+ Cevap Ver + Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Kelime Ve Kavramların Önemi

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  İslami Sözlük Forumunda Bulunan  Kelime Ve Kavramların Önemi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kelime Ve Kavramların Önemi Kelimeler ve Kavramların Önemi İnsanın mahiyetini, insan-eşya ilişkilerini ve insanların birbiri ile olan münasebetlerini izah edebilmek için kelimelere muhtacız. Genellikle "Anlaşma maksadıyla kullanılan işaretler ve sesler sistemi" şeklinde tarif olunan dil, Allahû Teâla (cc)'nın insanlara bahşettiği bir nimettir. Hz. Âdem (as)'a eşyanın bütün isimleri öğretilmiştir. Şimdi ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesajlar
    659
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Kelime Ve Kavramların Önemi

    Kelimeler ve Kavramların Önemi
    İnsanın mahiyetini, insan-eşya ilişkilerini ve insanların birbiri ile olan münasebetlerini izah edebilmek için kelimelere muhtacız. Genellikle "Anlaşma maksadıyla kullanılan işaretler ve sesler sistemi" şeklinde tarif olunan dil, Allahû Teâla (cc)'nın insanlara bahşettiği bir nimettir. Hz. Âdem (as)'a eşyanın bütün isimleri öğretilmiştir. Şimdi bu olayın mahiyetini Kur'ân-ı Kerim'den nakledelim:"Hani Rabbin meleklere: `Muhakkak ben yeryüzünde, (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım' demişti. (Melekler) de: `Biz seni hamdinle tesbih ve seni takdis, (ayıplardan, eş koymaktan, eksikliklerden tenzih) edip dururken yerde (orada) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi, yaratacaksın.' demişlerdi. Allah (da): `Sizin bilmeyeceğinizi herhalde ben bilirim' demişti. Âdem'e bütün isimleri öğretmişti. Sonra onları (onların delâlet ettikleri alemleri, eşyayı) meleklere gösterip: `Sâdıklar (doğrucular) iseniz, (her şeyin içyüzünü biliyorsanız) bunla adlarıyla bana haber verin' demişti."2 Bu âyet-i kerimelerde, yaratılış anındaki hadise haber verilmektedir. "Ve alleme âdeme' I-esmâe küllehâ" lafzâ-i celâlinde, Hz. Âdem (as)'e eşyanın bütün isimleri ve lişanın ta'lim ettirildiği beyan edilmiştir.3 Nitekim Rahman Sûresi'ndeki "allemehû'l-beyan" âyet-i kerimesi, konuşmanın bizzat Allahû Teâla (cc) tarafından bir fıtrat olarak bahşedildiğinin delilidir 4 İnsanlar doğuştan herhangi bir ilme sahip değildirler. Ancak fıtrî yapısı "emanet"i yüklenmesi sebebiyle diğer varlıklardan üstündür. Kur'ân-ı Kerim'de "Allah sizi, annelerinizin karnından, kendiniz hiçbir şey bilmiyorken çıkardı"5 buyurulmuştur. Bu durumda; insan hangi kavimden olacağına kendisi karar veremediği gibi, hangi dili konuşacağına da karar veremez. Dolayısıyle dillerin birbirine üstünlüğü iddiası, hiçbir mahiyet arzetmemekte olup, ırkçılığın değişik bir şeklidir. Bu noktada "Mukaddes Dil" teorilerinin kaynağına bir göz atmakta fayda vardır.



    Muharref Tevrat'ın Hükmü



    Muharref Tevrat; "Hz. Âdem (as)'in İbrânice konuştuğunu, dolayısıyle ilk konuşulan dilin `İbrâni dili' olduğunu esas almıştır. Diğer diller, İsrailoğulları Babil esaretine düştükleri zaman, "İbrânice" esas alınarak tanzim edilmiştir.6 Yahudiler yeryüzünde ilk dilin İbrânice olduğu iddiasına o kadar sıkı sarılmışlardır ki, İbrânice'yi azınlık oldukları dönemlerde bile unutmamaya azami gayret sarf etmişlerdir. Nitekim İsrail Başbakanlarından Ben Gurion'un şu sözleri, bu husustaki hassasiyetlerini gösterir: "Sadece yüzyıl önce, dünyada ana dili İbrânice olan tek bir yahudi yoktu. Bu gün ise milyonlarca insan İbranice konuşmaktadır."



