Bir yerde övgünün olması için, o yerde sevginin olması şarttır. Çünkü sevgisiz övgü olmaz. İnsan bir kişiyi veya herhangi bir varlığı överken, öveceği varlığın bir veya birkaç özelliğinden etkilenir. Etkilendiği özellik onda bir tür hoşluk uyandırarak bunu sevgiye dönüştürür, bu sevgi de yüreğin derinliklerinden kopup gelen kelimelerin dile övgü olarak yansımasını sağlar. Seviden ve övgüden söz açıldığında, gelmiş geçmiş tüm zamanların ötesinde bahsedilmesi gereken tek insan Peygamber (s.a.v) dir. İnsanoğlunun bir şekilde o mübarek insanın hayatını, düşüncelerini ve yaşayış tarzını öğrenip de bu mükemmel yaşantıya sevgiyle yanaşmaması akıl karı değildir. O na ait olan ve günümüze kadar gelen şerefli sözlerden de bu anlaşılmaktadır. O nu tanıyan herkes O na büyük bir sevgiyle bağlanmıştır. Çünkü O, sevilmek için yaratılmıştır. Özünde sevgi mayası olan böyle yüce bir şahsiyetin sevilmemesi ve dolayısıyla övülmemesi imkan dahilinde değildir. Bu yüzden Hz. Peygamber (s.a.v) sevildi, seviliyor ve sevilecek de. O nun sevgisi değil midir çağları aşıp günümüze kadar gelen…
O nu tam manasıyla tanıyanlar sevmek fiilinin O nda hayat bulduğunu anlarlar. Şairler O nun sevgisini anlatırken şiirlerinin kalplerini yarıp aradaki siyah kelimeleri çıkararak yerine bembeyaz kelimeler koymaya çalışırlardı adeta. Hatipler, O nun ismini anarken gözyaşlarına boğulur, hatta nutukları tutulurdu. Yunus Emre ye kırk yıl odun taşıtan, nice padişahların başlarındaki gurur tacını attırıp, onları varlık alemlerine doğru yollara düşüren bu büyük sevgi değil miydi? O nu düşündüğümüzde aklımıza güzel şeylerin gelmesi, zihnimizde gül kokulu hayallerin canlanması bu sevginin tarifsizliğini anlatır bize.
Şimdilerdeyse o sevgiden mahrum hapishaneler kurduk, kalplerimize kelepçeler vurduk kendi ellerimizle. Gözlerimiz güzele bakmayı unuttu adeta. Ne yana dönsek acı süzüyor sanki gözlerimizi. Dilimizden dökülen ağır kayıpların endişeli çığlıklarına kulaklarımızı kapatıyoruz. Sevgisizliğin hançer izlerini daha ne kadar taşıyabilir ki öfke ve kinle sarmaya çalıştığımız yüreğimiz! Hayatımızdaki bütün nefsani yaraların ve hastalıkların sebebi olarak, bu büyük sevgiden yoksunluğumuzu görmeliyiz. Bu büyük sevgiyi kazanmak da o büyük insanı, Peygamber (s.a.v) i anlayıp O nu yaşamakla olur. O nu yaşamak; ancak ötekileşmekle olur. Yani idrak yoksunu gözlerin O nu sevenlere delilik kaftanını giydirmesiyle olur.
Gelin ey O nu sevdiğini söyleyenler;
O nun sevgisinden beslenelim, bırakalım da kim bize hangi elbiseyi biçip giydiriyorsa giydirsin. Önemli olan bizim giydiğimizin, O nun sevgisiyle dokunmuş olmasıdır…