+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

islami sözlük - kızılbaşlık

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  İslami Sözlük Forumunda Bulunan  islami sözlük - kızılbaşlık Konusunu Görüntülemektesiniz.=>KIZILBAŞLIK Şiiliğin gulat (aşırı) kollarından biridir. Türkiye'deki bağlılarına verilen ad. Başlangıçlarda kırmızı tac giyip, kırmızı sarık sardıklarından dolayı kendilerine Kızılbaş adı verilmiştir. Görünürde şianın 'İsna aşeriye İmamiyye' mezhebinden olmakla birlikte temel inançları bakımından onlara göre çok büyük farklılıklar gösterirler. Şianın bazı kollarının ve bu arada Yemen taraflarındaki Zeydiyye ile İran'daki ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    1.655
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart islami sözlük - kızılbaşlık

    KIZILBAŞLIK

    Şiiliğin gulat (aşırı) kollarından biridir. Türkiye'deki bağlılarına verilen ad. Başlangıçlarda kırmızı tac giyip, kırmızı sarık sardıklarından dolayı kendilerine Kızılbaş adı verilmiştir. Görünürde şianın 'İsna aşeriye İmamiyye' mezhebinden olmakla birlikte temel inançları bakımından onlara göre çok büyük farklılıklar gösterirler. Şianın bazı kollarının ve bu arada Yemen taraflarındaki Zeydiyye ile İran'daki Caferiyye (İsna aşariye), hatta büyük bir bölümü ile Hindistan'daki İsmâiliye mezheplerine bağlı Şiilerin yorumdan doğan farklılıklara rağmen, temelde- iman konusunda ve özellikle farz ibadetlerde sünnilerden büyük bir fark taşımamalarına karşın, Kızılbaş âlevîleri hem inanç, hem de ibadet bakımından sünnilerden olduğu gibi bu şii mezheplerden de ayrılırlar.
    Türkiye bakımından âlevî denildiğinde ilk akla gelenler de, hep Kızılbaşlar ve onlara çok yakın inanç ve ayinleri taşıyan Tahtacılar'dır. Halk arasında Adana-Mersin-Hatay dolaylarında yaşayan Nusayrîlere de 'alevî' denilmesine karşın, onların da Kızılbaş âlevîlerle bir ilgisi ve uzun boylu ortak yanları yoktur. Nusayrîler apayrı bir kol, hatta İslâm'dan kopmuş apayrı bir dinin bağlısı kimselerdir. Kızılbaşlarla aynı inancı taşıyanlardan İran'da yaşayanlara, halkın çoğunluğunu oluşturan Caferîler'ce yörelerine göre- "Ali Allahî"ler, "Guran"lar, "Gulyailer" gibi adlar verilir ve bağlıları "tekfir" edilir.
    Araştırmacıların, Kızılbaşların kökenini, 'anarşist' ve 'batınî' tutumlarına bakarak bir yanıyla Mazdekîlik ve Babekîlik'e (onlar da kırmızı elbise giyerlermiş); ayinlerini ve kimi âdetlerini gözönünde tutarak diğer yanıyla da Türk Şamanlığına dek uzatmalarına rağmen; inançlarını ifadelendirdikleri ve ayinlerinde de okuyarak ibadet ettikleri "nefes" adlı deyişleri esas alanlarca, Kızılbaşları Erdebiliye tarikatına bağlamak daha tutarlı bir görüş olarak zikredilir.
    Bilindiği üzere Erdebîliye tarikatı, tanınmış İran Hükümdarı Şah İsmail'in atalarından Şeyh Sâfiyuddin tarafından kurulmuş bir "sünnî tarikat" iken, bu soydan ilk saltanat davası güdüp de öldürülen şeyh Şah ibrahim'in oğlu Şeyh Cüneyd zamanında şiiliği benimsemişlerdir. Tarihçiler, bu değişikliğin Şeyh Cüneyd tarafından saltanatı ele geçirmek uğruna, sırf Suriye, Anadolu ve Azerbaycan'daki sii-batınî kolları kendi safına çekmek için yapıldığını belirtirler. Simavnalı Şeyh Bedreddin bağlılarıyla da bağlantı kuran Şeyh Cüneydtin öldürülmesinden sonra yerine geçen ve Erdebil Sûfileri tarafından "tanrının zuhuru" olarak görülen Şeyh Haydardır ki, ilk defa oniki dilimli kızıl taçı giyip, kızıl sarık sarmış ve bağlılarına da, derecelerine göre bu tacı giydirip, bu sarığı sardırmış ve böylece de "kızılbaşlık" olayı ortaya çıkmıştır. Şeyh Cüneyd'in başlatıp da Şeyh Haydar'ın kemâline erdirdiği bu hareket, sonuç vermekte gecikmemiş; nitekim, 1501 yılında Şeyh Haydar'ın oğlu İsmail, Türkmenlerin de desteğini alarak Akkoyunlularla yaptığı savaştan sonra Tebriz'i ele geçirip devletini kurmuştur. O günden beri (en azından Safeviler hanedanının yıkılışına dek) Türkiye Kızılbaşları'nın Safevî Şiasına bağlılığı sürüp gelmiştir.
