+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

dini sözlük - ikab

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  İslami Sözlük Forumunda Bulunan  dini sözlük - ikab Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İKAB Âkibet, sonuç, suçlunun işlediği fiilin sonunda verilen ceza. Kur'an-ı Kerîm'de ikâb kelimesi, 20 yerde geçmiş ve ceza anlamında kullanılmıştır. "Allah'ın ikâbı (cezası), cidden çetin olandır" (el-Bakara, 2/196). Bu ifade Kur'an'da 14 yerde geçmektedir. Hadis kitaplarında da ikâb ukubet kelimeleri, işlenen suçun karşılığında verilen ceza anlamında görülmektedir. Meselâ, hadis kitaplarında ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    1.655
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart dini sözlük - ikab

    İKAB

    Âkibet, sonuç, suçlunun işlediği fiilin sonunda verilen ceza.
    Kur'an-ı Kerîm'de ikâb kelimesi, 20 yerde geçmiş ve ceza anlamında kullanılmıştır. "Allah'ın ikâbı (cezası), cidden çetin olandır" (el-Bakara, 2/196). Bu ifade Kur'an'da 14 yerde geçmektedir.
    Hadis kitaplarında da ikâb ukubet kelimeleri, işlenen suçun karşılığında verilen ceza anlamında görülmektedir. Meselâ, hadis kitaplarında geçen bazı başlıklar şöyledir: "imamına isyan edenin ukubeti (cezası)" (Buhârî, Cihâd, 164), "Zekât'a engel olanların ukubeti" (Nesâî, Zekât, 4), "içki içmenin ukubeti" (Dârimî, Sünen, Eşribe, 10).
    İkâb kelimesinin hadislerde de ceza anlamına geldiğine dair bir kaç kısa hadis şöyledir:
    "Allah dilerse ikâb eder (cezanandırır), dilerse af eder" (Buhârı, Ahkâm, 49, Menâkibü'l-Ensâr, 43, İmân, 11, Tefsiru Sûre, 60; Nesâî, Bey'at, 9; Dârimî, Siyer, 16).
    "... Kim dünyada günah işlerse, karşılığında ikâb olunur (cezalandırılır)" (Buhârî, İmân, 11, Ahkâm, 49, Hudûd, 8, Tefsiru Sure, 60; Müslim, Hudûd, 41; Tirmizî, Hudûd, 12; İbn Mâce, Hudûd, 33; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 99, 109, V, 314, 320).
    "...Resulullah onu affetti, ikâb etmedi (cezalandırmadı)" (Ebû Dâvud, diyât, 6; Dârimî, Mukaddime, 11).
    Fıkıh'ta bu kelime, yine ceza anlamında şu şekilde tarif edilmiştir:
    İkâb, ukûbet; kânun koyucunun emrini çiğneyene karşı toplumun menfaâti için konulmuş bir cezadır (Abdulkadir Udeh, et-Teşriü'l-Cinâiyyü'l İslâmî, Kahire, I, 609).
    Ukûbet, emrolunanı terketmeyi, yasaklarını irtikâb etmeyi önlemek için kanun vazunın koyduğu bir cezadır. Sorumlu insanı suç işlemekten alıkoyan, işlemişse bir daha işlemesini önleyen başkasına ibret olsun diye önceden tayin edilmiş maddî cezadır. (Ahmed Fethi el-Behnesî, es-Siyâsetü'l- Cinâiyye Fi'ş-Şeria fi'l İslâmiyye, Kahire 1965, 213).
    İkâb'a (cezaya) ait bazı prensipler vardır:
    1- Kanunîliği: İslâm ceza hukukunda hangi suça ne çeşit ve ne kadar ceza verileceği açıkça belirtilmiştir. Suçlulara, kanunda açıkça belirtilmemiş bir ceza verilemez.
    2- Şahsîliği: Ceza ancak suç işleyene verilir. Bir kimsenin işlediği suç nedeniyle, diğeri sorumlu tutulamaz. İkâbın şahsîliği genel bir esastır.
    3- Umumîliği: Suç işleyen kim olursa olsun fark gözetilmeksizin o suçun ikâbına çarptırılır. Kanun önünde herkes birdir. Hz. Peygamber zamanında, Mekke'nin fethi sırasında, soylu bir kadın hırsızlık yapmıştı. Bu kadının affı için, Peygamber (s.a.s)'in sevdiği bir kişi olan Usame b. Zeyd şefaatçi oldu. Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki, İsrailoğulları arasında şerefli biri hırsızlık ettiği zaman, onu cezasız bırakırlar, zayıf biri hırsızlık ettiği zaman ise (onun elini) keserlerdi. Ben, çalan kadın kızım Fatma da olsaydı yine de elini keserdim" (Buhârî, Fedâilu'l-Ashâb, IV, 213). Resulullah bu sözü ile, herkesin kanun karşısında bir olduğunu ve kanunun umumî olduğunu belirtmiştir.
