hakayık c:1 s:155)
Hz. Ali cennet ve cehennemi bölendir.
“Ya Ali! Sen Kıyamet gününde cennet ve cehennemi bölensin. O gün ateşe bu senin bu da benim diyeceksin.” (Yenabiül Meveddeh s:285 / Sevaiku’l Muhrika s:214 / Hanbel Müsned)
Hz. Ali sıddıyk-ı ekber ve faruk-ı azamdır.“Ya Ali! En büyük sıddık sensin. Hak ile batıl arasındaki faruk sensin. Sen müminlerin melikisin.”
(Yenabiü’l Meveddeh s:201)
Hz. Ali Allah’ın yeryüzüne uzanan ve müminlerin ona sımsıkı sarıldığı ipidir.
"Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün..." (Âl-i İmran 103) Ehlisünnetin tefsir ve hadis âlimleri olan Hafız Kunduzi Şafî âlimi Şeblenci ve İbni Hacer şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Resulullah İmam Ali'nin elinden tutarak "Ona sarılın bu gördüğünüz Ali Allah'ın sağlam ipidir." dedikten sonra bu ayeti okudu: "Hep birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın.....”
“Ey Ali! Sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.” (Tirmizi Sünen)
“Ey Ali! Sen bendensin ben de sendenim.”
(Buhari / Tirmizi / Hanbel)
“Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ ım ona dost olana dost ol ona yardım edene yardım et. Ona düşmanlık edene de düşmanlık et.”
(Kenzu’l Hakayık c:12 s:116)
“Ey Ali! Sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin.”
(Hanbel Müsned)
“Ali’ nin aleyhinde konuşan benim aleyhimde konuşmuş olur.”
(Hakim Müstedrek / Zehebî Telhis / Hanbel Müsned / Nisaî Hasais)
“Kevser Havuzu’ nun başına ilk geçecek olanınız ilk iman edeniniz olan Ali Bin Ebi Talip’tir.” (İbn-i Abdülbir El İstiab c:3 s:28 / İbn-i Ebi’l Hadid Şerh-i Nehcü’l Belağa c:13 s: 119 / Hakim Nişaburî Müstedrek
c:3 s:17)
“Ali’nin bana olan yakınlığı benim Rabbime olan yakınlığım gibidir.”
(Siyretü’l Halebî c:3 s:391 / Riyadü’n Nadire c:2 s:215 / Zehairü’l Ukba s:64 / Sevaiku’l Muhrika s:106)
Hz. Ali’ nin bu konularda neler söylediğine kulak verelim:
1) “…Peygamber her yıl Hira Dağı’ na ibadete çekilirdi. Onu benden başka kimse görmezdi. Ona vahiy geldiğinde şeytanın feryadını duydum. “Ya Resulullah bu feryat nedir?” dedim. “Bu feryat eden şeytandır. Kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesti artık. Sen benim duyduğumu duyuyor gördüğümü görüyorsun; ancak Peygamber değilsin. Vezirsin ve hayırlar üzerindesin.” (Nehcü’l Belağa 192. hutbe)
2) “Ben Allah’ın Resulunun kardeşi ve sıddıyk-ı ekberim. Bu sözü benden sonra yalancı ve iftiracıdan başkası söyleyemez. Ben insanlardan önce yedi yıl Resulullah ile namaz kıldım.” (Cerir Et Taberî Tarihu’l Ümem c.2 s:312 / İbn-i Kesir El Kâmil c:3 s:112 / Hakim El Müstedrek c:3 s:112)
3) “Sizin aranızda iman bayrağını ben diktim. İlahî hükümlerin helal ve haramını ben size öğrettim.” (İbn-i Ebi’l Hadid Şerh-i Nehcü’l Belağa c:6 s:873)
4) “Ben konuşan Kur’an’ım. Sorun her şeyi bana beni yitirmeden. Ant olsun Allah’a Kur’an’da hiçbir ayet yoktur ki; niçin ve kimin hakkında indi nerede indi düzlükte mi dağlıkta mı hepsini en iyi bilenim ben.”
(Taberi c:2 s:198 / Fethü’l Bari c:8 s:485 / Ensabu’l Eşraf c:1 s:99)
5)“Ben cennetle cehennemin bölüştürücüsüyüm. Kıyamet gününde ateşe bu senin bu da benim diyeceğim.”
