+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Sancak-i Şerİf Ve muhafazası

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  İslami Sözlük Forumunda Bulunan  Sancak-i Şerİf Ve muhafazası Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Sancak-i Şerİf Ve muhafazası Sancak-i Şerİf Ve muhafazası Rasûlüllah (s.a.s)'a ait sancak, Âlem-i nebi, Âlem-i şerif, Liva-i saadet, Liva-i şerif isimleriyle de anılan bu sancak halen Topkapı Sarayında mukaddes emanetlerin arasında bulunmaktadır. İslâm'dan önce, Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlarda bayraklar kullanılmıştır. Muharipler bayrakların altında toplanarak savaşırlar ve sürekli olarak ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar
    1.655
    Tecrübe Puanı
    12

    Standart Sancak-i Şerİf Ve muhafazası

    Sancak-i Şerİf Ve muhafazası

    Rasûlüllah (s.a.s)'a ait sancak, Âlem-i nebi, Âlem-i şerif, Liva-i saadet, Liva-i şerif isimleriyle de anılan bu sancak halen Topkapı Sarayında mukaddes emanetlerin arasında bulunmaktadır.
    İslâm'dan önce, Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlarda bayraklar kullanılmıştır. Muharipler bayrakların altında toplanarak savaşırlar ve sürekli olarak onu gözetlerlerdi. Bayrağı taşımakla görevli kimse öldürülüp bayrak yere düştüğü zaman askerler yenilgiyi kabullenerek dağılırlardı. Bundan dolayı savaşlarda bayrakların önemi çok büyüktü. İslâm öncesi Mekke şehir devletinde boylar arasında taksim edilmiş görevlerden birisi de bayraktarlıktı. Kureyş'in Ukab adındaki livasını Abduddaroğulları muhafaza eder ve bir savaş vuku bulduğu zaman onlar tarafından taşınırdı. Bedir ve Uhud savaşında Rasûlüllah (s.a.s), Livayı taşımakla yine Abduddaroğullarına mensup Mus'ab b. Umeyr'i görevlendirmişti. Hicretten sonra yapılan bütün savaşlarda livaların kullanılmış olduğu görülmektedir. Bu livalar umumiyetle beyaz renkteydi. Bir de devlet başkanı ve ordu komutanı olarak Rasûlüllah (s.a.s)'e ait Ukab adında siyah bir liva bulunmaktaydı. Hayber savaşına kadar sadece livalar kullanılmıştır. Bu savaş esnasında, livaların yanında râyeler de yer almıştır. Bazı tarihçiler liva ile râyenin aynı anlamı taşıdığını söylemişlerdir. Ancak bazı rivayetlerde râye ile livanın açık bir şekilde tefrik edildiği görülmektedir. Bir rivayete göre Mekke'nin fethi esnasında Rasûlüllah (s.a.s)'in livası beyaz renkteydi (İbn Mâce, Cihad, 20). Yine Rasûlüllah (s.a.s)'in râyesinin siyah renkte olduğu rivayet edilmektedir (İbn Mace, aynı bab).
    Ukab olarak adlandırılan Rasûlüllah (s.a.s)'in livası siyah renkte olup, üzerinde "Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-Rasûlüllah" yazısı bulunmaktaydı (M. Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, Terc. Salih Tuş, İstanbul 1972, 216). Daha sonra Sancak-ı Şerif olarak adlandırılan liva budur.
    Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatından sonra, Hz. Ebu Bekir (r.a) ve peşinden gelen Halifeler, bu sancağı savaşlarda sürekli olarak ordunun önünde bulundurmaya gayret göstermişlerdir. Sancak-ı şerif, Raşid halifelerden sonra Emevilerin eline geçmiş, bu hanedanın çöküşünden sonra Abbasiler tarafından muhafaza edilmiştir. Bağdat'ın Moğollar tarafından işgal edilmesi üzerine, Mısır'a kaçan Abbasi halifesi, Sancak-ı şerifi de diğer kutsal emanetlerle birlikte Mısır'a götürmüştür. Mısır'ın Yavuz Sultan Selim tarafından alınmasından sonra bu sancak İstanbul'a getirildi. Sancağın, Kahire'den İstanbul'a getirilişi hakkında farklı bilgiler vardır. Sultan Selim'in Mısır seferi dönüşünde onu yanında getirdiği; Rodos muhasarası sırasında Mısır kölemen beylerinden Hayır Bey tarafından, Kanuni Sultan Süleyman'a gönderildiği kaydedilmektedir. Diğer bir rivayet de onun Şam'dan İstanbul'a gönderildiği şeklindedir (Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Sancak-ı Şerif mad.).
