Bundan böyle, onun iyilik ve faziletine vesile sayabileceğimiz bütün ruhî melekeleri ve bedenî kabiliyetleri artık şerrin ve şerlinin aleti olarak tahrip hesabına işleyecekti. Aslında bu kadar kalbî ve ruhî iltihaplanmaya mâruz kaldıktan sonra, başka türlü olması da düşünülemezdi. Şimdi o, daha çok karnavalı hatırlatan karmakarışık haliyle, nefsinin hezeyanlarını canlandıran sefil bir aktördür. Ne acıdır ki, bu acayip komediye sebebiyet veren yuva, toplum, mektep, henüz ona, nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında bile değillerdir.
Bu müesseselere, bir tohum bir çekirdek halinde kendilerine tevdi edilen bu taptaze filizlere karşı, terbiye edici ve yetiştirici ciddî hiçbir gayretleri olmamıştır. Oysaki insanın insan olması, onun nevine has ve onun için faydalı bir kısım istidatları işlettirmek, yine onun rûhî melekelerini topluma yararlı olacak istikamette geliştirmek ve nihayet onun umûmî muvazeneyi bozucu davranışlarına karşı, ciddî tavırlar alarak, muhtemel taşkınlıklarını önceden sezmek ve önlemek yuvanın, toplumun ve mektebin en birinci vazifeleri cümlesindendir. Bu vazifeleri eda etmeyen yuva merhametsiz, toplum zalim, mektep de gaddardır.
Başka varlıklar için 'söz konusu' olmasa bile, insanoğlunun şekillendirilmesi ve istenen keyfiyeti kazanması için bu kabil bir müdahale şarttır. Binaenaleyh, talim ve terbiye istikametinde baş vurulacak böyle haricî bir müdahale olmadan, mükemmel nesillerden söz etmeye de imkân yoktur.
Bu müdahale, yuvadan başlamak suretiyle bütün bir hayat mektebinde, çocuğun kendini bulmasına, ruhuyla bütünleşmesine ve içtimaî bir hüviyet kazanarak topluma yararlı bir uzuv haline gelmesine, veya Çiçeron'un ifadesiyle 'insanlığa yükselmesine' vesile olacak tek-yoldur. Ve yine bu müdahale sayesinde çocuk, geçmişe ait bütün malumat birikimlerinden istifade etme imkânını bularak, kendi insanına has çizgide ve kendi kültürünün tesirinde iyi bir terkipçi olma mutluluğuna erecektir. Aksi halde insanı, insan kılma istikametinde hiçbir müdahale ve hareketin olmadığı yerde, insandan bahsetmek de imkânsızdır.
Çünkü insan, sair varlıklardan farklı olarak, böyle bir müdahaleyi davetle dünyaya gelir. O, bu garip seferinde, alabildiğine aciz, alabildiğine muhtaç ve herşeyi dıştan bekleyen eli kolu bağlı bir zavallıdır. Oysaki hayvan dünyaya geldiği vakit, adeta başka bir alemde tekemmül etmiş gibi, istidadına göre gelir, yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda bütün şerait-i hayatiyesini ve kainatla olan münasebetini ve hayat kanunlarını öğrenir meleke sahibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi serçe ve arı gibi bir hayvan yirmi günde tahsil eder; daha doğrusu ona ilham olunur. Demek, hayvanın vazife-i asliyesi teallüm (öğrenmek suretiyle) tekemmül etmek değildir. Ve marifet kesbetmekle terakkî etmek değildir. Ve aczini göstermek ve medet istemek, dua etmek de değildir. Bilakis onun vazifesi, istidadına göre amel etmek ve ubudiyet-i fiiliyedir.
İnsan ise, dünyaya gelişinde herşeyi öğrenmeye muhtaç ve hayat kanunlarına karşı cahil, hatta yirmi senede şerait-i hayatiyeyi öğrenemiyor; belki ömrünün sonuna kadar... Hem gayet aciz ve zayıf bir surette dünyaya gönderiliyor; bir iki senede ancak ayağa kalkabiliyor ve on beş senede ancak zarar ve menfaatini fark edebiliyor ve hayat-ı beşeriyenin yardımıyla menfaatlerini celp ve zararlardan sakınabiliyor...
