+ Cevap Ver
4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Kaderi okumak, ama nasıl?

 İslami Konular ve kaynakları Katagorisinde ve  Kaza ve Kader Forumunda Bulunan  Kaderi okumak, ama nasıl? Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Kaderi okumak, ama nasıl? KUR’ÂN ÂYETLERİYLE Rabbimizin biz mü’minlere en ziyade hatırlattığı hususlardan biri, İblis’in insana karşı onulmaz kini, bitmez hasedidir. Kendisinden düşük gördüğü insanın şeref ve kıymetini takdire yanaşmadığı için, ona bu şeref ve kıymeti bahşeden Rabbü’l-âlemîn’e de isyan etmiş; ve sonra, insan soyunun tamamını kendi düştüğü derekeye düşürerek ...

  1. #1
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    ~ஐALmanYaஐ~
    Yaş
    29
    Mesajlar
    769
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart Kaderi okumak, ama nasıl?



    Kaderi okumak, ama nasıl?






    KUR’ÂN ÂYETLERİYLE Rabbimizin biz mü’minlere en ziyade hatırlattığı hususlardan biri, İblis’in insana karşı onulmaz kini, bitmez hasedidir. Kendisinden düşük gördüğü insanın şeref ve kıymetini takdire yanaşmadığı için, ona bu şeref ve kıymeti bahşeden Rabbü’l-âlemîn’e de isyan etmiş; ve sonra, insan soyunun tamamını kendi düştüğü derekeye düşürerek içindeki hasedi dindirmeye yeltenmiştir.

    Bu çabası içinde şeytanın ahdettiği birşey vardır: önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokularak, insanı Allah’ın hak yolundan saptırmak.

    Bu dört yön, şeytanın insana karşı kurduğu tuzakların niteliğini de haber verir.

    İblis insanlara önlerinden yanaşır; yani onu gelecek korkusuyla, ‘gelecek zaman’a dair endişe ve hesaplarla kaydırmaya çalışır. Arkalarından yanaşır; yani geçmişe dönük hesaplarla, geçmişin bazı olaylarını insanın zindanı haline getirerek, geçmişte yaşadığı bazı olay ve durumlardan bir isyan ve küfür hali devşirerek insanı saptırmaya girişir. Solundan da yanaşır insana; yani nefsin önüne koyduğu küfranî cazibeler, zehirli ballar, haram lezzetler ile onu hak yoldan alıkoymak ister.

    Ve, insana, sağından da yanaşır. Yani, doğru ölçüleri yanlış bir sûrette tatbik ettirmek; hakikatin muvazenesini bozarak insanı istikametten alıkoymak sûretinde de insanı saptırmaya çalışır. Bilhassa mü’minlerin dikkat etmesi gereken şeytan tuzakları, bu yön üzerinde kuruludur.

    Kulağa her zaman hoş gelen, hele ‘kişisel gelişim’ rüzgârının mü’minleri de ‘mü’minâne kişisel gelişim’ üzerinden etkilediği bir zamanda daha da hoş gelen bir tabir olarak ‘kaderi okumak,’ bu bakımdan, ölçüsü ve sınırı çizilmesi gereken bir söz olarak çıkar karşımıza. Çünkü görülen odur ki, insanı Allah’ın hak yolundan saptırmak için ona ‘sağından’ da yanaşan İblis, ‘kaderi okumak’ görüntüsü altında da doğru ölçüleri yanlış yerde tatbik ettirmekte, hakikatin muvazenesini ve tenasübünü böylece tağyir ve tahrife teşebbüs etmektedir.

    Bunun dört tezahürü çıkar öncelikle karşımıza:

    İlki, böylesi bir ‘kaderi okumak’ görüntüsü altında, ilâhî takdirin âdeta ‘determinizm’in kalıplarına hapsedilmesidir.

    İkincisi, bu deterministik şartlanma içerisinde, olumsuz durumlar üzerinden, ümidin darbe görmesidir.

    Üçüncüsü, böylece, mü’minlerin dünyasında merhametin de yitip gitmesidir.

    Ve dördüncüsü, “Müstahak olundu ki böyle oldu” diye özetlenebilecek Cebriye kokulu bir ‘takdir’ ve ‘adalet’ görüntüsü altında, zulme karşı tepkisizliğe dinî ve kaderî bir kisve giydirilmesidir.