(Tarih-i Dımeşk c:2 s:244 / Et Taberanî El Bidayet c:7 s:355)
Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) Hz. Ali için söylediği hadisleri toplamaya kalksak kitaplar doldurulur. Hadislerin bu kadarı bile Hz. Ali’nin nasıl bir fazilete sahip olduğunu Allah’ın ve Peygamberin yanında en yüksek mertebeye nasıl ulaştığını göstermeye yeterlidir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ne güzel buyurmuştur: “Şayet ağaçlar kalem denizler mürekkep olsa; cinler hesap tutsa insanlar da kâtip olsalar Ali Bin Ebi Talip’in faziletlerini kıyamet gününe kadar sayamazlar.”
(Menakıb-ı Havarezmî s:2 235 / Yenabiü’l Mevedde s:121 / Mizanü’l İtidal c:3 s:467 / Lisanü’l Mizan c:5 s:63 / Kifayetü’l Talib s:251 / Tezkiretü’l Huffaz s:8 / Feraidü’l Sımteyn)
Sahabelerin ve mezhep imamlarının Ali hakkındaki sözleri de dikkate şayandır.
İbn-i Abbas’ ın bu sözü meşhurdur: “Ali’yle kıyaslanacak hiçbir önder görmedim.” (Uyunu’l Ahbar c:1 s:110)
Ahmet Bin Hanbel: “Ebu Talip’in oğlu Ali ile kimse kıyaslanmaya layık değildir.”
(İbn-i Cüzi Menakıb-ı Ahmet Bin Hanbel s:160-163)
Ahmet Bin Hanbel: “Peygamber’in sahabeleri arasında Ali’nin eriştiği mertebeye hiçbir sahabe erişememiştir.”
(Hakim Müstedrek c: 3 s:107 / Havarezmî Menakıb s:3)
Eş Şafî: “Ben düşmanlarının kıskançlığı yüzünden dostlarının ise korkudan faziletlerini gizlemiş olmasına rağmen faziletleri doğu ile batıyı dolduracak derecede yayılmış olan Ali’ye şaşıyorum.”
(Taberî Rıyadü’n Nadire c:2 s:282 / İbn-i Hacer Sevaiku’l Muhrika s:118)
Ahmet Bin Hanbel: “Resulullahın ashabı içinde Hz. Ali kadar fazileti sahih senetlerle bildirilen hiç kimse yoktur.” (İbn-i Cüzî Menakıb-ı Hanbel s:160 / İbn-i Ebi Yalî Tabakatü’l Hanabile c:1 s:319 / Hakim El Müstedrek)
Hz. Ali o derecede hakkı temsil ediyor ki münafıkların kim olduğu Ali’ye olan sevgiyle anlaşılabiliyordu. Münafık demek ikiyüzlü demektir. Temiz sahabelerin yüz akı Ebu Said El Hudri “Biz münafıkları Ali’ yi sevmemeleriyle tanıyorduk.” diye buyurmuştur. Hani Hz. Muhammed defalarca buyurmuştu: “Ya Ali! Seni ancak müminler sever ve sana ancak münafıklar buğzeder (kin besler).”
(Sünen-i Nisaî c:2 s:271 / Sünen-i Tirmizî c:13 s:168 / Müstedrek c:3 s:483)
Başka bir hadiste de “Ali’ye duyulan sevgi imandır düşmanlık da münafıklıktır.”
(Müslim Sahih c:1 s:48 / İbn-i Hacar Sevaik s:73 / Ali El Hindî Kenzu’l Ummal c:5 s: 105)
İşte Ali budur. Ali hak ile bâtılı ayırandır. Acaba başka kim gelebilmiş bu dereceye kim?
Taberanî’nin El Evsat kitabında İbn-i Abbas’ın şöyle dediği nakledilir: “Ali’nin özel on sekiz üstün özelliği vardı ki bunlar ümmetin içindekilerden hiç kimsede yoktur.”
Buharî Tarihü’l Kebir adlı eserinde bir sahabenin ağzından şu ifadeye yer vermiştir: “Ali Peygamber’in sünnetini en iyi bilendir.” Ensabu’l Eşraf adlı eserde bir sahabeden şöyle bir nakil geçer: “Dinî farzları Ali herkesten iyi bilirdi.” Yine Medineli sahabelerden naklen şu ifadeler de vardır: “Biz kendi aramızda kadılık hususunda Ali’yi Medine halkının en bilgilisi olarak tanıyorduk.”
