+ Cevap Ver
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

mütekellim - islami sözlük

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  İslami Sözlük Forumunda Bulunan  mütekellim - islami sözlük Konusunu Görüntülemektesiniz.=>MÜTEKELLİM A- "Konuşan, kelam eden" anlamlarına gelen Allah'ın kemal sıfatlarından birisi. "Allah Teâlâ'nın sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muhtaç olmadan konuşması"nı ifade eden bir ilm-i kelâm ıstılahı. Allah'ın "kelam" sıfatıyla muttasıf olduğu ayet, hadis ve ümmetin icmaı ile sabittir. Allah'ın bu sıfatı Kur'ân-ı Kerim'in ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    1.655
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart mütekellim - islami sözlük

    MÜTEKELLİM

    A- "Konuşan, kelam eden" anlamlarına gelen Allah'ın kemal sıfatlarından birisi. "Allah Teâlâ'nın sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muhtaç olmadan konuşması"nı ifade eden bir ilm-i kelâm ıstılahı. Allah'ın "kelam" sıfatıyla muttasıf olduğu ayet, hadis ve ümmetin icmaı ile sabittir. Allah'ın bu sıfatı Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinde ifade edilmektedir: "Bu peygamberlerin bazılarını bazılarından üstün kıldık. Allah, onların bazılarıyla konuşmuş ve onları derece bakımından üstün kılmıştır" (el-Bakara, 2/253); "Allah Musa ya hitap ederek konuştu" (en-Nisa, 4/164) "Allah'ın insanla konuşması ancak vahiy ile, yahut perde arkasından veya bir elçi gönderip de kendi izniyle dilediğini bildirmesiyle mümkün olur" (ef-Şurâ, 42/51); ayrıca şu âyetlere bakılabilir: (el-Bakara, 2/75; el-A'râf 7/143). Şu halde Allah, "kendisinin bir sıfatı olan kelâmla mütekellimdir". Allah'ta kelâm sıfatının zıdları olan sükût ve dilsizliğin bulunması mümkün değildir. Çünkü konuşmak, dilsizliğe ve söz söylemeye karşı bir kemâli ifade etmektedir. Allah da, en yüce varlık olduğu için bu sıfatla muttasıftır. Allah, ezelî sıfatlarından birisi olan "kelâm" sıfatıyla peygamberleri ile konuşur, kitaplar indirir, emir ve nehiylerde bulunur (Taftazanî, Şerhu'l-Akaid, Çev. Süleyman Uludağ, İstanbul, 1982, s. 167).
    Allah'ın "kelâm" sıfatıyla muttasıf olduğu hususunda bütün kelâm âlimleri ittifak halindedir. Fakat kelâm sıfatının mahiyeti konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. İslâm kelâmının belli başlı tartışma konularından birisi olan bu mesele, mezhepler arasında çok şiddetli münakaşalara yol açmıştır. Bu mesele, kaynaklarda "Halk-ı Kur'an" başlığı altında ele alınmaktadır. Bu konudaki tartışmalar şu soru etrafında dönüp dolaşmaktadır: Allah, kadîm ve yaratılmamış bir kelâm sıfatıyla mı mütekellimdir; yoksa hâdis (sonradan olma) ve yaratılmış bir kelâm sıfatıyla mı mütekellimdir?
    Selef ulemasına göre, kelâm sıfatı
    Allah'ın kadîm sıfatlarındandır. Bu sebeple, Kur'an-ı Kerim'de Allah'la kaimdir ve yaratılmamıştır. Kur'an'ı lafız ve mana şeklinde ikiye ayırmak da yanlıştır. Çünkü, o hem harflerden hem de manâlardan meydana gelmiş bir bütündür ve ne harfleri ne de manâları yaratılmış (mahluk) değildir (A. Saim Kılavuz, İslâm Akaidi ve Kelama Giriş, İstanbul 1987, s. 90;
    A.Arslan Aydın, İslâm İnançları ve Felsefesi, İstanbul 1980, s. 315).
    Diğer mezheplerle birlikte, Allah'ın kelâm sıfatıyla muttasıf olduğunu kabul eden Mutezile mezhebi, Kelâmullahın mahiyeti hususunda farklı bir görüş ileri sürmüştür. Onlara göre Kur'ân, ses ve harflerden müteşekkil olup; telif, tanzim, inzal, Arapça, fasih ve icaz niteliğine sahip olma gibi yaratıkların sıfatları ve hudûsun alâmetleri olan şeylerle muttasıftır. Bu nedenle de yaratılmıştır. Mutezileye göre, Allah'ın mütekellim olması; kelâmı mahallinde yani Cebrail'de, peygamberlerde, Levh-i Mahfuzda, şahısların okuyuşlarında yaratması demektir. Allah, işte bu yaratmadan dolayı mütekellimdir. O'nda, zatıyla kaim bir sıfat olarak kelâm sıfatı yoktur. Mutezile, Kur'ân'ın mushaflarda yazılan, dillerde okunan ve kulakla işitilen şeylerden ibaret olduğunu, bunların da zaruri olarak sonradan olma (hudûs) alametleri sayıldığını söylemiş ve bu nedenle de Kur'ân'ın yaratılmış olduğunu iddia etmiştir (Taftazanî, a.g.e., s.170; A. Saim Kılavuz, a.g.e., s. 90; es-Sâbunî, Matüridiyye Akaidi, Çev. Bekir Topaloğlu, İstanbul,1979, s. 85).