    Açacak olursak:

    Yaşanan olaylara ‘kader’ açısından bakma ve olayların bu seyirde cereyan etmesinin ardındaki ‘ilâhî takdiri okuma’ çabası içerisinde, ‘belirli sebeplerin belirli sonuçları doğurduğu’ bir ‘kaderî determinizm’ sıklıkla çıkıyor karşımıza. “Başımıza niye bu geldi?” “Çünkü şu noktada bir hatamız oldu.” Yani? “Bu hatamız olmasa idi, başımıza böyle birşey gelmeyecekti.” Veya, pozitif bir durum için düşünelim. “Neden böyle güzel bir ihsan bize nasip oldu?” “Çünkü şu noktada Allah’ın lütfunu iktiza eden bir kesbimiz var ki oldu.” Yani? “Bu kesbimiz olmasa idi, bu ihsana mazhar olmayacaktık.”

    Oysa biliyoruz ki, hayatın içinde inişler de, çıkışlar da vardır. Yaşanan her musibetin bir hataya ceza veya keffaret olarak gelmesi gerekmediği gibi, gerçekleşen her ihsanın bir liyakata binaen gelmesi de gerekmez. Şu dâr-ı imtihanda, Allah kullarını imtihan eder. Meselâ dilediğine rızkını genişletir, dilediğine ancak yetecek kadar verir. Dilediğine sıhhat bahşeder, dilediğini hastalıklarla imtihan eder. Rızık genişliğini mutlak hayr, rızık darlığını ise mutlaka hata işareti olarak göremeyiz. Aynı şekilde sıhhatlilik halini isabet işareti, hastalık halini ‘hata işareti olarak göremeyiz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği üzere, “En çok musibete uğrayanların peygamberler, velîler, ve peygamberlere ve velîlere benzeyenler olması” gerçeği, böylesi bir determinizmi nakzeder. Yeryüzünde en büyük ve çeşitli musibetlere uğrayan kişi, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamdır. Oysa hiç kimsenin, onun hayatını “Ne oldu da buna müstehak oldu?” diye okumaya hakkı yoktur. Okuyan da, ‘kaderi okumuş’ olmaz, ‘rahmeten li’l-âlemîn’ ve ‘habibullah’a karşı edepsizlik etmiş olur. Demek ki, yaşanan olaylardan kaderî bir işaret ve ders çıkarma çabası, her olayı ne yaptım-ne oldu determinizmine hapsetme sonucuna yol açmamalıdır.

    Böyle bir deterministik okumanın, başına ekseriya iyi şeyler gelen insanları yanlış ve ‘iyimser’ bir okuma ile modern zamanların din adına dünyevîlik üreten Protestan püritenlerine dönüştürme ihtimali olduğu gibi; gerçekte ‘peygamberlere ve velîlere’ varis olabilecek bir istidadda olduğu içindir ki Allah’ın musibetlerin tazyikiyle ilmelyakînden aynelyakîn ve hakkalyakîne doğru urûc etmesini murad ettiği kulları bu musibetleri tam aksine bir ‘gadab tokadı’ olarak okuyarak onulmaz bir ümitsizliğe duçar olabilir. Olabilmektedir de.

    Üçüncüsü ve sanırım bilhassa hem iç dünyalarımız, hem dış dünyaya dair tahlillerimiz açısından en önemlisi, kaderi böylesi bir kafayla okumanın, bizi ‘rahmet’ ve ‘merhamet’ten alıkoymasıdır. “Filan niye kaza geçirdi?” “Kimbilir ne halt işledi ki geçirdi.” “Feşmekân kadının çocuğu niye hasta olmuş acaba?” “Kimbilir kalbinde ne fesatlık vardı ki başına bu hastalık geldi.” “Filan ülkede deprem olmuş.” “Eh, müstehak idiler ki olmuş.” “Filan şehri sel basmış.” “Niye bu ülkede başörtüsü yasağı var?” “Mesture kızların aklından neler geçiyor ki Allah onları böyle imtihan ediyor!”

    Görüldüğü gibi, ölçüsü ve sınırları çizilmemiş böylesi bir ‘kaderi okuma’ görüntüsü altında, başına bir musibet gelen her insanın arkasına bir yafta yapıştırma ve böylece o musibetzedelere rahmet ve merhamet nazarıyla bakma imkânını yitiriyoruz. Aklımız yaşanan musibetten sözümona ‘hikmet’ devşirirken, merhamet yitip gidiyor kalblerimizden.