    Cezaların taksimi
    1- İslâm ceza hukukunda cezalar; hudûd, cinayet cezalan ve ta'zir olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Bu taksim suça göre taksimdir.
    a) Hudûd: Allah hakkı olarak uygulanması gereken miktarı belli cezalardır. Bu cezalar, zina cezası, hırsızlık cezası, şarap içme ve sarhoşluk cezası, iftira cezası (kazif haddi), yol kesme (kat'ı tarik veya hıraba) cezalarıdır (Fahreddin Ebu'l-Mehasin Hasan b. Mansur el-Uzcandî, el-Ferganî, Kazîhîn, Fetâva-ı Kazihîn, III, 467; Şeyh Zâde, Mecmeü'l-Enhür fî Şerhi'l-Mültekâ'l Ebhur, I, 592).
    b) Cinayet cezaları: Kısas, diyet, keffâret, mirastan mahrumiyet gibi kısımları vardır.
    c) Ta'zir cezaları: Miktarları huduttan aşağı olup, kesinlikle tayin edilmeyen, te'dip anlamında cezalardır (ez-Zeylaî, Tebyinü'l-Hakaik, III, 207; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar, III 179). Kur'an ve hadisin iyi karşılamadığı, haksız yere insanlara eziyet ve zar veren şeyleri irtikâb nedeniyle gerekir (İbn Nüceym, el-Bahrü'r-Râik, V, 46; Mergînânî, Hidâye, II, 99). Hâkimin takdirine göre; ıslah oluncaya kadar hapis, 39 sopayı aşmamak şartıyla dayak ile olabildiği gibi; kulak burkmak, sert söz, hâkimin asık çehre ile bakması, yalancılığın ilânı, sürgün ile ta'zirin infazı mümkündür. Suç ve suçlunun durumuna göre hâkimin takdirine bırakılmıştır (es-Serahsî, Mebsut, IX, 71-79; XXIV, 35, 36). Bununla beraber hâkimin suçlunun hareketine uygun olmayanla ta'zire hakkı yoktur (İbn Nüceym, a.g.e, V, 45).
    Cezayı düşüren sebepler: ölüm, af, kısasa tevârüs, faal nedâmet, müruru zaman gibi cezayı düşüren sebepler vardır:
    1- Ölüm: Ölüm halinde âmme davası ve cezalar düşer. Çünkü cezalan uygulama mahalli bulunmamaktadır. Sadece yaralamalarda, suçlunun uzvu başka bir cezanın infâzı neticesi yok olmuşsa, yaranın diyeti düşmez (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', VII, 246).
    2- Af: İslâm ceza hukukunda devletin hudud ve cinayet cezalan hakkında ne umumî ne de hususî af yetkisi yoktur. Sadece ta'zir suç ve cezalarında af yetkisi vardı (İbn Nüceym, a.g.e, V, 49).
    3- Kısasa tevârüs: Suçludan kısas talebine hakkı olan kişi, kısasa tevârüs edince de kısas düşer.
    4- Faal nedâmet: Yol kesme suçunda, yakalanmadan önce fail pişmanlık duyarak tevbe eder, hâkime teslim olursa âmme dava ve cezası düşmektedir.
    5- Müruru zaman: İslâm ceza hukukunda âmme davaları ile sırf âmme cezalan mürûru zamanla düşer. Mürûru zaman müddeti için Ebu Hanife, belirli bir müddet tayin etmemiş, bunu her asırda hâkimin takdirine bırakmıştır. Ama İmam Muhammed'in ön gördüğü bir aylık müddet, sahih görüş olarak kabul edilmiştir. Suçunu ikrar eden hakkında mürûru zaman nazara alınmaz. Ancak şarap içme ve sarhoşluk suçu bundan hariç tutulmuştur. Ağız kokusu kaybolduktan sonra şarap içtiğini ikrar eden dinlenmez (el-Merginânî, a.g.e, II, 89, 90; ez-Zeylaî, a.g.e, III, 187, 188; Molla Hüsrev, Dürer, II, 67).
    Hülasa İkâb, ceza anlamına gelmektedir. Ancak ceza, iyi veya kötü "karşılık" anlamına gelir. Tariflerde ikâb veya ukûbet kelimeleri, delâletiyle kötü karşılığı ifade etmektedir.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349