(Ensabu’l Eşraf c:1 s: 97 / El İstiab c:1 s:9 / Tabakat c:2 s:388)
Peygamberimizin hanımlarından Ayşe’nin de konuyla ilgili bir sözü Suyutî’ nin Tarihü’l Hülefa adlı eserinde mevcuttur: “Ali Resulullah’tan sonra sünneti en iyi bilendir.” Yine ünlü sahabelerden İbn-i Mesut’un bir sözü Hakim’in Müstedrek adlı kitabında geçer: “Biz kendi aramızda İslam hükümlerini en iyi bilen Ali’dir diyorduk.” O yüzdendir ki Hz. Ali halife olduğu zaman Hasan Basri şunları söyleyecektir: “Ali halifeliği zamanında halka doğru yolu gösterdi. Din eğrilmişken onu düzeltti.”
(İbn-i Ebi Şeybe El Musannef)
Bu söz aslında çok şey ifade ediyor. Peygamber’den sonra dinin eğrilmiş olduğunu yani Peygamber zamanında doğru olan yolun sonradan eğrildiğini ve Hz. Ali ile bu yolun tekrar doğrulduğunu anlatıyor.
Peygamberimizden sonra Ali’siz yürünmek istendi bu yolda. Bütün bu üstün özellikleri bir kalemde silinip Hz. Ali dışlandı eziyete uğradı evi yakılmak istendi eşi ve sevgili Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma’nın evine zorla girildi ve bu zor kullanım sonucunda Hz. Fatıma’nın çocuğunu düşürmesine neden olundu münafıklıktan ilahî damga yemiş kişilere dahi görev verilirken kendisi yönetimden ve her şeyden mümkün olduğunca uzaklaştırıldı. Eşi mirasından mahrum edildi. Ve daha birçok şey yaşatıldı. Profesör Doktor Zekeriya BEYAZ gazetedeki köşe yazısında bu konuda bakın ne diyor: “İster Alevi olalım ister Sünni olalım ama akıl ve mantığımızı adalet ve hakkaniyet duygumuzu dumura uğratmayalım olayları o yüce insani özelliklerimizle görelim ve değerlendirelim. O zaman büyük ölçüde bir noktada buluşur ve gerçekleri yakalarız... Dolayısıyla da ihtilaflar büyük ölçüde sona erer ve Alevi-Sünni kardeşliğimiz de iyice pekişir. Ama akıl ve mantığımızı insaf ve vicdanımızı karartırsak o zaman gerçekleri yakalayamayız. Tabii o gerçeği başkaları öğrenmiş olacağından ihtilaflar da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.”
İşte akıl ve sağduyuya dayalı aydın olmanın bilinci ve sorumluluğuyla dolu bağnaz olmayan bir tutum. İnsanım diyen mezhep taassubuna girmeden birilerine hoş görünme adına kalemini ve vicdanını satmadan olayları değerlendirebilme olgunluğuna eriştiğinde insanlar oturup konuşabilecek ve bağnaz tutumların ördüğü kalın duvarlar teker teker yıkılıp eller güvenle birbirlerine uzatılacaktır. Kardeşliğin önünde duran en büyük engel mezhep taassuplarıdır. Taassup yani körü körüne bağlanış sadece dinde değil her alanda tehlikelidir ve dolayısıyla bundan özellikle kaçınmak gerekir. Peki bu kolay bir iş mi? Taassuptan beslenen taassuptan çıkar sağlayan kişilere alet olunmazsa ve başkasının fikir girdabına girilmezse veya bu girdaba illa ki girilecekse önce olaylar durumlar dikkatlice incelenirse taassup yenilebilir.
Burada esas görev aydınlarımıza düşüyor. Prof. Dr. Zekeriya BEYAZ’ın yazısı şöyle devam ediyor:
“Şurası kesin bir gerçektir ki; Hz. Peygamber'den sonra başta Hz. Ali olmak üzere Ehlibeyti dışladılar haklarını kıstılar itibarsız hale getirdiler hatta daha sonraları onlara yani Ehlibeyte büyük zulümler yaptılar.
Tabii burada hemen aklımıza şöyle bir soru gelecektir: Kim dışladı Ehlibeyti kimler zulmetti Ehlibeyte? Hemen cevap verelim Müslümanların idaresini ele alan yöneticiler... Daha açık söyleyelim; Ebubekir Ömer ve Osman dışladılar; Muaviye ve oğlu Yezit zulmettiler...
