+ Cevap Ver
2 sonuçtan 1 ile 2 arası
Like Tree2Beğeniler
  • 2 Post By essirra

Taif'te Bir bağda..

 ISLAMİ FORUM - ISLAMSELI.NET Katagorisinde ve  Islamseli.Net Forumunda Bulunan  Taif'te Bir bağda.. Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Tâif’te bir bağda bir Nebî iki melek ve iki mümin buluştuğu an... Peygamberimiz; Nübüvvet’in onuncu yılında, Şevval ayının bitmesine üç gece kala, yanına Zeyd b. Harise’yi aldı. Yürüyerek Taif’e gitti. Peygamberimizin maksadı, Kureyş müşriklerine karşı kendisini barındırmalarını, korumalarını, kendisine yardımcı olmalarını Allah katından getirdiği şeyleri kabul etmelerini istemek ve Allah’a ...

  1. #1
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2012
    Mesajlar
    347
    Tecrübe Puanı
    8

    Standart Taif'te Bir bağda..

    Tâif’te
    bir bağda
    bir Nebî
    iki melek
    ve iki mümin
    buluştuğu an...

    Peygamberimiz; Nübüvvet’in onuncu yılında, Şevval ayının bitmesine üç gece kala, yanına Zeyd b. Harise’yi aldı.
    Yürüyerek Taif’e gitti.

    Peygamberimizin maksadı, Kureyş müşriklerine karşı kendisini barındırmalarını, korumalarını, kendisine yardımcı olmalarını Allah katından getirdiği şeyleri kabul etmelerini istemek ve Allah’a imana davet etmekti.

    Peygamberimiz Taif’e varınca, orada Sakif kabilesinin ileri gelenlerinden bazı kimselerle buluştu.
    Kendisinin, Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olduğunu bildirdi. Kureyş müşriklerinin uğrattıkları bela ve musibetlerden şikayet etti. Onları, Allah’a imana davet etti.
    İslamiyeti yaymasına yardımcı olmalarını ve Kureyş’ten muhalefet edenlere karşı, kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere yanlarına geldiğini söyledi.

    Onlardan birisi: “Eğer, seni Allah gönderdi ise, Kabe’nin örtüsünü yırtsın atsın!”

    İkincisi de: “Allah senden başka gönderecek kimse bulamadı mı?” dedi.

    Üçüncüsü ise: “Vallahi, ben seninle hiçbir zaman konuşmayacağım!
    Çünkü sen dediğin gibi, Allah tarafından gönderilmişsen, elbette ki benim sana cevap vermemden çok yüksek bir mertebede bulunuyorsun, demektir. Eğer sen, Allah’a karşı yalan söylüyorsan, zaten seninle konuşmam bana yakışmaz!” dedi.

    Taifliler: “Yurdunun halkı ve kavmi seni istememiş, kabul etmemişler, sen de kalkmış bize gelmişsin!

    Biz, vallahi, senin gelişine razı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!” dediler.

    Taiflilerden, ne barındıracak ne de yardım edecek bir kimse görülmedi.

    Peygamberimiz, Sakif kabilesinden hayır geleceğinden ümidini kesmiş olarak yanlarından kalkarken, onlara: “Bana yaptığınız şeyleri gizli tutunuz.” buyurdu.
    Peygamberimiz; kavminin, kendisine karşı cüretlerini artıracak olan bu haberi duymalarını istemiyordu.

    Taifliler, Peygamberimizin bu isteğini de yerine getirmediler. Peygamberimiz, Taif’te on gün kaldı. Sakif kabilesi eşrafından, yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırakmadı.

    Taifliler, Peygamberimizin teklifini kabul etmediler. Gençlerinin Müslüman olmalarından korktular.
    Peygamberimize “Sen hemen yurdumuzdan çık, git; seni kurtaracak yerlere iltica et!” dediler. Peygamberimizi en çirkin ret ile reddettiler. Peygamberimizle alay ettiler. Bununla da kalmayıp aralarından bir takım beyinsizleri ve köleleri kışkırttılar, bağırttılar, Peygamberimize sövdürdüler!
    Halkı Peygamberimizin başına toplattılar. Halkın ipsiz, ayak takımlarını, Peygamberimizin geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.