    Dili muhafaza hususunda sadece yahudilerin hassas olduğunu iddia etmek güçtür. Her kavim, kendi dilini muhafaza etmeyi en önemli vazife telâkki etmektedir. Modern devletlerin, tesbit ettikleri "Resmî Dil"in dışında kalan dillere, düşmanca tavır takınmaları bir gerçektir.s Bu hastalığın kaynağı,1789 Büyük Fransız İhtilâlidir.



    Fransız İhtilâli ve Şeytânî Vesveseler



    1789 Büyük Fransız İhtilâline kadar her kavim kendi dilini, hiçbir siyasî baskıya uğramadan konuşuyor ve öğreniyordu. Ancak ihtilâlden sonra filozoflar, Fransız halkına tek bir ulusal dili kabul ettirmeyi "mukaddes görev" olarak nitelendirince, yer yerinden oynadı. Güneşin altında bir yer işgal eden her kavim, kendi dilini korumayı ve geliştirmeyi ibadet gibi kabul edince, mücadele hızlandı. Dil anlaşmazlığı, her devlet içerisinde "azınlıklar" problemini ön plâna çıkardı. Devlete hakim olan kavim, kendi dilinin dışındaki hiçbir dile hayat hakkı tanımıyordu.9 Sosyologlar "Millet" olabilmenin şartların başına "dil birliği" maddesini yerleştirmişlerdi. Tabii "Millet" kelimesi de, "inanç birliği" manâsından sıyrılıyor, "kavim" manâsına sokuluyordu. Büyük Fransız İhtilâli, yepyeni ideolojileri ve ilimleri ihraç etmeyi esas alıncâ, bütün dünyada "Dil Meselesi" savaş konusu haline geldi. Abdullah Cevdet'in de itiraf ettiği gibi; "Medeniyet-i hâzıra bir seyl-i hurûşandır ki mecrası Avrupa kıtasını aşmıştır, önüne gelen her mevaniyi (engeli) ba kemali şiddet, ziru zeber eder. Ahali-i müslime bu seylabe-i medeniyete mukavemetten ihtiraz etmelidir. Hayat-ı millîlerini ancak bu cereyana tâbiîyyet ile temin edebilirler." 10



    İslâm topraklarında "çağdaş uygarlığın" nasıl yayıldığı malûmdur. Çağdaş uygarlık karşısında "aşağılık duygusuna" kapılanlar, batılı kavramların ateşli taraftarları olmuşlardır. Batıda demokrasi ve cumhuriyet hızla yayılırken, Batı hayranları "en iyi demokrasi İslâm'dadır" veya "tek cumhuriyet sistemi İslâmî olabilir" gibi cümlelerle, sentezlere gitmeyi esas almışlardır. Demokrasiyi savunabilmek için, Hz. Ebû Bekir (ra)'in Ben-i Saide'de halife seçilişini misâl verenler, Hz. Ömer (ra)'in vasiyet yoluyla bu makama geçtiğini gizleyebilmek için, ne yapacaklarını şaşırmışlardır. İşte bu hengâmede birçok ideoloji "İslâmî" maskeler alarak, insanların karşısına çıkmayı başarmıştır. Bugün başta Mevlâna ve Yunus Emre'nin "hümanist"(!), Hacı Bektaş Veli'nin "demokrat" Şeyh Bedreddin'in "komünist" ilân edilmesindeki mantık budur.



    Muhakkak ki, bu hazırladığımız eser bir lûgat değildir. Günlük hayatta sürekli kullanılan birçok ıstılâhın, mahiyetini ortaya koymak niyetiyle yola çıkmıştır. Istılâhta "ûlemanın ittifakı" önemlidir. Meselâ: Türkiye Cumhuriyeti lâik bir devlettir. Bu gerçek ışığında "Türkiye Cumhuriyeti gayri meşrû bir devlettir" denilse yadırganır, hatta savcılar hemen harekete geçer. Buradaki "gayri meşrû" kelimesi "şer'î olmayan" mânâsınadır. Dolayısıyla, "Türkiye Cumhuriyeti şer'î bir devlet değildir" şeklinde izahı mümkündür. Bugün, bunun gibi binlerce kavram anlaşılmaz hâle gelmiştir.

    Maddeler kaleme alınırken, mümkün mertebe kaynakları zikredilmiştir. Bu, okuyucudan çok o konularda araştırma yapacak kimseler için önemlidir.


+ Cevap Ver

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331