Demek ki, en temiz bir fıtratla, bu muvakkat misafirhaneye gelen insanın vazifesi, yüce alemlerde ikâmete ehliyetini ispat etmek için, düşüncede, tasavvurda ve akidede istikamet ve duruluğa ermek; kulluk mükellefiyetlerini yerine getirerek, kalp ve ruhu işlettirmek ve bin bir esrar ve bilmecenin kol gezdiği (ledün)le kucaklaşmak ve varlığın sırrını kavramaktan ibarettir.
Bu ağır vazifenin birinci derede sorumlusu yuvadır. Sağlıklı bir neslin yetiştirilmesinde, mutlaka yuvaya ihtiyaç olduğu gibi, içtimaî yapının sıhhatle devam etmesi için de, behemehal yuva ve aile şarttır.
Mektep ve çevrenin insana vereceği şey ne kadar büyük olursa olsun, muvakkat ve geçicidir. Aile ise, bütün bir hayat boyu çocuğu, insanî meleklerle donatmakla mükelleftir. Bu mükellefiyet doğumla başlar; vefat edinceye kadar de devam eder.
Mektep öncesi mesuliyet, bütünüyle yuvaya ait olduğu gibi, mektep dönemi ve ondan sonraki devrelerde de bu mesuliyet, en ufak bir azalma göstermeksizin artmaktadır. Zira, evin içindeki kontrol vazifesine, sokak, oyun yeri ve yeni arkadaşların yanındaki durumu da eklenerek, geniş bir murakabe sahası meydana gelmektedir. Âdeta, çocuğun hareket sahasının genişlemesiyle, aile mesuliyeti, doğru orantılıdır. Önceleri, sadece evde ve bahçede, oyun ve oyuncakları içinde, basitçe görüp-gözetmeye karşılık, daha sonraki dönemlerde ise, gezdiği her yerde, edindiği arkadaşlar içinde, okuduğu kitapların cümle ve paragrafları arasında, kontrol edilmesi zarureti vardır.
Bu bakımdan hayatın her döneminde; yuvanın mesuliyeti, sürüsünü hassasiyetle takip eden vefalı ve vafesi-şinas bir çobanın durumuna benzer. Çoban koyunlarına iyi meralar aradığı ve onları tehlikelerden koruduğu nispette vazifesini yapmış sayılacağı gibi yuva da, çocuklarını görüp gözettiği nispette onlara sahip çıkmış sayılacaktır. Aksine, bu mevzudaki her kusuruyla da, onları ateşlere atmış olacaktır.
Binaenaleyh her aile reisi ve derecesine göre bu vazife ile sorumlu diğer mükellefler 'birer çoban ve güttüklerinden mesuldürler.' Bu mesuliyet, kendilerini ve aile fertlerini, 'Yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten koruma' mesuliyetidir. Ve bu mesuliyet, onları yönlendirme, şekillendirme ve topluma zararsız birer rükün haline getirme ve öteler ötesinde de ebedî huzura namzet kılma mesûliyetidir. Böyle mesuliyeti idrak ise, evlat imtihan ve iptilasını arızasız atlatarak, bu büyük emanetin altından sıyrılıp çıkmak demektir.
Yerinde, cihadın bile önüne geçen bu ağır mükellefiyet, insanın, insanlığa vazifeleri arasında daima birinci sırayı tutmaktadır. Cihada giden birisinin, çocuklarına bakacak bir mürebbîsi bulamadığı için cihada değil de onların yanına dönmesi emri verilmişti. Aslında çocukların talim ve terbiyesi de bir cihad, belki de -iç bünyenin sıhhatine matuf olması itibariyle cihadların en büyüğüdür. Bu çok ciddî ve hayatî mevzu etrafında, bir sürü şey yazılmış ve söylenmiştir. Biz bu faslı kaparken, en temiz ağızdan çocuklarla alakalı bir kaç tavsiye dinleyelim:
'Çocuklarınıza ikramda bulununuz, yani terbiyelerini güzel yapınız...' (hadis) 'Ölümden sonra, geride bırakılanların en hayırlısı, iç terbiye görmüş evlatlardır.' (hadis) 'Babanın evladına en güzel armağanı, edebtir.' (hadis)