…Ehlibeyte ve Hz. Ali'ye yapılan bütün zulüm ve haksızlıklar ictihad örtüsü ile örtülmüştür. Evet altını çizerek ifade edelim ki; bu anlayış İslam'ın ruhuna da insanlık faziletine de aykırıdır. Hakkaniyet ve adalete aykırı olan bir karar ve uygulama "İctihaddır..." denilip dinen meşru görülemez.
…Üzülerek açıklayalım ki; Sünni âlimlerimiz eskiden beri Ehlibeyte karşı yapılan her türlü haksızlık ve dışlamaları ictihad perdesi ile örtmüşler ve o haksızlığı yapanları da mazur görmüşlerdir.”
1) Sabah Gazetesi 11/02/2002 tarihli İnanç Dünyası adlı köşe yazısı
2) Alevi Dosyası sayfa: 112 (Zekeriya BEYAZ Sancak Yayınları-2003)
Evet Hz. Ali Hz. Peygamber’den sonra her türlü haksızlık ve dışlamalara maruz bırakıldı ama Hz. Ali güneş misali etrafını aydınlatmaya devam etti ve başta halifeler olmak üzere herkesin sorunlarının çözümleyicisi kendisi oldu. Yanlış karar veren halifelerin hatalarını düzeltti. Böylelikle hem mağdurun mağduriyeti giderildi hem de bu mağduriyete neden olacak olanlar bu nedenle helak olmaktan kurtuldu. Hz. Ali’yi her türlü haktan mahrum edenler başları sıkıştığında Ali’ye başvurmaktan başka çare bulamadılar. Suyutî’nin Tarihü’l Hülefa adlı eserinde 2. Halife Ömer Bin Hattab’ın şu sözü geçer: “Ali İslam hükümlerini hepimizden iyi bilir.”
Aynı halife bir sorunla karşılaşması durumunda Hz. Ali’ye olan ihtiyacını şu şekilde ifade etmiştir: “Ali’nin olmadığı yerde çözülmesi gereken bir sorunla karşılaşmaktan Allah’a sığınırım.”
(Tabakat c:2 s:339 / Suyutî Tarihü’l Hülefa / Ensabu’l Eşraf c:3 s:406)
2. Halife Ömer’e bu sözü söyleten çok olay olmuştur. Yanlış karar veren halifenin hatadan dönmesini hep Ali sağlamıştır. Bu yüzden Halife Ömer tarihe geçen şu sözü de söyleyecektir: “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu (yok olurdu).”
(Taberî Riyadu’n Nadire c:2 s:194 / Kenzu’l Ummal c:3 s:96228 / İbn-i Abdülbir İstiab c:2 s:261 / Fedailil Hamse fi Sihahis Sitte c:2 s:224225 / Havarezmî Menakıb s:48 / İbn-i Cuzî Sıbt Tezkiresi s:87)
Bütün bu anlatılanlara bakıldığında Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) neden Hz. Ali’ yi ümmetinin önderi müminlerin emiri ümmetinin karşılaşacağı sorunların çözümleyicisi olarak seçtiğini kolayca anlarız. Çünkü Hz. Ali’ nin üstlendiği misyon (amaç) budur. Onun örnek kişiliği Müslümanlığı ve kahramanlığı hakkında üç yüz ayet inmiştir. Bunun gerçekliği konusunda kimse şüpheye düşmesin. Bu sözü edilen ayetler bizzat sünni kaynaklarda da kayıtlıdır. İbn-i Asakir Tarihi’ ne Fahrettin Razi’nin Tefsirine Taberî’nin Tefsiri’ne Esbabün Nüzul’e Yenabiü’l Mevedde’ye ve daha birçok kaynağa bakılabilir. Hz. Ali cennetle cehennemi bölendir. Ateşe bu senin bu benim diyecek olandır. O sıddıyk-ı ekber ve faruk-ı azamdır. O emiyrül müminiyndir. Kısacası o Ali’dir. Ali gibisi varken başka bir arayış içine girmenin ayetlerle ve hadislerle sabittir ki sonu hüsrandır. Hz. Ali hidayet sancağıdır. Hz. Ali sıratül müstakimdir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ali hidayet bayrağıdır ve evliyamın imamıdır. Bana itaat edenin nurudur. Takvalılara lazım olan kelimedir. Onu seven beni sever; ona buğz (kin düşmanlık) eden bana buğz eder.”