    Peygamberimiz, aralarından geçerken, attıkları taşlarla ayaklarını yaraladılar, kanattılar! Ayakkabıları, kana boyandı!
    Peygamberimiz, ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar. Yürüdüğü zaman taşa tuttular, gülüştüler!
    Peygamberimize atılan taşlara, Zeyd b. Harise, kendi vücudunu siper etmekte, Peygamberimizi korumağa çalışmakta idi. Atılan taşlarla, onun da başı fena yarılmıştı.
    Taiflilerin beyinsizleri; Peygamberimizi, Utbe ve Şeybe bin Rebia’nın Taif’teki bostanına sığınıncaya kadar taşlayarak takip ettiler. Sonra dönüp gittiler.
    Peygamberimiz onlardan kurtulduğu sırada ayaklarından kanlar akıyordu!
    Peygamberimiz; sığındığı bostandaki bir asmanın gölgesi altına oturdu. Utbe ve Şeybe bin Rebia, Peygamberimize yapılanları seyretmekte idiler.
    Peygamberimiz, ayaklarından akan kanlardan çok muzdarip bir halde idi.
    Bakınca bostanın içinde Utbe bin Rebia ile Şeybe bin Rebia’yı gördü. Onların, Allah’a ve Resulullah’a olan düşmanlığını bildiği için bostanlarında bulunmaktan hoşlanmadı. Yanlarına varmak da istemedi.
    Peygamberimiz; biraz dinlenip sükunet bulduktan ve iki rekat namaz kıldıktan sonra, ellerini semaya kaldırdı ve yüce Allah’a halini şöyle arz etti:

    “Ey Allahım!
    Gücümün azlığını, tedbirimin yetersizliğini, halk nazarında hakir görülüşümü... Sana arz ve şikayet ediyorum!
    Ey merhametlilerin en merhametlisi!
    Sen’sin zayıfların Rabbi ve Sen’sin benim Rabbim!
    Sen, beni kime bırakıyorsun?
    Senden uzak olan ve beni gördükçe suratını asan kimselere mi?
    Yoksa işimi, eline verdiğin düşmana mı bırakıyorsun?
    Yeter ki bir gazabın olmasın bana; aldırmam çektiklerime.
    Ancak şuna inanıyorum ki: Senin afiyetin daha geniştir bana. Gazabına uğramaktan yahut öfkeni hak etmekten, karanlıkları aydınlatan yüzünün Nûruna sığınıyorum.
    Hoşnut kalacağın kadar Sana memnuniyetimi sunuyorum.
    Güç de Senin kuvvet de Senin.”

    Utbe ve Şeybe bin Rebia, Peygamberimizi o halde gördükleri zaman, aradaki akrabalık ilişkisi,

    kendilerini Peygamberimize karşı gayrete getirdi. Addas diye anılan Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona, “Şuradan birkaç salkım üzüm al! Şu tabağın içine koy! Sonra da onu, şu Adam’a götür. Kendisine ondan yemesini söyle!” dediler.
    Addas da öyle yaptı. Üzümü tabakla götürüp Peygamberimizin önüne koyduktan sonra O’na: “Ye!” dedi.
    Peygamberimiz, tabağın içine elini uzattı. “Bismillah!” diyerek üzümden alıp yemeğe başlayınca, Addas, hayretle, Peygamberimizin yüzüne baktı. Sonra da “Vallahi, bu söz, şu beldeler halkının söylemediği bir sözdür!” dedi.
    Peygamberimiz “Ey Addas! Sen, hangi beldeler halkındansın? Dinin nedir?” diye sordu.
    Addas “Hristiyan’ım ben, Nineva halkından bir kimseyim.” dedi.
    Peygamberimiz “Demek sen, salih kişi Yunus b. Metta’nın köyündensin ha?” buyurdu.
    Addas “Sen Yunus b. Metta’nın kim olduğunu nereden biliyorsun? Vallahi, O, Nineva’dan çıkıp gitmiştir. Nineva’da, Metta’nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz. Sen, ümmisin ve ümmi ümmet içinde bulunuyorsun!” dedi.
    Peygamberimiz “Ben, Allah’ın Resulüyüm. Allah bana, Yunus’un haberini bildirdi. O, benim kardeşimdir. Kendisi, bir Peygamber idi, ben de bir Peygamber’im!” buyurdu.
    Addas “Ya Resulullah! Yunus b. Metta’nın durumunu bana haber ver.”
    Peygamberimiz ona, Yunus b. Metta’nın hal ve şanı hakkında yüce Allah tarafından, kendisine vahyolunanları haber verince, Addas: “Ben şehadet ederim ki Sen, Allah’ın kulu ve Resulüsündür!” deyip Müslüman oldu. Peygamberimizin üzerine kapanıp başını, ellerini, ayaklarını öptü!
    Rebia’nın oğullarından biri, diğerine “O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!” dedi.
    Yanlarına, gelince, Addas’a: “Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen, ne için o Adam’ın başını, ellerini ve ayaklarını öptün?” diye sordular.
    Addas, “ Ey Efendim! Bütün yeryüzünde, O’ndan daha hayırlısı yoktur!
    O, muhakkak Resulullah’tır.” dedi. Utbe ve Şeybe gülüştüler. “Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile büyülemiş! Sakın seni Hıristiyanlığından döndürmesin! Çünkü O, aldatan bir kimsedir!” dediler.
    Addas “O, bana öyle bir işi, haber verdi ki, onu, Peygamberden başkası bilemez!” dedi.
    Utbe ve Şeybe b. Rebia, “Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden döndürmesin! Çünkü senin dinin, onun dininden daha hayırlıdır!” dediler.
    Peygamberimiz, Sakîf kabilesinden, hayır gelmeyeceğini anlamış, ne bir erkeğe ne de bir kadına İslamiyeti kabul ettirememiş olmaktan dolayı üzgün ve kederli bir halde, Tâif’ten ayrılarak Mekke'ye yönelmişti.
    …..
    Hazreti Âişe, bir gün, Peygamberimize “Yâ Resûlullâh! Senin başına, Uhud gününden daha şiddetli bir gün geldi mi?” diye sormuş, Peygamberimiz de, “Senin kavminden çektiğim, çektiklerimin en çetini idi.
    Tâif’e gidip kendimi, Abd Yâlil bin Abd Külâl’a arz edip, bana, yardımcı olmalarını istediğim zaman, isteğimi kabul etmemişti.
    Ben de, üzgün bir halde (Mekke’ye yönelip) yüzümün doğrusuna gittim durdum.
    Ancak Karnüsseâlip’de, kendime gelebildim. Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.
    Tekrar baktım. Bir de ne göreyim? Bulutun içinde Cebraîl var! Hemen, bana, seslendi:
    “Şüphe yok ki, Allâh, kavminin sana söylediklerini ve sana cevaplarını işitti de, onlar hakkında