    Nakledildiğine göre, Kanuni Sultan Süleyman, Sancak-ı Şerifi İstanbul'da alıkoymamış, hacılarla birlikte surre alayları ile Mekke'ye göndermiş ve dönüşte yine Şam hazinesinde muhafaza edilmiştir. 1593 tarihine kadar yetmiş beş sene bu şekilde surre alayları ile Mekke'ye gönderilen Sancak-ı Şerif, 1593 senesinde, Avusturya seferi esnasında Şam'dan gelen Yeniçeriler tarafından Gelibolu yoluyla cepheye götürülmüş, sefer sonunda tekrar Şam'a iade edilmiştir. 1594 yılında Macaristan seferi için önce İstanbul'a, buradan da orduyla cepheye gönderilmiştir. 1595 senesinde tekrar sefere götürülmek üzere İstanbula getirilen Sancak, İstanbul'da alıkonulmuş ve bu tarihten sonra, padişahlar, çıktıkları seferlerde onu yanlarında götürmüşlerdir. Pakalın, Silahdar Tarihi'nden naklen şu bilgileri vermektedir: Sancak-ı Şerif aslen tek parça olup, siyah yünden (saf) mamuldür. İstanbul'a getirildiği zaman tek parça olan Sancak-ı Şerif zamanla eskimiş ve parçalara ayrılmıştır. Bunun üzerine aslına uygun olarak üç sancak yaptırılmış ve Sancak-ı Şerif'in parçaları ikişer üçer parça şeklinde bu sancaklara dikilmiştir.
    Böylece ortaya üç adet Sancak-ı Şerif çıkmıştır. Hırka-i Saadet dairesinde bulunan bu üç sancaktan birini padişah bizzat sefere çıktığı zaman Hırka-i Şerifle birlikte yanında götürürdü. Sadrazam sefere çıktığı zaman ikinci Sancak-ı Şerif ona tevdi edilirdi. Üçüncü Sancak ise devamlı yerinde dururdu. Padişah, Sancak-ı Şerif'i, sefere çıkacak olan sadrazama bizzat eliyle teslim eder; dönüşte de yine aynı şekilde geri alırdı. Sefere çıkacak ordu için şehir dışında ordugah kurulmasından kırk gün önce Sancak-ı Şerifin sandığından çıkartılarak bir mızrağın ucuna takılması âdet haline getirilmişti. Sancak-ı Şerif'in sefere çıkacak olan sadrazama teslimi, belirli bir merasimle yapılırdı. Sancak-ı Şerif, sadece askerî seferler esnasında yerinden çıkarılmazdı. İstanbul'da meydana gelen isyanları bastırmak için de Sancak-ı Şerif çıkartılır ve halka, bunun altında toplanarak âsilere karşı savaşma çağrısı yapılırdı. Sancak-ı Şerif son olarak 1826 yılında yeniçerilerin ayaklanmaları sebebiyle yerinden alınarak Sultan Ahmet Camii'nin minberine dikilmişti. Onun çevresinde toplanan halkın desteğiyle yeniçeriler topa tutularak, ortadan kaldırılmıştı. Osmanlılar, Sancak-ı Şerif'e büyük önem vermişler ve ona sürekli saygı göstermişlerdir. Sancak çıkarıldığı zaman, onun altında toplanmak ve savaşmak halk tarafından bir farz olarak telakki edilmiştir. Sancak-ı Şerif, Topkapı Sarayında Arz odası karşısındaki kapı önüne dikildiği zaman onun dikildiği yere, kimsenin basmaması ve hürmetsizlikte bulunmaması için 1908 devrimine kadar iki süngülü asker nöbet tutmuştu. Bu tarihten sonra kaldırılan Sancak-ı Şerif'in yerine bir taş dikilmiştir. Sancak-ı Şerif son olarak Osmanlı Devletinin I. Dünya savaşına katılması sebebiyle çıkarılarak Cihad-ı Ekber ilan edilmiştir. Sancak-ı Şerif, halen diğer kutsal emanetlerle birlikte Topkapı Sarayında muhafaza edilmektedir.
    Ömer TELLİOĞLU


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349