    Ehl-i Sünnet kelâmcılarının, Kelâmullah konusunda benimsedikleri yol, İtizâli görüşle Selefî görüş arasında orta yolu temsil etmektedir. Kelâmullah konusunda lafzî ve manevî şeklinde bir ayrımı kabul etmeyen Selefi görüşe karşı Mutezile, Kelâmullah'ın manevi yönünü inkâr etmiş; meseleyi "hudûs"ün sınırları içinde ele almıştı. Ehl-i Sünnet ise bu iki görüşü telif ederek yeni bir senteze ulaşmıştır. Ehli Sünnete göre, "kelâmın mahiyeti, zat ile kaim olan ve harflerle sesler tarafından ifade edilen bir manâdan ibarettir" (es-Sâbûnî, a.g.e., s. 86). Bu sebeple Allah'ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerim, nefsî ve lafzî olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Nesfî kelâm, Allah'ın zatıyla kaim, onun ne aynı ne de gayrı olan kadim bir sıfat; lafzî kelâm ise harf ve seslerden müteşekkil olan Kur'ân lafzıdır. Allah, nefsî kelâm ile ezelî olarak mütekellimdir. Lafzî kelâm ise ezeli olmayıp yaratılmıştır. Lafzî kelâma, Kelâmullah demek hakiki manâda değil, mecâzî manâdadır. Hakiki manâda kelâmullah, Allah'ın zatıyla kaim olan nefsî kelâmdır (es-Sâbûnî, a.g.e., s. 86 vd.; A. Saim Kılavuz, a.g.e., s. 90; A. Arslan Aydın, a.g.e., s. 316 vd.; Metin Yurdagür, Allah'ın Sıfatları, İstanbul 1984, s. 217).
    Kelâmullah'ın, lafzî ve nefsî olmak üzere ikiye ayrıldığı hususunda aynı görüşte olan Ehli sünnet kelâmcıları, Kelâmullah'ın işitilip işitilmeyeceği konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Eş'arilere göre, "varolan her şeyin nasıl görülmesi mümkün ise, işitilmesi de mümkündür." Bu nedenle Allah'ın kelâmı da işitilebilir. Matüridiler ise Allah kelâmının işitilemeyeceğini savunmuşlardır. Onlar, Allah kelâmının değil, bu kelâmın delâlet ettiği şeyin işitilebileceğini söylemişlerdir (es-Sâbûnî, a.g.e., s. 89).
    B- Mütekellim, aynı zamanda, "Kelam ilmi ile uğraşan âlim, Kelâmcı", anlamında bir ilm-i kelâm ıstılahı olarak da kullanılmaktadır. Çoğulu, mütekellimûn-mütekellimîndir.
    İslâm akidelerini nazar ve istidlal yoluyla ele alan, izahlarında naklin yanında akla da ehemmiyet veren, yani kelâm metodunu benimseyen âlimlere "mütekellim" denmiştir. İlk mütekellimler (kelâmcılar) Mutezile âlimleridir. İslâm dünyasında ilk olarak Mutezile ile başlayan kelâmî düşünce, çok geçmeden Sünnîler tarafından da benimsenmiştir. Ehli Sünnet ilm-i kelâmı Ebu'l-Hasan el-Eşarî (öl. 324/936) ile Ebu Mansur el-Matürîdî (öl. 333/944) tarafından kurulmuştur. Bu düşünürlerin açmış olduğu yolda bir çok Ehli sünnet kelamcısı (mütekellimin-i Ehlisünnet) yetişmiştir.
    Kelâm ilmi kaynaklarında, el-Eş'arî'den başlayarak Ebu Hamid el-Gazzalî (öl. 505/1111)'ye kadar olan dönem, Mütekaddim kelamcılar (kudema-i mütekellimîn) dönemi olarak bilinmektedir. Bu dönemde, el-Eşarî, el-Matürîdî, Ebu Bekir el-Bakıllânî (403/1013), İmamu'l-Haremeyn el-Cüveynî (478/1085) gibi meşhur kelâmcılar yetişmiştir. Kelâm ilminin Gazzalî ile başlayan dönemi ise, müteahhir kelamcılar (müteahhirîn-i mütekellimîn) dönemi olarak adlandırılmıştır. Felsefenin kelama karışmaya başladığı bu dönemde de, el-Gazzalî, eş-Şehristanî (548/1153), Fahruddin er-Râzî (606/1210) ve daha bir çok İslâm âlimi yetişmiştir.
    Yaşar K. AYDINLI


+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    09-15-2015, 10:39 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349