    Şunu da belirtmek gerekir ki olay, Şeyh Haydar'la kemâle erdirilmiş olmakla birlikte, İran Türkmenleri gibi Anadolu Türkmenleri arasında da bu noktada başlamış değildir. Bu bakımdan, bu hızlı yayılmanın yoğun propagandanın etkisinden öte kimi sebepleri üzerinde de durmak gerekir.
    Gerçekten de, tâ Selçukoğulları döneminden itibaren Anadolu'ya akın etmeğe başlayan ve adlarına destan dizilmesi âdet haline gelmiş olan "Horasan pirleri, rum erenleri, gaziyanı rum, bacyanı rum"lar ele avuca sığmaz bir hareketlilik içinde bulunmakla, yerleşik düzene ve dolayısıyla 'devlet'e bir türlü uyum gösterememiş; uyumsuzluk 'inanç ve davranışlarına da yansıdığından, terkettikleri dinin kimi öğelerine sarılma ve sığınma ihtiyacı sonucunda, ortaya 'karma' bir yapı çıkmış ve nitekim Cengizoğulları'nın Selçukoğulları'nı boyunduruk altına alışı sırasında bu durum "Ahi Mevlevi" kavgası biçiminde şiddetli bir patlamaya yolaçmış, tarikatlar arası bu kavgada çokça kan dökülmüştür.
    Babaî, Kalenderî, Hayderî, Bektaşî, Hurufi adlarıyla anılan ve tamamı batınî tarikatlarla eski dinlerinin karması inançları İslâm inancına katıştırmış olarak taşıyan bu zümreler, kuruluş süreci içinde Osmanlı ile birlikte her yöreye uzanmış, Anadolu'nun ve Balkanlar'ın İslâmlaşmasında büyük rol oynamışlardır. Ancak, devletin tam olgunlaşmasından sonra, üstelik Hacı Bayram Veli gibi kimi önderlerinin kırmızı taç ve sarığı beyaz çuhaya çevirmelerine rağmen, aynı uyumsuzluk yeniden başgöstermiştir. Ki, Şeyh Bedreddin olayı bunların en göze çarpanlarından biridir.
    İşte, İran Şahı I. İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın yapmış olduğu iş gerçekte bu potansiyeli iyi değerlendirmek olmuş, bunun sonucunda da bir yanda devlet, diğer yandan kızılbaşlar olmak üzere çekişme sürüp gitmiştir. Ne Sultan II. Bayezid'in başkaldıranları ezişi, ne Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran öncesi uyguladığı kırım ve ardından Şah II. İsmail'i mağlup edişi, hiç bir zaman bu içten içe sürüp giden ayrılığı ortadan kaldırmağa yetmemiştir. Kızılbaşlık, yüzyıllar boyu, kırsal kesimde açıktan açığa, kentlerde ise, Bektaşilik kimliğine bürünmüş olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak aradaki benzerlikler sebebiyle, Kızılbaşlık ile Bektaşiliği de karıştırmamak gerekir. Bektaşilik her isteyenin girebileceği bir tarikat olduğu halde, Kızılbaşlık yalnızca kızılbaş soyundan gelenlerin bağlı bulunduğu bir mezhep, hatta bir tür din olarak süregelmiştir.
    Nitekim, Kızılbaşlık'ta üç sünnet, yedi farz vardır. Sünnetler: Dilden tevhid kelimesini bırakmamak, kibirlenmemek ve düşmanlık yapmamaktır. Farzlar ise; mezhebin sırrını saklamak, mezheptaşları ile birlikte olmak, yalan ve gıybetten kaçınmak, hizmette kusur etmemek, mürşidine itaat etmek, musahibini görüp gözetmek, halifeden taç ve kisve giymektir. Bir de hepsinin üstünde, "Allah-Muhammed-Ali" üçlemesinin bir gereği ve uzantısı olarak, Ali ve evlâdı konusunda tevella ve teberrada bulunmak; yani Ali ve evlâdını dost bileni dost, düşman bileni de düşman bilmek...
    İnançlarında esas, Ali'yi tanrı tanımaktır. Şehadet kelimelerindeki "Lâilâhe İllallah, Muhammed Resûlullah, Aliyyü Veliyallah, Veliyyü Aliallah" sözleri de bunu açıkça gösterir. Ali, binbir biçimde görünmüş ve halkı şaşırtmıştır. Gerçeği bulabilen bu yüzden çok azdır ve o gerçek de, Allah, Muhammed ve Ali'nin, üçünün bir tanrı olduğudur. Onlara göre, bu üçlemeye rağmen, Ali en üstündür. O, bir yandan Muhammed'in vasisidir, bir yandan Muhammed'in mürşididir, bir yandan da tanrıdır.
    İbadetleri ise, tevil ederler. Sözgelimi, beş vakit namaz 'evvel'e, 'sani'ye, 'natık'a, 'esas'a, 'imam'a işarettir. Namazın tekbir, kıraat, rükû, sücud, tesbih, tahiyye ve selâmı ise, yedi imama delil gibi... Dolayısıyla da bu tevillerine dayanarak her türlü ibadetten uzak kalırlar...