(Hilyetü’l Evliya c:1 s:67)
“…Sen ancak ve ancak bir uyarıcısın ve korkutucusun ve her kavmin bir hidayete eriştiricisi vardır.” (Ra’d: 7. ayet) Resulullah şöyle buyurdu: “Uyarıcı korkutucu benim. Hidayete eriştiren de Ali’dir. Ey Ali! Hidayete erişmek isteyenler ancak sende hidayeti bulurlar.”
(İbn-i Sebbağ El Malikî Fusulil Mühime c:2 s:107122) / Tarih-i Dımeşk c:2 s:417 / Şevahidüt Tenzil c:1 s:293 / Kifayetü’t Talib s:233 / Feraidü’l Sımteyn c:1 s:148 / Dürrü’l Mensur c:4 s:45 / Et Taberî Camiü’l Beyan c:13 s:108 / Alusî Ruhu’l Meanî c:13 s:97 / Tefsir Eş-Şevkanî c:3 s:70 / Tefsir-i İbn-i Kesir c:3 s:502 / Nurul Ebsar s:71 / Müntahabatü’l Kenz c:5 s:34)
“Budur benim doğru yolum onu takip edin. Sizi ondan ayıracak başka yollara sapmayın.” (En’am 153. ayet)
Bu ayetin tefsiriyle ilgili İmam Muhammed Elbakır (a.s.) ve Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyurmaktadırlar: “Burada doğru yol imam demektir. Başka yollara sapmayın yani sapık imamların peşine takılmayın yolunuzu şaşırırsınız. Allah’ın yolu bizim yolumuzdur.”Salebî kendi tefsirinde Fatiha suresini tefsir ederken şu hadisi nakletmiştir: “Doğru yol Muhammed (s.a.a.v.) ve Ehlibeytinin yoludur.” Aynı tefsirde “Bizi doğru yola hidayet et.” ayeti hakkında “Bizi Muhammed ve Ehlibeytinin sevgisine hidayet et demektir.” hadisini İbn-i Abbas’tan nakletmiştir.
İkinci Halife Ömer; Ali ile diğer bir kişi arasında hakemlik ederken İmam Ali’ye künyesi ile hitap etti. İmam Ali: “Hasmımın karşısında niye beni övüyor ve saygı gösterisinde bulunuyorsun?” diye buyurdu. İkinci Halife Ömer şöyle dedi: “Babam size feda olsun. Allah sizin hatırınıza bize doğru yolu gösterdi. Sizin evde nur nazil oldu ve bizi karanlıklardan çıkarıp nura iletti.”(Zimahşeri Rabiü’l Ebrar c:3 s:595)
İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sıratü’l müstakim (dosdoğru olan yol) Emirül Müminin Ali’dir.”
(El Fakih / Tefsirül Ayaşi / Allame Tabatabai El Mizan Fi Tefsirü’l Kur’an)
Yine İmam Cafer-i Sadık (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sıratü’l müstakim Allah’ı bilmeye giden yoldur. Bu yolun biri ahirette biri dünyada olmak üzere iki yönü vardır. Dünyadaki yol itaat edilmesi zorunlu olan imamdır. İmamı tanıyan ve onun rehberliğinde yol alan kimse ahiretteki yoldan yani cehennem üzerinde kurulan köprüden geçer. Onu dünya hayatında tanımayan kimsenin ahirette ayağı kayar cehenneme yuvarlanır.” (El Meanî)
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) bu yöndeki uyarısını sayısız defa yapmıştı: “Size bıraktığım iki emanetten Kur’an ile Ehlibeytimden öne geçmeyin helak olursunuz. Geride de kalmayın helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye de kalkışmayın yoksa yine helak olursunuz. Zira onlar sizden daha bilgindirler.”
(Suyutî Durru’l Mensur c:2 s:20 / Usdu’l Gabe c:3 s:137 / Kenzü’l Ummal c:1 958. hadis)
Evet daha önce belirtildiği gibi Hz. Ali gibisi varken başka bir arayış içine girmenin ayetlerle ve hadislerle sabittir ki sonu hüsrandır. Bütün bu açıklama hadis ve uyarılardan sonra akıl ve insaf sahipleri her türlü mezhep taassubunu bırakarak aşağıdaki ayete yanıt vermelidir:
“Hakka ulaştıran mı uyulmaya daha layıktır; yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size nasıl hükmediyorsunuz?” (Yunus suresi 39. ayet)