    dilediğini, kendisine emredesin diye sana dağlar meleğini gönderdi!” dedi.
    Dağlar Meleği, bana seslendi ve selâm verdi, sonra da : “Yâ Muhammed! Şüphe yok ki Allâh, kavminin sana söylediklerini işitti.
    Ben, Dağlar Meleği’yim! Rabb’in dilediğini bana emredesin diye, beni sana gönderdi.
    Şimdi, ne dilersen dile!
    Eğer, onların üzerlerine, iki Ahşeb (dağ)’ı kapamamı dilersen dile kapayıvereyim, dedi. Ben de dedim ki:

    “Hayır!
    Ben onların helak edilmelerini istemem!
    Bilakis Allâh’ın, onların nesillerinden, yalnız Allah’a ibadet edecek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını umarım!”

    (Geniş bilgi için bkz. M.Asım Köksal, İslam Tarihi, 5)

    Taif Notları:
    Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz başta olmak üzere, bütün nebiler ve onların davalarını gelecek nesillere taşıma aşkını yaşayanlar, insanın tahammül gücünü zorlayacak sıkıntılara, göçlere, taşlanmalara, kovulmalara, hakaretlere katlandılar. “Bu kadarı da fazla” anlamına gelebilecek bir tepki göstermediler. Allah’ın kendilerini nasıl ve ne ile imtihan ettiğine aldırmadılar; “yeter ki Sen Razı ol Rabbim”, dediler. Sabrın en güzel örneklerini dağa taşa, Taif’e yazıp gittiler.
    Allah’ın dinini omuzlananlar, bunaldıklarında dertlerini açacakları nihai makamın Rableri olduğunu bildiler. Dertlerini anlattılar ama, bıkkınlık göstermediler. Rahmetten umut kesmediler. Bildiler ki, Cehennem boşuna değil, Cennet de ucuz değildir.
    Küfür azdığı zaman, ne akrabalık ne de bir insanlık kollamaz. Küfür, İslam’dan önce insanlıktan çıkmanın adıdır.
    İslam’in tarihi, tam anlamı ile “ölüden dirinin çıktığı” örneklerle doludur. O gün sevgili peygamberimiz kendisine yapılan kabalıklara karşı beddua etme yerine, geleceğe umutla bakan duasını dillendirmesi, çok geçmeden İslam’ın gür sesinin yükseldiği kalelerden bir kale olan Taif’i getirdi.
    £laf ve Karani Bunu Beğendiniz.

  2. #2
    Administrator £laf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2010
    Yer
    Benim sessizliğim içimde
    Mesajlar
    5.757
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Cevap: Taif'te Bir bağda..

    ALLAH cc razı olsun .güzel paylaşım ...
    Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım

    Aklımdan çıkmasın diye, kalbime tembihledim;- Fânisin ! Acizsin ! Emanetsin !


    Bugün hazirim olmeye diyebilecek miyiz acaba?

+ Cevap Ver

Benzer Konular

  1. Bağda izin olsun üzüm yemeye yüzün olsun
    By Furkan in forum Ata Sözleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-28-2012, 09:10 PM
  2. Ey Taif
    By YaŞuHa in forum Şairlerimiz ve Şiirleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08-07-2012, 03:28 AM
  3. Hz Peygamberimizin taif'e gidişleri ve mekkeye geri gelişi
    By DeMir in forum Peygamber Efendimiz (S.A.V)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04-24-2011, 01:32 AM
  4. Huneyn Savaşı ve Taif Kuşatması
    By muhammet in forum Siyer-i Nebi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-17-2010, 11:31 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379