    Bununla birlikte kendilerine has kimi ibadetleri vardır. Muharrem'de tutulan 12 günlük oruç. Bu süre içinde su içmez, et yemez ve diğer hayvansal gıdalardan da uzak dururlar. Ayrıca kışın, şubat ayında üç günlük bir oruçları daha vardır. Bunun dışındaki ibadetleri ise, geceleri gerçekleştirmiş bulundukları ayinlerdir. Yörelere göre değişiklik gösteren ve bazı bölgelerde sayısı beşe kadar çıkan bu ayinlerden en önemlisi görgü ayini ile sorgu ayinidir. Görgü ayini kış aylarında cuma geceleri yapılır ve miraç olayı temsil edilmiş olur. Sünnî halk arasında "mum söndü" diye bilinen bu ayinler sırasında ayinin yapıldığı yöreye dış gözcüler, eve de iç gözcüler yerleştirilerek güvenlik önlemleri alınır. Kadınlar ve erkekler aynı mekânda ama ayrı yerlerde oturarak bu ayinlere katılırlar. Sazlar eşliğinde "nefesler okunur. O gün için kesilmiş bulunan kurbanın yağının konulduğu çerağlar yakılır. Kesilmiş olup da kemikleri kırılmadan içi boşaltılmış olan kurban bir kazan içinde kaynarken de, "La ilahe illallah, hak laîlahe illallah, sen Ali misin güzel şah, şah lailahe illallah" tarzında zikirler çekilir. Bu ayinler sırasında musahip kavline girenler için merasim yapılır ve daha birçok seremoniden sonra sofra kurulur, pişmiş olan kurban ortaya getirilerek yenilir. Saklanan kemikler sonra bir araya toplanarak belli bir yere gömülür ve ayini idare eden dedenin ortaya mendil açıp nezirleri toplamasının ardından da ayin sona erer.
    Yine kış aylarında yapılan sorgu ayini de, daha çok, şikâyetlerin çözüme kavuşturulduğu, suçluların cezalandırıldığı, barışmaların gerçekleştirildiği, yine sazlı sözlü, zikirli nefesli, sohbetli ayinlerdir. Verilecek en büyük ceza, kişinin (üyelikten) düşürülmesidir. Bununla bir bakıma o kişi afaroz edilmiş olur, ayinlere alınmaz. Belli bir süre sonra, yine bir sorgu ayininde, dede, gerekli görürse bu düşkünü yine merasimlerle kaldırır. Perşembe günleri yapılan bu sorgu ayinlerinde kaldırılmış olanlar cuma günkü görgü ayinine katılabilirler.
    Diğer ibadetleri olduğu gibi Haccı da tevil ettiklerinden, Kızılbaşlar'dan hacca giden pek bulunmaz; ama, Hazreti Ali'nin yattığı Necef'i, Hazreti Hüseyin'in yattığı Kerbelâ'yı, Musa Kâzım ve Muhammed Taki'nin yattığı Bağdad'ı, Ali Naki ve Hasan Askeri'nin yattığı, Mehdi'nin de mağaralarından birinde kaybolduğu Samarra'yı, Ali Rıza'nın yattığı Meşhed'i; ayrıca başta Hacı Bektaş, Abdal Musa gibi kimselerin kabirlerini ziyaret ederler. Yörelerindeki yatırları ziyaret edip kurban kesmek de sıkça yaptıkları işler arasındadır.
    Türkiye'de "alevî" genel adı altında bilinen gruplardan Caferî mezhebine mensup olan müslümanlar ile müslümanlıktan çıkmış olan Nusayriler bir yana bırakılırsa, geriye kalanların tamamı kimi yöresel farklılıklara rağmen, bu inanç, bu ibadet ve bu ayinlerle yoğrulmuş olan kimselerdir. Bektaşi zümreleri de, özellikle kırsal kesimde, Kızılbaşlarca kabûl edilmiyor olmalarına karşın inanç ve ayinleri ile aynı zümrenin içinde sayılabilirler.
    Ancak, son zamanlarda, gerek şehirlere akın ve gerekse toplu iletişim araçlarının köylere kadar girmesi üzerine "kapalı toplum" yaşamından kopukluğun başlamasıyla birlikte alevi dede ve babalarının eski etkinliklerini kaybettiği, bunun sonucunda da kızılbaşlar alevîlerden bir bölümünün büsbütün dinsizleşirken, bir bölümünün de Şii Caferi mezhebinin gerçeklerine uymağa başladığı, hatta bir kısmının sünniliği benimseme yoluna girdiği gözlenmektedir. Dışa kapalı bir toplum yaşamının sonuçlarından olan bu aşırılığın zaman içinde büsbütün ortadan kalkacağını ve ülkemizde sayıları hayli yüksek olan bu kimselerden kiminin sureta bağlı olduğu caferiliği, kiminin de sünni mezheplerden birini benimseyerek 'yeniden' müslümanlaşacağını ummak yanlış olmayacaktır.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349