    Ve sadece merhamet değil... Böylesi bir okumanın dahilinde, daire-i esbabda üzerimize düşen bir vazife, meselâ dara düşmüşün yardımına koşma vazifesi, haksızlığa uğrayanın hakkını iadesi için çaba gösterme vazifesi, zalimin zulmüne engel olma vazifesi unutulup gidiyor. Masumun, mağdurun, mazlumun, musibetzedenin yaşadığının ardında bir ‘ilâhî tokat’ ve ‘ikaz’ ararken, zulmü gidermenin, adaleti ikâme etmenin bu dünyada mü’minlerin boynuna yüklenmiş bir ‘emr-i ilâhî’ olduğu gerçeği yitip gidiyor nazarlardan.

    Kimbilir, kaderin böylesi bir surette okunması, en başta daire-i esbabdaki bu sorumluluğumuzdan kaçmak için, zayıf mazlumu müdafaa edeyim derken muktedir zalimin hışmını üzerimize çekmekten korktuğumuz için ürettiğimiz bir kaçamaktır belki de...

    Bütün bu satırlar okunurken, nice akıllarda itiraz oklarının sivrildiğini fısıldıyor sezgilerim. Hele hele, “Ama Bediüzzaman da böyle yapmıyor mu?” kabilinden soruların ortalığa doluştuğunu hissediyorum.

    Yolumun ışığı, hayatıyla ve eseriyle aydınlandığım Bediüzzaman’ın ‘kadere dair’ okumalarını, evet, biliyoruz.

    Ama kadere dair böylesi bir okuma ile onun ‘kaderi okuması’ arasında, Cebriye ve Mu’tezile ile Ehl-i Sünnet itikadı kadar farklar var.

    Bediüzzaman Birinci Dünya Savaşının ardından bir ‘kaderi okuma’ nümunesi olarak “Rüyada Bir Hitabe”yi yazmıştı meselâ; ama ya Birinci Dünya Savaşında neredeydi Bediüzzaman? Bizatihî o savaşın içindeydi, bir yanda tefsirini yazarken bir yandan kâfire karşı bilfiil cihad ediyordu, bu halde iken yaralanıp esir düşmüştü. “Rüyada Bir Hitabe”yi yazdıktan sonra da, bir mücahedenin içinde gördük onu. “Başa gelene müstehakız” cebriyeciliği içinde bir teslimiyet hali üzere değil. Şu yatay düzlemde, sebepler dairesinde üzerine düşeni bedeli ne olursa olsun göze alıp yaptıktan sonra ‘takdiri okuyan’ biriydi Bediüzzaman; yatay düzlemde üstüne düşenden kaçmak için ‘kaderi okuyan’ biri asla değil...

    Onu, bir ‘kaderi okuma’ nümunesi olarak ‘şefkat tokatları’nı yazarken de görmüştük. Ama rızası olmayanın ismini anmadan. Ve yaşanan olayı asla ve asla bir ‘oh olsun’ üslubuyla okumadan, bir dışlama vesilesi kılmadan...

    Ve en önemlisi, yaşanan musibetin ardında tek bir ihtimali değil, iki ihtimali gözeterek. Yaşanan musibet ya geçmiş günahlara karşı bir uyarı ve keffarettir ümidini, veyahut bu musibet yaşanması murad olunan bir terakkiye vesile olmak içindir ümidini besleyerek...








  2. #2
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesajlar
    1.032
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart

    Allah Razı olsun....

  3. #3
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yaş
    30
    Mesajlar
    2.114
    Tecrübe Puanı
    13

    Standart

    Emegine saglık sıla kardeşim .

  4. #4
    Paylaşımcı Üye
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Yer
    ~ஐALmanYaஐ~
    Yaş
    29
    Mesajlar
    769
    Tecrübe Puanı
    11

    Standart

    Amin Allah sizlerdende razi olsun..

+ Cevap Ver

LinkBacks (?)

  1. Yandex
    Refback Bu Konu
    01-13-2015, 04:14 AM

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 09-11-2011, 01:22 PM
  2. Kaderi bilmeyenler durumu nasıl olacak
    By DeMir in forum Kaza ve kadere iman etmek
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10-28-2010, 03:14 PM
  3. Her şeyin bir kaderi var
    By ekecikli24 in forum Kaza ve Kader
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-01-2010, 04:28 PM
  4. Kaderi bilmeyenler
    By cann in forum Kaza ve Kader
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-06-2010, 07:33 PM
  5. Her şeyin bir kaderi var
    By cann in forum Kaza ve Kader
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-06-2010, 07:18 PM

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
^

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379